İran dosyası kapanacak mı?

YAYINLAMA:

Ortadoğu’da kritik bir haftayı geride bıraktık. Aslında neredeyse her hafta kritik, çünkü bir süredir söylediğimiz gibi yeni bir Ortadoğu kuruluyor. Henüz inşa bitmedi, dolayısıyla kimi zaman temelde, kimi zaman duvarlarda, kimi zaman çatıda sorun çıkıyor. Tüm sorunlara rağmen inşaat devam da ediyor- ki önemli olan bölgesel aktörler için bu. Geçtiğimiz hafta ve muhtemelen gelecek hafta(lar) yapının boya-badanasını değil, temelini-çatısını etkileyecek İran meselesini konuşmaya devam edeceğiz.

Aslında, muhtemelen Tahran böyle düşünmese de ben İran dosyası etrafındaki yeni inşanın 12 Gün Savaşı ile başladığını düşünenlerdenim. ABD’nin İran nükleer ve balistik füze programını sonlandırmak için ilk kez güç kullanma tehdidinde bulunmadığını, güç kullanma tehdidi üzerinden İran’ı masaya bağlayıp bir anlaşma kopartma stratejisini -şu veya bu şekilde- uygulayageldiğini biliyorduk. Nitekim ilk Trump döneminde de ABD dolaylı bir güç kullanımında bulunmuş ve Kasım Süleymani’yi öldürerek, İran’ın ileride savunma stratejisinin unsurlarının (balistik füzeler ve nükleer program da bu kategoride) dokunulabilir olduğunu göstermişti. Ama çeşitli nedenlerle 2025 yılına kadar ABD, İran’ı doğrudan vurarak- nükleer tesislerini hedef alarak- İran nükleer programı ya da balistik füze programı meselelerini çözmeye çalışmadı. Bu karar ve 12 Gün savaşındaki uygulama benim açımdan ABD-İran müzakere-anlaşma/anlaşmama silsilesinde bir kopuşu temsil etmese de çok şeyin değiştiğinin, değişebileceğinin habercisiydi.

12 Gün Savaşı İran İçin Neden Önemliydi?

İran’ın 12 Gün Savaşına, bir başarı ve tecrübe olarak bakmasının sebeplerini de anlıyorum. Son on gündür İran’a yönelik ikinci operasyon beklenirken, İran’da yetkililerin 12 Gün Savaşını bir başarı -hatta- caydırıcı unsur olarak zikrettiğini görüyoruz. İran, kendisine yönelik İsrail ve ABD vuruşlarını caydıramamışken bu zikrediş ilk bakışta tuhaf kaçıyor. Ayrıca 12 Gün savaşı, yani savaşın İran topraklarına taşınması, Tahran’ın ileride savunma ve nükleer eşikte kalma stratejilerinin işlemediğini gösteriyordu. Bu darbelere rağmen Tahran, elinde kayıp zorlayacak araçların kaldığını ve İsrail’i vurmayı nasıl başardığını hatırlatıyor. Gerçekten de ABD savaşa müdahil olup, savaşın seviyesini bölgeselin ötesine taşımasaydı, İran balistik füze üretme kapasitesi üzerinden İsrail’i oldukça zorluyor gözüküyordu. Bu, ABD müdahalesi olmasaydı İran kazanacaktı demek değil, ama ABD müdahalesi olmasaydı İran kolay kolay kaybetmeyecekti.

Bugün İsrail toplumu hala çok taraflı savaşın travmasını aşabilmiş değil. Yeniden sığınıklarda veya ölümle burun buruna olağanüstü koşullara dönmek kolay değil. Kimileri İran’ın Yemen’de Husilerin sürdürdüğü Kızıl Deniz saldırılarının nasıl işe yaradığını hatırladığını söylüyor. Gerçekten de o dönem ABD, rakibin sürdürebilirlik üzerinden kotardığı balistik füze saldırılarının maliyetini üstlenmek istememiş, arada bir Husileri (ya da Husi diye tanımladığı Yemenlileri) vurup öldürse de Husilerle anlaşmaya razı olmuştu. İran için Husiler ve Yemen örneği çok geçerli mi emin değilim ama İran şunu söylemek istiyor: 12 Gün Savaşında her şeyimi kaybetmedim. Bölgesel savaşı -bana yönelik bir saldırının cezalandırması olarak- tetikleyecek kuvvete sahibim. Hürmüz Boğazının kapatılması olasılığı İran için kıyamet günü silahı olarak geçer, nitekim Arakçi sosyal medya paylaşımında Hürmüz’e, Hürmüz’deki seyri sefer güvenliğinin İran tarafından sağlandığına atıfta bulunmuş. ABD, bu olasılıktan çok endişeli görünmese de İran’ın hala elinde tuttuğu balistik füze kapasitesini ciddiye almalı. 12 Gün Savaşında, İran sadece ABD askeri müdahalesinin başarısı nedeniyle durmamıştı, aynı zamanda elindeki bölgesel kamikaze opsiyonlarını kaybetmediğini bildiği için ve İsrail’in yorgun olduğunu da tahmin ettiğinden durmuştu. Keza, biliyordu ki durmasa ve o gün ABD’ye bölgesel bir savaşı tetikleyerek cevap verse, kazanacağı çok bir şey olmayacaktı. Müzakere ihtimalinin yine de açık kalması ve rejimin -güçsüz ve yaralı olsa da- yaşaması İran için kayıplar arasındaki en kabullenilir seçenekti.

ABD FIRSAT ANI YAKALADIĞINI DÜŞÜNÜYOR

Sorun şu ki, ABD, İran’ın kabullenilebilir gördüğü bu seçeneği kabul etmek istemiyor. Bugün İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan’da yapabileceklerinin kısıtlı olduğu da düşünülüyor- ki bunda haklılık payı var. İsrail Lübnan üzerinde kılıcını sallamaya devam ediyor zaten. Mesele İsrail için belki sadece İran’ın etkisi ve Hizbullah’ı kırmak değil, Lübnan’ın normalleşesini engellemek, ama sonuçta İran etkisi sınırlanıyor. Hizbullah, durumun elbette farkında. Bugün bölgesel bir savaş içerisinde sonuçta varlığına mal olacak bir şekilde hareket etmeye zorlanmak arzusunda değil. ABD, Suriye’de ciddi bir karar verdi ve SDG’nin fişini çekti. İran etkisinin zaten sınırlandığını/sınırlanacağını hesaplayarak, bu konuda kendi operatif kabiliyetlerine çok güvenerek, yola Suriye’de İsrail ve PYD ile devam etmektense Suriye rejimi ile devam etme kararı aldı. Bu kararın uygulanması esnasında Irak’ta iş birliği yaptığı unsurların Maliki ve Kandil’i sınırlandıracağını da düşünüyor büyük ihtimalle. Zaten bu nedenle, Irak dosyasının da Tom Barrack’a emanet edileceği yönelik haberler de basına yansıyor. Bu bir yandan ABD, Irak ve Suriye’de Ankara ile koordineli olacak demek. Elbette 18 Ocak Anlaşmasının- ki aynı ruh korunarak PYD ve Şam arasında geçtiğimiz günlerde bir nihai anlaşma imzalandı- nasıl uygulanacağı ve ne anlama geldiğiyle ilgili YPG tarafından çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor. Sahada her şey, bir devletçik olma ihtimali ve elde tutulan pazarlık kozları, o kadar hızlı kaybedildi ki yeni açılan politik oyunu nasıl oynamaları gerektiği konusunda, politik oyunun sınırlı doğası konusunda YPG kadroları ve Kandil hayal kırıklığı yaşıyor. Şartları zorlamak ve kaybı şekere bulama isteği arasında yine duygusal açıklamalar ve komplikasyon yaratacak kararlar alma derdindeler. Çok duygusal bir şekilde sınırlarını test ediyorlar ve sınırlarını görecekler. Aynı büyük-büyük projelere yatırım yapıp bugün İran-ABD kapışma dinamiğinin yarattığı sınırları herkesin gördüğü gibi. Güney Suriye’de açık Süveyde ve Dürzi dosyasını bir kenara bırakarak (o dosya Şam-İsrail, Şam-ABD, İsrail-Ankara ve İsrail-ABD farklı müzakerelerin sonucunu bekliyor ama üniter trend ortada) dikkatlerinizi geçtiğimiz hafta Suriye’de Alevi topluluğundan gelen açıklamalara kulak vermeye davet ediyorum. Federalizmin reddi mahiyetinde açıklama yaptıklarına ve İran’ın etkisinin sınırları (İran’a yakın görüldüklerinden kendi etki sınırları) üzerine yaptıkları gayet gerçekçi değerlendirmelere bakarsak İran’ın belinin büküldüğünü herkes kabul ediyor.

ANLAŞMA ŞANSI

ABD bu gerçeklikle kendi operatif kabiliyetlerini ve bölgedeki aktörlerin- en azından bir kısmının kendini koruma kabiliyetlerine karşı duyduğu güveni birleştiriyor. Bugün İran’ın son 20-25 yıldır çok ciddi bir biçimde sürdürdüğü nükleer program ve balistik füze programının altyapısını söküp atmak ve zamanı geriye sarmak için nadir bir fırsatın yakalandığını düşünüyor. Anlaşma hala mümkün elbette. Müzakerelerin açık kaynaklara yansıması üzerinden tahminimiz İran’ın şekerle süslemekte zorlanacağı kayıpları kabul etmesi demek olacak bu. İran’ın sivil amaçlı uranyum zenginleştirme hakkından vaz geçmesi (4. Madde hakkı) eğer gerçekleşirse çok ciddi bir değişikliktir nükleer rejim açısından. Bu arada böyle bir olasılıkta nükleer silahsızlanma (NPT) rejimi yaşar. ABD gibi büyük bir konvansiyonel gücün karar verdiği takdirde nükleer eşikte, nükleer program ve know-how elde etmiş bir bölgesel aktörü durdurup, onun için kazançlarını sıfırlayabileceğini de gösterecek sonuç, eğer gerçekleşirse. ABD, Kuzey Kore’ye tanıdığı alanı çeşitli nedenlerle İran’a tanımak istemiyor. Dolayısıyla ABD ile pazarlıklar, müzakereler genel değil, bölge ve aktör özel. Bunu da muhataplarına hatırlatıyor. Hamaney ve İran liderliğinin nükleer zenginleştirme hakkı ve hem bu konuda hem de yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun elden çıkartılması süreci için getirilecek muhtemelen çok sıkı denetimler konusunda (denetimler ne kadar uluslararası olacak o da belirsiz, çünkü ABD BM sistemine de UAEA gibi sistemlere de çok güvenmiyor) esneklik gösterebileceği basına yansıdı. Böyle dahi olsa- ki kazanımların tamamen sıfırlanması hiçbir siyasi iradenin kolay kolay kabul edebileceği bir şey değildir- İran’ın balistik füzelerinden kolay kolay vaz geçebileceğini düşünmüyorum. Tüm bunları kaybeden İran’ın elinde savunma adına, Devrim Muhafızları ve halkın milliyetçi duyguları dışında, hiçbir şey kalmaz. Devrim Muhafızları çok örgütlü bir güç ama konvansiyonel savaşın -balistik vuruş dışı bir hatta yönelmesi durumunda neyi başarabilir, çok net değil.

Bölge çok sıcak, gelişmeleri yakından takip edeceğiz.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...