Yeni bir dünya düzeni kuruluyor: Davos’tan iki alternatifin hikayesi
Davos’ta fakirlerin zenginleri protesto ettiği eski güzel günleri özlüyorum. Bugün durum çok daha karışık. Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. “Yeni Dünya Düzeni” tanımlamaları hiçbir zaman kulaklara çok hoş gelmez, çünkü düzenler bir günde kurulmadığı için bir belirsizliği içerir. Ayrıca her düzen yeni bir statüko tanımlamasıdır ve kimin içeride kimin dışarıda olduğunu yeniden tanımlar. Kısaca üzerinde tamamen uyuşulmuş görünse bile her düzen elbette biraz dışlayıcıdır. Bugün Trump Yönetiminin kurmaya çalıştığı düzen üzerine tam bir uzlaşı sağlanmış da değil üstelik. Trump, bu seneki Davos Zirvesini kendi dünya vizyonunun bir denemesini yaptığı bir platform olarak kullandı. Hem Davos yolunda hem dönüşte bol bol mesaj verdi. Trump’ın yeni dünya vizyonu denemesi yüzde yüz başarıya ulaşmamış olsa da ABD’yi bu yarı başarı hayal kırıklığına uğratmamış görünüyor. Ayrıca, Trump Yönetiminin getirmek istediği vizyon kendi kendine çizdiği karikatürden farklı bir derinliğe de oturuyor. Dolayısıyla bu geçişi, bu yeni dünya düzeni ilanı mücadelesini dikkatlice izleyenler ve olayı sadece “ABD protesto edilmeli” kolaycılığı ile görmeyenler var.
AVRUPALILAR DİRENİYOR AMA ELDE EDİLEN BİR ZAFER YOK
Trump, Davos’ta birilerini dürtmek için iki sopa kullanmış görünüyor. Her iki sopa da en nihayetinde Avrupalıların kafasına indiğinden Batı Avrupa “birlik içerisinde protestosunu göstermeyi” ve “direnmeyi” önemsedi. Belçika başbakanının Davos’ta ifade ettiği gibi Batı Avrupa ABD hegemonyasının payandası olmayı önemsemiyordu ama şimdi kendisine bir köle gibi davranılıyor. Üstelik bu köle mutsuz. Hegemonik anlayışın Neo-Gramscian temellerini sarsan bir Batı Avrupa mutsuzluğu ile karşı karşıyayız. Kimi platformlar, özellikle ABD’nin Grönland meselesi üzerinden bazı Avrupa ülkelerine yönelik gümrük vergisi tehdidini geri çekmesini önceleyerek Avrupa’nın direncinin Trump’a geri adım attırdığı yorumlarında bulunmuşlar. Avrupalıların, ABD’nin tehditlerine karşı Washington’a yönelik vergi artırma kararı alması yani “dişe diş” gibi bir ilke benimsemesi elbette önemli. Sürdürülebilir mi emin değilim ama Avrupalıların hala esas gücünün ekonomik olduğunu bildiklerini gösteriyor, bu ekonomik güç ABD’nin çok saygı duyduğu bir küresel ekonomik statüye işaret etmiyor ama Washington maliyetle karşılaşabileceğinin farkında. Bu tip ciddi tehlike anlarında (zira Danimarka’nın toprak bütünlüğü söz konusu) Avrupalıların aralarındaki farklılıkları aşma yolunu bulabildiğini de bir kez daha gördük. Yine de Avrupalıların yüzünden düşen bin parça. Çünkü elde edilenin bir zafer olmadığının farkındalar.
KORUNAMIYORSAN YEM OLURSUN
Trump’ı -büyük ihtimalle- Avrupa’ya yönelik tehditlerini şimdilik ertelemeye ve Avrupalıların, başta da İngilizlerin Amerikan askerleri ile birlikte II. Dünya Savaşı’ndan Afganistan ve Irak’a birçok yerde yan yana öldüğünü itiraf etmeye iten şey Avrupalıların birlik beraberlik gösterisi değildi, büyük ihtimalle Trump, Rutte ile yaptığı konuşmadan memnun ayrıldı. NATO Genel Sekreteri Rutte, Avrupa inatçılığını sergilemeden Trump ABD’si ile nasıl konuşması gerektiğini biliyor. Zaten Davos öncesi Danimarka ve Grönland’ın egemenlik haklarını teslim ederken, Rutte Trump’ın endişelerini anladığını da söylemişti. Trump’a göre, Ulusal Güvenlik Strateji Belgesine (NSS) göre ve cuma akşamı ilan edilen -yeni adıyla- Savaş Bakanlığı yani Pentagon’un Ulusal Savunma Belgesi’ne (NDS) göre Grönland ABD için hayati önemde bir nokta ve buradan taviz verilemez. Trump, tuhaf yapay zekâ videoları (kâh penguenlerle
ABD bayrağını Grönland’a taşıyor, kâh Avrupalılara tüm Batı Yarımküreyi-Grönland dahil- ABD bayrağı altında gösteren haritalar sunuyor) paylaşmaya ve Grönland’ı öyle veya böyle, o veya bu formülle alacaklarını ifade etmeye devam ediyor. Grönland, ABD açısından önemli çünkü Panama Kanalı ve Meksika/Amerika Körfezi ile beraber ABD varlığının erişimine her daim açık olmak zorunda. Bu noktada Avrupalılara göre bir tuhaflık var. Pek çok Danimarkalı ya da Brükselli yetkili ya da Grönlandlı yöneticiler ABD’nin zaten Grönland’da istediği gibi at koşturduğunu -ya da teorik olarak koşturabileceğini söylüyor-. ABD-Danimarka Savunma Anlaşmaları, Danimarka’nın önce Nazi sonra Sovyet işgal korkusundan ve kendisine bir sığınak bulma isteğinden kaynaklandığından Washington’a oldukça büyük pazarlık gücü vermişti. Tabi bugün Grönland, Danimarka’nın özerk bir bölgesi ve halkı kendi kaderini tayin hakkına sahip ama Grönlandlılar da temelde -özellikle kritik maddenler konusunda- ABD ile iş yapabileceklerini, ticarete açık olduklarını söylüyorlar. Rusya varlığı Kuzey Deniz rotasında tabi ki var ama ABD Grönland’daki askeri-istihbaratı varlığı sayesinde Rusya’yı gayet rahat takip edebiliyor. Danimarkalı yetkililer, istiyorsa “altın kubbe de” inşa etsin canım, yeter ki nazikçe sorsun modundalar. Çin tehdidini ise kimse çok anlamamış. Olaya kapasiteden çok niyetler üzerinden okuyanlar Çin, Grönland’a yaklaşmıyor bile diyorlar. Oysa ABD, Grönland dahil belirli noktalara erişimi konusunda hiçbir engel görmek istemediğini söylerken “rica etme zahmetinden” ya da “sığınak, hami/koruyucu olma yükünden” de bağımsız olmak istediğini vurguluyor.
ORTA BÜYÜKLÜKTE GÜÇLER, ORTA/GÜNEY KORİDORDAN BARIŞ KURULUNA GİRİYORLAR
Washington’a yakın bazı ideologların çok net açıkladığı üzere “korunamıyorsan ya da koruyamıyorsan yem olmaya hazır ol”. Küçük güçler için ya da refah devletleri için fazla bir seçenek kalmamış görünüyor. Herkes kendini ABD’nin kritik ama az miktarda desteği ile sahada savunacak hale gelecek. Bu büyük güçler dışında herkes etkili birer orta büyüklükte güce dönsün demenin bir yolu aynı zamanda. Orta büyüklükteki güçler, uzun bir süredir, stratejik otonomi geliştirmek için askeri yeteneklere yatırım yapıyorlar ve aralarında mümkün mertebe iş birliği, diyalog ve koalisyon kurmaya çalışıyorlar. Trump, büyük ihtimalle BM sistemine alternatif getirmek için, ilginç bir adım attı ve Davos’ta Gazze Barış Planının bir aşamasının da parçası olarak Barış Kurulunu ilan etti. Batı Avrupalılar kurulda yoklar. Belçika var mı, yok mu tam anlaşılamıyor. Avrupalılar, protestoları ve eleştirileri ilkesel olsa da, bu Kurulu, ABD başlarında boza pişirdiği için eleştirilerinin merkezine oturttular. Endişeliler zira Trump’ın gelecekte Grönland dahil atabileceği adımlar için alternatif bir meşruiyet mekanizması kurma derdinde olabileceğini düşünüyorlar. Trump’ın böyle saikleri vardır. Ama sonuçta Doğu-Batı bağlantısallığında Güney Doğu Asya, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya’nın orta büyüklükte devletlerini bir araya getiren bir platform kurdu. Rusya ve Çin’i de davet ettiği düşünülürse yeni ve etkili bir platform üzerinden Küresel Güney’e de dokunan bir “çok taraflılık” denemesinde bulunuyor ve arkaik Batı’yı bunun dışında dövülecekler hanesinde tutmayı seçiyor. Bu çerçevede Yeni Dünya Düzeni denemesi kotarılabilirse, kesinlikle belli bir cazibe gücüne sahip olacaktır.
KANADA VE YEM OLMAK İSTEMEYENLERİN “NORMATİF KURULU”
Bunun karşısında eski Dünya Düzenine ağıt yakmaktansa aynı enlem ve boylamlardan geçen daha yeni bir Dünya Düzeni tanımlamak gerektiğini Kanada Başbakanı Davos’ta açıkladı. Kanada “etik dış politika” dahil adalet, yeniden dağıtım, düzen vb konusunda yaratıcı fikirler geliştirmiş bir siyaset geleneğinden gelir. Bu sefer de Başbakan, eski Dünya Düzeninin hegemonik bir düzen olduğunu, bir yalan olduğunu ve çifte standarttın üretimi üzerinden işlediğini, tüm medeni Batı’nın da bu yalana ortak olduğunu söyledi. Önerisi Kanada, Türkiye, Güney Kore, Endonezya gibi orta büyüklükteki güçlerin bir araya gelip büyük güç acımasızlığına dayalı eski ve yeni dünya düzeni arayışlarına son vermesi, gerçek bir çoğulculuğa dayalı çok taraflılığın inşası. Başbakan “eleştirel” hatta “normatif” sayılabilecek bir konuşma yaptı. Bu konuşmayı çok rahat “Dünya 5’ten büyüktür” geleneğinin peşi sıra koyabilirsiniz. Bu yüzden sadece mekanik bir güçler dengesinden değil, daha adil bir gelişmişlikten bahsedildiğini de düşünebiliriz. Bizim için, Türkiye için etkileyici olan nokta da burada yatıyor. Kanada Başbakanı adlı adınca Türkiye’yi zikrederek Türkiye gibi ülkeleri yeni modelinin merkezine oturttu. Bu arada Türkiye, Ortadoğu’daki bir dizi yakın çalıştığı ülke ile beraber ortak bir açıklama ile Barış Kurulu’na katılmayı kabul etti. Yani hemen hemen Orta Koridor ile Küresel Güney’in kesiştiği jeopolitik/jeo-ekonomik alan için önerilen biri realist ve düzenci diğeri normatif ve düzenci iki yeni dünya düzeni tahayyülü de Ankara’nın kulaklarına ulaşıyor ve kendisi gibi aktörlerle temas kurabileceği platform ve zeminler sunuyor.
Bu iki tahayyül, bir yerlerde, karşıtlıklarından dolayı çatışabilir ama Trump şimdilik olayı “basit bir Kanada” sorunu haline getirmiş durumda. Çinlilerin Kanada’yı ele geçirmek istediği ile ilgili tuhaf bir sosyal medya paylaşımında bulundu. Muhtemelen yapılan atıf Kanada ve ÇHC arasında geçtiğimiz günlerde ilan edilen stratejik ortaklıktan duyulan rahatsızlıkla ilgili. Kanada, orta büyüklükteki güçlerin dünyasından bahsederken bağımsızlığın, otonominin filan altını çiziyordu. Türkiye’den baktığımızda anlaşılmayacak istekler değil bunlar. Ve lakin yeni açıklanan ve doğası gereği NSS’den daha askeri olan NDS’e göre ABD Monroe Doktrinin erdemlerini asla unutmamalı ve Batı Yarımküredeki -askeri- varlık ve erişim üstünlüğünden asla vaz geçmemeli. Bu açıdan Kanada, çok manalı yeni dünya düzeni arayışına biraz geç kalmış olabilir. Olsun bayrak açıldı, Kanada’nın dillendirdiği tahayyülü ileriye götürenler mutlaka olacaktır.