Washington’da, dünyanın en çok korunan birkaç binasından birinin dibinde silah sesleri yükseldiğinde, aslında sadece iki askerin hedef alınmadığını herkes biliyor.
Hedef alınan şey, “mutlak güvenlik” duygusuydu.
Olayın yaşandığı yer, ABD’nin kalbi sayılan Washington, D.C..
Sadece birkaç adım ötede ise dünyanın en sembolik yapılarından biri, Beyaz Saray bulunuyor.
Ve soru kısa sürede bütün dünyada aynı şekilde soruldu:
“Beyaz Saray’ın yanında silahlı saldırıyı kim yaptı?”
Yetkililer yanıtı hızla verdi.
Fail, 29 yaşındaki Afgan kökenli ABD vatandaşı Rahmanullah Lakanwal.
Açıklamalar teknik olarak net.
Ama kamuoyunun zihninde asıl karışıklık tam da bu netliğin başladığı yerde ortaya çıkıyor.
Çünkü resmi anlatım bize şunu söylüyor:
“Tek başına hareket etti.”
“Herhangi bir terör örgütüyle bağlantısı yok.”
“Dış bağlantıya dair somut bulgu bulunmuyor.”
Yani özetle, “yalnız bir saldırgan”.
Ancak bu tür olaylarda artık herkes şunu çok iyi biliyor:
“Yalnız saldırgan” ifadesi, dosyanın kapandığı değil, asıl yeni açıldığı anlamına geliyor.
Saldırı, Beyaz Saray’ın kuzeybatısındaki bir sokak köşesinde, devriye görevindeki United States National Guard askerlerine yönelik bir pusu şeklinde gerçekleşti.
Yetkililerin ifadesi açık:
“Bu, anlık bir öfke patlaması değil, planlı bir saldırıydı.”
Köşeyi dönüyor…
Hiçbir uyarı yok…
Ve doğrudan ateş açılıyor.
Görgü tanıklarının anlattıkları ise neredeyse aynı:
“Bir anda arka arkaya silah sesleri geldi.”
“İnsanlar çığlık atarak kaçmaya başladı.”
“Ne olduğunu anlamadan yerlerimize çöktük.”
Birkaç saniyelik kaos.
Ama bu birkaç saniye, Washington gibi bir şehirde çok şey anlatır.
Çünkü burada her şey kontrol altında olmak zorundadır.
Olay yerine kısa sürede Federal Bureau of Investigation ve diğer federal ekipler sevk edildi. Sokaklar kapatıldı, metro seferleri durduruldu, bölge adeta kilitlendi.
Ve saldırgan, kısa bir çatışmanın ardından göğsünden vurularak etkisiz hale getirildi. Hastaneye kaldırıldı ancak hayatını kaybetti.
Resmi açıklama bir başka kritik noktayı daha özellikle vurguluyor:
“Ulusal Muhafız askerlerinden yaralanan olmadı.”
Bu cümle, doğal olarak bir rahatlama yaratıyor.
Fakat asıl mesele burada bitmiyor.
Failin geçmişi, sosyal medya hesapları ve olası radikalleşme izleri hâlâ inceleniyor.
Yetkililerin kullandığı dil de oldukça temkinli.
Yani şu anda dosyada yazan şey şu:
“Bağlantı yok.”
Ama eklenen küçük not çok daha önemli:
“Şimdilik.”
Lakanwal’ın, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından özel göçmen programı kapsamında Amerika’ya kabul edildiği ve Washington eyaletinde, Bellingham kentinde yaşadığı bilgisi de kamuoyuna yansıdı.
İşte tam bu noktada, meselenin sadece bir güvenlik olayı olmaktan çıkıp, çok daha hassas bir toplumsal tartışmaya dönüşme ihtimali doğuyor.
Çünkü Amerika’da son yıllarda benzer saldırıların ardından hep aynı cümle kuruldu:
“Bu bireysel bir olaydır.”
Ama toplumun zihninde aynı anda başka bir cümle yankılanıyor:
“Peki ya gerçekten öyle mi?”
Bugün Washington’da konuşulan sadece bir pusu değil.
Bugün konuşulan şey şu:
“Dünyanın en korunan bölgesinde bile bu olabiliyorsa, neresi gerçekten güvenli?”
Ve belki de daha zor olan soru şu:
“Bu saldırıyı yapan kişi gerçekten yalnız mıydı, yoksa yalnız görünen bir sürecin son halkası mıydı?”
Yetkililer, şu aşamada saldırının herhangi bir terör örgütüyle bağlantılı olmadığını özellikle vurguluyor. Bu, elbette önemli bir bilgi.
Ama kamuoyunun hafızası da güçlü.
Geçmişte pek çok olayda, ilk günlerde aynı cümle kurulmuştu:
“Bağlantı yok.”
“Tek başına hareket etti.”
“Şahsi motivasyon.”
Sonra aylar geçtikçe tablo değişmişti.
Bugün Beyaz Saray’ın birkaç adım ötesinde yaşanan bu saldırı, bize bir kez daha şunu hatırlatıyor:
“Güvenlik sadece bariyerlerle, kameralarla ve silahlı devriyelerle sağlanmıyor.”
Asıl zor olan, görünmeyen riskleri zamanında fark edebilmek.
Washington’daki bu olaydan geriye şimdilik sadece bir gerçek kaldı:
“Pusu sona erdi… ama sorular daha yeni başladı.”