Anneye 24 Hafta, Babaya 10 Gün… Peki Aileye Yeter mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Doğum izni uzuyor… Peki hayat gerçekten kolaylaşıyor mu?

Türkiye’de uzun süredir herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Gençler evlenmiyor, çocuk sahibi olmak erteleniyor, nüfus artış hızı düşüyor.”

Devlet de artık bu gerçeği yüksek sesle kabul ediyor.

İşte tam bu noktada, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni doğum izni düzenlemesi, sadece bir sosyal hak değişikliği değil, doğrudan bir nüfus ve aile politikası hamlesi olarak karşımıza çıkıyor.

Çalışmaya göre, kadın çalışanların doğum izni süresi 16 haftadan 24 haftaya çıkarılıyor.

Kulağa basit geliyor ama aslında çok kritik bir eşik.

Çünkü bugüne kadar kadınlar için en büyük sorunlardan biri şuydu:
“Doğumdan sonra işe ne kadar sürede döneceğim?”
“Çocuğumla yeterince vakit geçirebilecek miyim?”

Yeni düzenleme, bu sorulara en azından kısmi bir cevap üretmeye çalışıyor.

Doğum izni 24 haftaya çıkacak.

Ama asıl dikkat çekici olan başka bir detay var.

Bu kez sadece belli bir statü değil, neredeyse bütün çalışma hayatı kapsama alınıyor.

Memur…
İşçi…
Akademisyen…
KİT personeli…
Hakim ve savcılar…
Ve ilk kez askeri personel.

Yani yıllardır farklı kanunlara, farklı rejimlere bölünmüş izin sistemleri, ilk kez aynı zeminde buluşturulmak isteniyor.

Bir başka ifadeyle devlet şunu söylüyor:

Kamu–özel ayrımı olmadan, analık izni herkes için eşitleniyor.

Bu da az şey değil.

Üstelik sadece anneler için değil.

Bugün İş Kanunu’na tabi çalışanlar için 5 gün olan babalık izni de, yeni düzenlemeyle tüm personel statülerinde 10 güne çıkarılıyor.

Bu küçük gibi görünen değişiklik, aslında çok sembolik.

Çünkü yıllardır Türkiye’de bakım yükü neredeyse tamamen annenin omzuna bırakılmıştı.

Şimdi devlet, çok sınırlı da olsa, babaya da “sen de bu işin içindesin” demeye başlıyor.

Ancak düzenlemenin en çarpıcı maddesi bana göre başka.

Koruyucu aileler…

Bugüne kadar koruyucu aile olan memur, işçi ya da askeri personel için herhangi bir izin hakkı yoktu.

Yeni çalışmayla birlikte, 3 yaşından küçük bir çocuğa koruyucu aile olan personele 10 günlük izin verilmesi öngörülüyor.

Bu çok net bir mesajdır:

Aile, sadece biyolojik bağdan ibaret değildir.

Ve bu yaklaşım, Türkiye’de sosyal politika açısından önemli bir zihniyet değişikliğine işaret ediyor.

Elbette bütün bu adımların temel gerekçesi saklanmıyor.

Amaç açık:
Aile hayatını güçlendirmek ve azalan nüfus artış hızına çözüm üretmek.

Peki gerçekten çözüm bu mu?

İzin süresini uzatmak, elbette kıymetli.
Ama sahadaki gerçekler biraz daha karmaşık.

Bugün birçok kadın için asıl soru şu:

“İzin bitince işim beni bekleyecek mi?”
“Terfi ihtimalim düşecek mi?”
“Geri döndüğümde aynı koşullarla çalışabilecek miyim?”

Doğum izni süresi ne kadar uzarsa uzasın, eğer iş güvencesi ve kariyer sürekliliği konusunda kaygı devam ediyorsa, bu düzenleme tek başına yeterli olmayacaktır.

Bir başka gerçek de şu.

Türkiye’de kadınların önemli bir bölümü zaten kayıtlı çalışma hayatının dışında.

Yani bu düzenleme, esas olarak kayıtlı istihdamda olan kadınlara dokunuyor.

Oysa nüfus politikası, yalnızca bordrolu çalışanlar üzerinden yürütülemez.

Düzenleme, Bakanlık ve Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından yapılacak son değerlendirmelerin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulacak.

Meclis takvimine göre görüşülmesi ve yeni yılda hayata geçirilmesi planlanıyor.

Yani bugün konuştuğumuz şey, artık masa başı bir taslak değil, yasalaşma eşiğine gelmiş bir çalışma.

Özetle…

“Doğum izni 24 haftaya çıkıyor.”

“Babalık izni 10 güne yükseliyor.”

“Koruyucu aileler ilk kez izin hakkı kazanıyor.”

Kâğıt üzerindeki tablo olumlu.

Ama asıl soru hâlâ yerinde duruyor:

“Gençler, sadece izin süresi uzadığı için çocuk yapmaya karar verir mi?”

Bugün gençlerin en çok kurduğu cümle şudur:

“Çocuğu büyütmekten değil, geleceğini kuramamaktan korkuyoruz.”

Doğum izni, bu korkunun sadece küçük bir parçasına dokunur.

Gerçek çözüm ise çok daha geniş bir yerde duruyor:

Güvenceli iş, erişilebilir konut, öngörülebilir hayat ve gelecek umudu.

Yine de şunu teslim etmek gerekir:

Bu düzenleme, en azından devletin artık meseleyi sadece sloganlarla değil, somut haklar üzerinden ele almaya başladığını gösteriyor.

Ve bu da küçümsenecek bir adım değil.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...