Bir tarlada biten marul… Bir ülkede büyüyen soru
Bazen bir fotoğraf, sayfalarca ekonomik rapordan daha fazla şey anlatır.
Hatay’ın Hatay ilinde, Dörtyol ilçesine bağlı Kuzuculu Mahallesi’nde çekilen görüntüler de tam olarak böyle.
Bir çiftçi…
Tarlasını açıyor…
Ve ürününü satmak için değil, bedava dağıtmak için insanları çağırıyor.
O çiftçinin adı Sait Yılmaz.
17 dönümlük tarlasına marul ekiyor.
Bir kısmını satabiliyor.
Ama geriye kalan ürün için aldığı karar, aslında bugünün tarım fotoğrafını özetliyor.
“17 dönüm marul ektik. Para etmedi ve şu anda bedava dağıtıyoruz.”
Bu cümle, sadece bir üreticinin serzenişi değil.
Bu, tarladan sofraya uzanan zincirin tam ortasında kopan halkayı anlatıyor.
Düşünün…
Bir ürün var.
Toprak var.
Emek var.
Su var.
Mazot var.
Gübre var.
İşçilik var.
Ama sonunda çiftçi şunu söylüyor:
“Toplamaya değmiyor.”
İşte bu, tarımda en tehlikeli eşiktir.
Çünkü zarar etmek başka bir şeydir.
Ürünü dalında bırakmak başka bir şeydir.
Ama ürününü bedava dağıtmak, bambaşka bir kırılma noktasıdır.
O tarlada yaşanan sahne çok çarpıcı.
Vatandaşlar çuvallarla geliyor.
Marulları topluyor.
Ama sofraya götürmek için değil…
Hayvanlara yem yapmak için.
Orada bulunan bir vatandaşın sözleri, aslında meselenin ne kadar derin olduğunu gösteriyor:
“Marulları tavuklara vereceğiz.”
Bir ülkede insanlar pazarda marulun fiyatından şikâyet ederken, başka bir yerde üretici marulu hayvan yemi olarak dağıtıyorsa, burada sadece fiyat meselesi yoktur.
Burada sistem meselesi vardır.
Bugün çiftçinin karşı karşıya kaldığı tablo çok net.
Ürünü satabiliyor…
Ama işçiye vereceği parayı çıkaramıyor.
Toplamaya başlarsa zarar ediyor.
Toplamazsa da emek boşa gidiyor.
Ve sonunda şu soruyla baş başa kalıyor:
“Toprayı mı kurtarayım, hesabı mı?”
Sait Yılmaz’ın yaşadığı bu hikâye, aslında Türkiye’nin dört bir yanında, farklı ürünlerde defalarca karşımıza çıktı.
Soğan tarlada kaldı.
Patates tarlada kaldı.
Karpuz tarlada kaldı.
Domates tarlada kaldı.
Şimdi marul.
Sorun tek tek ürünlerde değil.
Sorun, üreticinin önünü görememesinde.
Çünkü çiftçi ekim yaparken şunu bilmek ister:
“Bu ürünü sattığımda, en azından masrafımı çıkarabilecek miyim?”
Bugün bu sorunun cevabı yok.
Sadece belirsizlik var.
Üstelik işin daha acı tarafı şu…
Bu marullar, bedava dağıtılmasaydı ne olacaktı?
Büyük ihtimalle tarlada sürülüp yok edilecekti.
Yani bir yanda israf,
bir yanda zarar,
bir yanda tükenen umut.
Bugün herkes marketteki etiketlere bakarak konuşuyor.
Ama asıl dramatik tablo, markette değil, tarlada yaşanıyor.
Çünkü üretici artık şunu söylüyor:
“Ektim ama karşılığını alamadım.”
Tarımda en tehlikeli cümle de budur.
Çünkü bu cümle çoğaldıkça, bir süre sonra şu cümleye dönüşür:
“Bir daha ekmem.”
İşte o zaman mesele marul olmaktan çıkar.
O zaman mesele gıda güvenliği olur.
O zaman mesele şehirdeki tüketiciyi de doğrudan etkiler.
Bugün Kuzuculu’daki bir tarlada marul bedava dağıtıldı.
Ama bu görüntünün arkasında çok daha büyük bir soru duruyor:
“Üreten neden kazanamıyor?”
Bu soruya kalıcı bir cevap verilmediği sürece, bugün marul olur…
Yarın başka bir ürün…
Ve her seferinde şu manzarayı izleriz:
Bir çiftçi, emeğini kurtarmak için değil…
Zararını büyütmemek için ürününü bedavaya verir.
Asıl acı olan da budur.