Anahtar Kelimeler – Yürümek (1)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Evet, “yürümek” bir anahtar kelimedir. Fiziksel bir eylem olmanın yanında “yürümek”, “Allah yürü ya kulum demiş” gibi deyimlerde olduğu gibi genellikle “ilerlemek” anlamında kullanılır. Bunun yanında her ne kadar “Ayağımı yerden kessin yeter” deyiminde mütevazı bir araba almak anlamında olumsuz bir şey gibi kullanılsa da, fiziksel olarak yürümenin vücuda nörolojik etkisi de vardır. 10 bin küsur yıl öncesine kadar yerleşik hayata geçmeden evvel, yüzbinlerce yıl her gün en az 10-20 kilometre yürümek zorunda olan atalarımızın genetik kodlarını taşıyoruz. Ancak Türk siyaset tarihinde önemli bir isim olan Süleyman Demirel’in sokak eylemleri hakkında söylediği “Yürümekle yollar aşınmaz” deyimi de yürümeye pek de önem vermediğimizin kanıtıdır.

Oysa yürümek atalarımızdan tevarüs ettiğimiz genetik altyapı sebebiyle sağlıklı bir vücut için geçerlidir ve “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”. Günümüz insanının masa başında, ekran karşısında saatlerce hareketsiz kalması sebebiyle yaşadığı sağlık sorunları görmezden gelemeyeceğimiz boyutlara ulaştı. Modern hayat tarzı son iki yüz yıldır yürümeyi biyolojik, fizyolojik ve nörolojik bir zorunluluk değilmiş gibi günlük hayatımızda çıkardı. Bir kat çıkmak için bile asansör kullanıyoruz. Artık içmek için ayranı olmayanlar bile en yakın yerlere toplu taşıma ya da kendi araçlarıyla gidiyorlar. “Kariyer” odaklı yaşam tarzı, işe girer girmez araba almayı bir “başarı” göstergesi olarak sunuyor.

Elbette eskiden aylar süren yolculukları artık birkaç saate indiren ulaşım imkânlarının yararını yok farz edemeyiz. Ama yakın bir geçmişe kadar bir sosyalleşme vesilesi olan alışveriş ve çarşı-pazar gezmeleri bile eve getirilen siparişlerle azaldı. O sosyalleşme ihtiyaçlarımızı artık mantar gibi çoğalan kafelerde saatlerce oturarak gidermeye çalışıyoruz. Ne yazık ki vücudumuz oturmaya, hareketsizliğe olumlu bir yanıt vermiyor. O kadar ki bu, düşünme becerimizi bile menfi etkiliyor.

YÜRÜMENİN KİTABINI YAZANLAR

Bunun farkında olan bazı entelektüeller bu konuda kitaplar yazıyor. David Le Breton Yürümeye Övgü(1)adlı kitabında şöyle diyor:

“Yürüyüş dünyaya açılmadır. Yaşama dair mutlu duygular vererek onarır insanı. Bütün duyuların açık olmasını gerektiren etkin bir meditasyona sokar insanı. İnsan çıktığı yürüyüşten bazen değişmiş olarak döner ve o anki yaşamlarımızda ağır basan ivediliğe boyun eğmektense zamanın keyfini çıkarmaya eğilimli hisseder kendini. Yürümek geçici ya da kalıcı olarak bedenle yaşamaktır. Ormanlarda, yollarda ya da patikalarda yürümek bizi dünyanın düzensizlikleri karşısında gittikçe artan sorumluluklarımızdan muaf tutmaz; soluklanmamızı, duyularımızı keskinleştirmemizi, meraklarımızı yenilememizi sağlar. Yürüyüş çoğu zaman insanın kendi içinde yoğunlaşmasını sağlayan bir dolayımdır.

Yürüyüş dünyayı duyumsamaya götürür, inisiyatifi insana bırakan eksiksiz bir deneyimdir. Bedenin pasifliğini ve dünyadan uzaklaşmayı öğreten trenden, arabadan farklı olarak, sâdece bakışa ayrıcalık tanımaz. İnsan hiçbir şey için, geçen zamanın tadını çıkarmak için yürür, yolun sonunda kendisini daha iyi hissedebilmek için, tanımadık yerleri ve yüzleri keşfetmek için, anlam ve duyumsallık açısından tükenmez bir dünyayı beden aracılığıyla iyice tanımak için de sâdece önünde bir yol olduğu için yaşamda bir dolayıma sapar.”

Yürümek bir insanın bağımlı olmaktan kurtulmasının ilk belirtisidir. Bir bebeğin ilk adımını atması; tutmadan, tutunmadan yürümeye başlaması hayâtındaki en önemli eylemlerden biridir. Yürümek, bireysel bağımsızlığı, ikinci bir kişiye muhtaç olmamayı temsil eder. İnsan “kendi ayakları üzerinde durmayı” başarmış olur.

KADEMe KADEME KIDEM

Yürümek, adım atmaktır. Dilimize Arapçadan giren ve “ilerlemek” demek olan “kademe” ile “kıdem” kelimeleri “adım” ile aynı kökten gelir. FrédéricGros, yürümekle yükselme ve ilerleme arasındaki ilişkiyi Yürümenin Felsefesi(2)adlı kitabında şöyle ifade eder:

“Tırmanan beden güç harcar; sürekli baskı altındadır. İrdeleme hâlindeki düşüne yardım eder, biraz daha ileriye, biraz daha yükseğe iter onu. Enerjiyi heba ederek değil, enerjiyi harekete geçirerek ilerlemek, ayakları yere sağlam basıp bedeni yavaşça kaldırmak, sonra da dengeyi yeniden tutturmak önemlidir. Düşünde söz konusu olan, çok daha inanılmaz, duyulmamış, yeni bir fikre ulaşmaktır. Yâni önemli olan irtifa kazanmaktır. Bazı düşünceler düzlüklerin ve kederli kıyıların altı bin adım yukarısında akla gelir sâdece.”

YÜRÜMEK VE YAZMAK

İnsanlık tarihindeki dönüm noktalarından biri olan yazının keşfi ile yürümek arasında güçlü bir ilişki vardır. O kadar ki ünlü Alman düşünür Nietzsche’nin günde sekiz saat yürüdüğü ve oturmayı zihne yapılan bir ihanet olarak gördüğü söylenir. Şöyle der Nietzsche:

“Sâdece oturarak varılan düşüncelere itibar etmeyiniz. Yalnızca ellerinizle değil, ayaklarınızla da yazmalısısınız.”

Fransız düşünür J.J. Rousseau’da “Durduğum an düşüncem de durur. Kafam sadece ayaklarımla birlikte çalışır” diyerek Nietzsche ile aynı fikirdedir. Avrupa Birliği fikrinin babası kabul edilen Kant ise yaşadığı Königsberg şehrinin halkı tarafından düzenli olarak yaptığı yürüyüşlerle tanınırdır.

KOŞARKEN DÜŞÜNEMEYİZ

Bu düşünürlerin değindiği yürümek, evimiz ne kadar büyük olursa olsun evde ya da bir spor salonundaki yürüyüş bandında olmaz. Düşünmeyi sağlayan, insana irtifa kazandıran yürümek dışarıda olur. Bu, şehirli insanın yabancılaştığı bir olgudur. Şehirde evden otobüs durağına, duraktan iş yerine ya da okula, okuldan çarşıya ve tekrar eve yürümek, düşündüren, ileriye götüren bir yürüyüş değildir. Bu yürüyüşün yaratıcılığı tetikleyen ritmi yoktur. Kalp atışı gibi belli bir ritimde yapılan yürümek, kalbin beyne daha çok kan pompalamasını sağlar. Yürüyen değişen manzara, kişinin bakışını ve nazarını değiştirir ve ona yeni perspektif sağlar.

Oysa şehirdeki yürümenin ritmi bozuktur. Trafikte dur kalk yapan otomobil gibi daha çok benzin harcar ama ilerleyemez, aksine motor harâret yapar. Düşünceler daha da karmaşıklaşır. Şehirdeki yürüyüşte bir telaş ve koşuşturma vardır ama zihinsel bir odaklanma, sakinlik yoktur. Koşarken düşünemez insan çünkü koşmak, atalarımızın avlanırken vahşi hayvanları yakalamak için ya da tehlikeden kurtulmak için yaptığı bir eylemdir. Bizim bilinçaltımızda da bu duygu vardır.

Yürümek, modern hayatın gaz pedalından ayağımızı çekmek ve yavaşlamaktır. Yürümek, fiziksel olarak iki ayağı üzerine dikilip sonra da hareket etmek değildir. Fiziksel olarak yürümeyi öğrenerek dış dünyaya çıkarız. Dış dünyayı algılarız. Beş duyumuzu daha çok kullanır ve daha çok öğreniriz. Koşmak yerine yürürsek daha çok gözlem yapar, etrafımızı, parçası olduğumuzu dünyayı daha çok temaşa ederiz; “Oku” emrini yerine getiririz.

(Devam edecek)

(1) David Le Breton (2019), Yürümeye Övgü, (çev. İsmail Yergüz), Sel Yayıncılık, İstanbul, s. 11 ve 17.

(2) FrédéricGros (2018), Yürümenin Felsefesi (Çev. AlbinaUlutaşlı, Kolektif Kitap, İstanbul, s. 27.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...