“Evlenmeyeni işe alma” demek… Devletle aile arasına çizgi çekmek midir?

YAYINLAMA:

Siyasette bazen bir cümle söylenir, ardından uzun uzun açıklamaya bile gerek kalmaz. Çünkü o cümle, tartışmayı tek başına başlatır.

Mardin’de, partisinin kongresinde konuşan Mustafa Destici, tam da böyle bir cümle kurdu.

İşe alınırken evli olanlara öncelik verilsin. Evlenmeyenleri işe almayacaksın.

Cümle bu.

Ne eksik, ne fazla.

Sözün söylendiği yer, Mardin.
Kongrenin yapıldığı salon ise Atatürk Kültür Merkezi.
Organizasyonu düzenleyen parti de Büyük Birlik Partisi.

Destici, konuşmasında Türkiye’nin düşen nüfusuna dikkat çekiyor, gençlerin evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya teşvik edilmesi gerektiğini söylüyor ve ardından şu gerekçeyi ekliyor:

Bu millet bize emanet. Nüfus bir milletin en büyük zenginliğidir.

Bu noktaya kadar söylenenler, siyasette sıkça duyduğumuz türden.

Ancak mesele, önerinin geldiği yerde düğümleniyor.

Çok radikal bir şey söyleyeceğim” diyerek giriyor söze…
Ve ardından devletin istihdam politikasına doğrudan müdahale eden bir formül öneriyor.

“Evlenmeyeni işe alma.”

İşte tam burada durmak gerekiyor.

Çünkü bu artık aile politikası değildir.
Bu, doğrudan kamusal haklar meselesidir.

Devlet, vatandaşına şunu sorabilir mi?

“Evli misin?”

Sorabilir.

Ama şunu diyebilir mi?

“Evli değilsen seni işe almam.”

İşte tartışma tam da buradan başlıyor.

Bugün Türkiye’de gençlerin evlenememesinin sebebi, gerçekten “isteksizlik” mi?

Yoksa çok daha çıplak bir gerçek mi var?

“Evlenmeye cesaret edemiyoruz.”

Çünkü kira var.
Çünkü geçim var.
Çünkü gelecek kaygısı var.

Gençler evlilikten kaçtığı için mi çocuk sayısı düşüyor, yoksa hayatın maliyeti bu noktaya geldiği için mi?

Bu soruyu sormadan, evlenmeyi bir tür kamusal kriter haline getirmek, meseleyi fazlasıyla basite indirgemek olur.

Destici konuşmasında, mevcut teşvikleri de hatırlatıyor:

Evlilere yardımlar, faizsiz krediler var ama daha somut adımlar atılmalı.

Buraya kadar herkesin büyük ölçüde uzlaşabileceği bir zeminden söz ediyor.

Ama hemen ardından gelen öneri, teşvikten çok başka bir şeye dönüşüyor.

Çünkü teşvik, bir kapıyı açmaktır.
Zorlamak ise başka bir kapıyı kapatmaktır.

“Evlenmeyeni işe almamak”, dolaylı bir baskı değil, doğrudan bir dışlama mekanizmasıdır.

Bir başka açıdan bakalım.

Bir gencin evli olmaması, her zaman bir tercih midir?

Hayır.

Kimi ailesine bakıyordur.
Kimi sağlık sorunu yaşıyordur.
Kimi hayatını henüz kuramamıştır.
Kimi de sadece zamanı gelmediğini düşünüyordur.

Şimdi bu insanların tamamına şunu mu söyleyeceğiz?

“Önce evlen, sonra işe gel.”

Devletin görevi, vatandaşını belli bir hayat modeline yönlendirmek mi, yoksa herkes için adil ve eşit bir zemin kurmak mı?

Destici’nin kullandığı dil, iyi niyetli bir kaygıdan besleniyor olabilir. Nüfus meselesi, gerçekten de Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda yüzleşeceği ciddi bir demografik sorun.

Buna kimsenin itirazı yok.

Ama çözüm yolu, bireyin hayatına kamusal bir baraj koymak mıdır?

Bugün bir kriter evlilik olur.
Yarın başka bir kriter gelir.

İşte tam bu yüzden, kamuda işe alım gibi temel bir alanda çizginin çok net olması gerekir.

Kriter, ehliyet olmalıdır.
Liyakat olmalıdır.
İhtiyaç duyulan nitelik olmalıdır.

Medeni hal değil.

Aksi halde devlet, yavaş yavaş şunu söyleyen bir aktöre dönüşür:

“Nasıl yaşayacağını ben belirlerim.”

Ve bu cümle, hiçbir topluma iyi gelmez.

Konuşmanın sonunda Destici, “vatandaşlık maaşı” çalışmasının da bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor.

Bu da ayrı bir başlık.

Ama bugün kamuoyunun aklında kalan tek cümle şudur:

Evlenmeyeni işe almayacaksın.

Belki de bu tartışmadan çıkarılması gereken en net ders şudur:

Nüfus artışı, insanları işe girebilmek için evlenmeye zorlayarak değil…
Gençlerin evlenmekten korkmadığı bir hayat kurarak sağlanır.

Çünkü gerçek teşvik,
“iş tehdidi” değil,
“gelecek umudu”dur.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...