“Gerekirse sorgulanırsınız” cümlesi, bir siyasetçinin ağzına yakışır mı?

YAYINLAMA:

Türkiye’de siyasetin en tehlikeli eşiği, yargı salonunun kapısında başlar.

Çünkü o kapıdan içeri girildiğinde, artık siyasetçi değil, sanık, tanık ya da tarafsınızdır.

Silivri’de görülen ve kamuoyunda “diploma davası” olarak bilinen duruşmada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda söylediği bir cümle, işte tam da bu eşiğin nerede zorlandığını gösterdi:

Gerekirse sorgulanırsınız hâkim bey.

Bu söz, sıradan bir tartışma cümlesi değildir.
Bu, doğrudan yargı makamına yönelmiş bir meydan okumadır.

Dava, İstanbul siyasetinin en çok konuşulan isimlerinden birinin, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla yargılandığı bir dosya.
Ve duruşma, kamuoyunda sembolik anlamı büyük olan Silivri’de görülüyor.

İddia ağır.

“Zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik.”

İstenen ceza da hafif değil.

Ama bugün bu davanın önüne geçen şey, hukuki tartışma değil; mahkeme salonunda yükselen tansiyon.

İmamoğlu, savunmasında kendisini sert bir dille savunuyor ve şu ifadeyi kullanıyor:

Bu adaletsizliğe imza atanların er ya da geç bu salonlarda adil yargı önünde hesap vereceğini özellikle vurguluyorum.

Bu cümle, siyasette sık duyduğumuz türden.

Ancak sorun, bu sözlerin ardından yaşanan diyalogda başlıyor.

İmamoğlu, hâkime dönerek şunu söylüyor:

19 yaşındaki bir insanın sahteciliği olmaz. Sizce olur mu hâkim bey?

Hâkimin cevabı son derece net:

Burada sorgulanan ben değil, sizsiniz.

Ve ardından gelen o cümle…

Gerekirse sorgulanırsınız hâkim bey.

Mahkeme salonunda söylenen her söz, dışarıdakinden çok daha ağırdır.

Çünkü orada tarafların konumu bellidir.

Yargıç yargılar.
Sanık savunur.

Bu rol dağılımı bozulduğu anda, tartışma hukuki olmaktan çıkar, siyasi bir gösteriye dönüşür.

Hâkimin, “Ne demek istiyorsunuz?” sorusuna verilen yanıt da tansiyonu daha da yukarı taşıyor:

İmalı soru sorarsanız böyle yanıt alırsınız.

Şimdi durup şu soruyu sormak gerekiyor:

Bir siyasetçi, ne kadar haksızlığa uğradığını düşünürse düşünsün, yargı makamına böyle hitap edebilir mi?

Savunma yapmak başka bir şeydir.
Mahkemeyi itham etmek başka.

Bir karar eleştirilebilir.
Bir iddianame yerden yere vurulabilir.

Ama hâkimi, üstelik duruşma sırasında, dolaylı bir tehdit diline yaklaştıran bir üslup kullanmak, kimseye fayda sağlamaz.

İmamoğlu’nun savunmasında dile getirdiği şu cümle de dikkat çekici:

19 yaşındaki hâlimle yargılanmayı kabul etmiyorum.

Oysa yargılanan, bir yaş değil; bir belge ve bir işlem zinciridir.

Mahkeme, bir insanın gençliğini değil, bir iddianın doğruluğunu sorgular.

Bugün salonda yaşanan gerilim, aslında daha büyük bir fotoğrafı da gösteriyor.

Türkiye’de siyasetle yargı arasındaki mesafe giderek daralıyor.
Ve bu daralma, en çok da siyasetçilerin kullandığı dilde kendini belli ediyor.

Bir siyasetçinin mahkeme salonunda kuracağı en güçlü cümle şudur:

“Delilim budur.”

En zayıf cümlesi ise şudur:

“Bir gün siz de yargılanırsınız.”

Çünkü bu cümle, hukuka değil, gelecekteki bir siyasi hesaplaşmaya gönderme yapar.

Oysa mahkeme salonu, “sonra görüşürüz” denilecek bir yer değildir.

Bugün Ekrem İmamoğlu’nun duruşmada söylediği sözler, sadece bu davanın tutanağına geçmedi.

Aynı zamanda siyaset dilinin yargı karşısında nerede durması gerektiğine dair çok net bir sınırı da yeniden hatırlattı.

Bir ülkede herkes eleştirilebilir.

Savcı da eleştirilebilir.
Hâkim de eleştirilebilir.
Kararlar da eleştirilebilir.

Ama mahkeme kürsüsüne hitap ederken kullanılan dil, sokak kürsüsündeki dil olamaz.

Çünkü adalet, ses yükselterek değil, delille konuşur.

Ve bugün Silivri’de duyulan en problemli cümle şuydu:

Gerekirse sorgulanırsınız hâkim bey.

Bu cümle, bir savunma değil…

Bir gerilim cümlesidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...