Kıbrıs’ta BM imzalı adaletsizlik: Ankara’dan statüko ezberine sert yanıt

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

“Kıbrıs Adası’nda yarım asırdır barışı temin eden unsur BM Barış Gücü değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcudiyeti ve Türkiye’nin etkin garantisidir.”

Kıbrıs Adası’nda on yıllardır süregelen çözümsüzlük sarmalında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) aldığı 2815 sayılı son karar, uluslararası diplomasinin içine düştüğü derin çelişkiyi bir kez daha tüm çıplaklığıyla sergiliyor.

Barış Gücü’nün (UNFICYP) görev süresini bir yıl daha uzatan bu hamle, sadece kağıt üzerinde bir prosedür değil; aynı zamanda Ada’nın gerçeklerinden ne kadar kopuk olunduğunun da açık bir ilanı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın bu karara karşı sergilediği tavizsiz duruş ise sadece diplomatik bir tepki değil; yarım asırlık bir haksızlığa karşı yükseltilen bir hakikattir.

BM’nin en kronik zaafı, Barış Gücü’nün görev süresini uzatırken Ada’daki egemen eşit iki halktan biri olan Kıbrıs Türk tarafının rızasını yine ve yeniden görmezden gelmesi.

Oysa barışı koruma iddiasındaki bir gücün, üzerinde faaliyet gösterdiği toprakların asıl sahibiyle hukuki bir bağ kurmaması, bizzat BM’nin kendi ilkelerini ayaklar altına alıyor.

Şu gerçeği net bir şekilde ortaya koyalım: BM Barış Gücü bugün KKTC topraklarında hareket edebiliyorsa, bu sadece Kıbrıs Türk makamlarının sergilediği iyi niyet sayesindedir.

Ancak bu sabır sınırsız değil. Ankara, bu faaliyetlerin hukuki bir zemine oturmasını artık bir seçenek değil, bir zorunluluk olarak görüyor.

Eğer bu meşru zemin süratle kurulmazsa, KKTC’nin kendi egemenliğini korumak adına atacağı her adımda Anavatan ve Garantör Türkiye’nin tam desteğini yanında bulacağı artık şüphe götürmez bir gerçek.

Adaletsizlik sadece masadaki kararlarla sınırlı kalsa iyi; sahada da durum farksız. Pile köyünde yaşayan Kıbrıslı Türklerin vatanlarına ulaşımını kolaylaştıracak insani bir proje olan Yiğitler-Pile yolu, BM’nin taraflı tutumunun adeta kurbanı oldu.

Rum tarafının baskısıyla engellenen bu insani proje, BM’nin "tarafsızlık" maskesinin nasıl düştüğünü de kanıtlıyor. Daha da vahimi; Rum tarafı Ara Bölge’de otoyollar ve üniversiteler inşa ederken BM’nin bu ihlallere karşı adeta "kör ve sağır" kesilmesi, uluslararası bir örgütün güvenilirliğini temelinden sarsıyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin egemenliğinin ne kuzeye ne de Ara Bölge’ye uzanmadığı gerçeği, BM tarafından ısrarla görmezden geliniyor. İdaresi altındaki daracık bir bölgede bile adaleti sağlayamayan bir yapının, Ada’nın geleceğine dair çözüm üretmesi artık imkansız.

BMGK’nın on yıllardır iflas etmiş yöntemleri tekrar tekrar önümüze koyması, çözüme hizmet etmediği gibi, kalıcı bir barışın önündeki en büyük engel haline geliyor. Artık vaktin daraldığı, eski ezberlerin hiçbir işe yaramadığı bir dönüm noktasındayız.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı’nın da çok net bir şekilde ifade ettiği gibi; bu noktada tek gerçekçi çıkış yolu, miadı dolmuş "federal yapı" hayalleri peşinde koşmak değil, Ada’da iki devletli çözümün tek çare olduğunu kabul etmektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendi sınırları içerisinde tam bağımsız ve egemen bir devlet olarak yoluna devam etmelidir. Uluslararası toplum ve BMGK, Kıbrıslı Türklerin öz haklarını tescil etmek ve Ada’da iki bağımsız komşu devletin iş birliğiyle yükselecek parlak bir geleceğin kapısını aralamak zorunda.

Bölgesel istikrar ve refah, ancak bu sarsılmaz gerçekle yüzleşildiğinde gelecek.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...