Kânunun ruhu
Önce Kasımpaşa’ya daha sonra da Eyüp Spor’a devlet tarafından “kayyum” atanınca sahibi aynı olan iki takım aynı ligde oynayamaz, bunlardan birisi alt lige düşürülür minvalindeki kural hatırlatılarak bir tartışmadır başladı.
Aslında bu tartışma kamu otoritesi açısından geçerli değil, ilgili maddede “gerçek ve tüzel kişilik” tanımı var. Burada bahsedilen “tüzel kişilik” lafzı ile kanun koyucu anonim şirket, vakıf, dernek gibi tek bir sahibi olmayan kuruluşları kastediyor, yoksa niye kendini tanım dışı bıraksın. Kamu veya özel demiyor ki kanunun va’zında gerçek veya tüzel diyor.
Baron Montesquieu meşhur eseri ( L'esprit des Lois) Kanunların Ruhu’nda uzun uzun karşılaştırmalı hukuk ve toplumsal siyaset teorisinde bunlardan bahsetmiştir. Sadece lafzen oraya yazılan ibare değil buna sebep olan ortam ve önlenmek istenen mahzurlar da bu “ruh”la doğrudan ilişkilidir.
Her iki kulübümüze de devralan müessese TMSF diye bildiğimiz Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’dur ve her ikisine de ayrı ayrı kişiler yönetici olarak atanmıştır. Bazı gazeteci dostlarımız kanunun zadece lafzından hareketle amaçladığı ruhu ve kastettiği yararı göz ardı ederek iki takımdan birisinin küme düşürülmesi gerektiğini beyanla hukuk nosyonu konusunda “nâkıs” hüküm inşa etmiş olmaktalar.
Önce Kasımpaşa’nın ve ardından Eyüp Spor’un yönetici ve sahiplerinin elinden alınarak kamuya devredilmesi gene kamu menfaatini gözeten hukuki bir uygulamadır. Bu iki kulübümüzü portföyünde bulunduran kişilere yönelik belli yaptırımlar söz konusu olduğu için diğer şirketleriyle birlikte birer anonim şirket hüviyetinde bulunan futbol takımlarına da operasyon yapılmıştır. Hukuki süreç devam etmektedir. Kasımpaşa’nın satışı ve elde edilen meblağın Maliye’ye gelir olarak kaydedilmesi gündemdedir. Belki yakın zamanda yerli/yabancı bir yatırımcının Eyüp Spor’a talip olmayacağını kimse söyleyemez. Semtte gençlerin gündeminde Katarlılardan, Suudilere kadar her gönülde bir aslan yatmaktadır.
Sanatçılar, siyasetçiler, menajerler, spor yöneticileri, eski/yeni futbolcular, spiker/sunucular gibi birçok meslekten insan son bir sene içinde çeşitli ithamlar ve iltisaklarla gözaltına alındı. Kimi halen içeride, kimi itirafçı oldu, kimisi de “sıra bize ne zaman gelecek” endişesiyle hayatına devam ediyor.
Türk devlet aklının sistemde tıkanmaya sebep olan “her türlü” engeli bertaraf ederek akışkanlığı sağlaması yani bir “anjiyo” operasyonu olarak adlandırabileceğimiz bu iş ve işlemler 2026 takvim yılında da süreceğe benziyor.
Spor ve bahis konularında İngiltere kaynaklı yasa dışı bahis ve suç gelirlerinin aklanmasına aracılık edenlerle ilgili İnterpol tarafından TFF ve adli makamlara intikal eden hacimli bir dosya olduğu biliniyor. UEFA’nın buna istinaden iç hukuk yollarının işletilmesine yönelik bir süre verdiği ve konunun “domestic” olarak halledilmesi beklendiği de konuşuluyor.
Umarız ve dileriz ki tüm bu süreçlerde kurunun yanında yaş da yanmasın. Kim gerçekten suçlu ise o ceza alsın ve “sistem” adalet ve liyakat üzerinden kendini onarsın. Bu şunun adamı, şu bunun hemşehrisi, öbürü diğerinin kayınçosu türünden koruma/kollama bahaneleri üretilmeden titreyip kendimize dönelim. Haydin Allah’a emanet.
“Dörtnala gelip Uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.”