Bir Şehrin En Uzun Mesaisi: Trafik

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İstanbul’da akşam saatleri artık bir saat değil, bir ruh hâlidir.

Bugün yine aynı sahne yaşandı.
Mesai bitti…
Yağmur başladı…
Ve şehir, neredeyse aynı anda frene bastı.

İstanbul’da akşam trafiği için kullanılan en sade cümle şuydu:

Trafik durma noktasına geldi.

Resmi ölçüm de bunu doğruladı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi trafik haritasına göre yoğunluk akşam saatlerinde yüzde 87 olarak belirlenmiş.

Bir şehir için yüzde 87 ne demek biliyor musunuz?

“Şehir artık yürümüyor” demek.

Özellikle Avrupa Yakası’nda, tablo son derece tanıdık.

Yenibosna…
Sefaköy…
Bahçelievler…
Bakırköy…

Sürücülerin ortak cümlesi yine aynıydı:

Araba gidiyor gibi yapıyor ama aslında duruyor.

İstanbul trafiğiyle ilgili yıllardır çok şey söylendi.
Köprüler yapıldı.
Tüneller açıldı.
Yeni yollar eklendi.

Ama bugün yaşadığımız tablo şunu açıkça gösteriyor:

Sorun artık sadece yol meselesi değil.

Sorun, zaman meselesi.

İnsanlar işten çıkıyor…
Aynı saat diliminde aynı güzergâhlara yükleniyor…
Toplu taşıma zaten kapasite sınırında…
Özel araç kullanımı her geçen yıl artıyor…

Sonuç?

Herkes aynı anda yola çıkınca, kimse gidemiyor.

Bugün trafiği biraz daha ağırlaştıran bir başka faktör de yağmurdu.
İstanbul’da yağmur, artık sadece meteorolojik bir olay değil.

Yağmur demek:

“Frenler daha erken başlar.”
“Şeritler daha geç açılır.”
“Küçük bir kaza, kilometrelerce kuyruk yapar.”

Ve akşamın bir noktasında şehir kendi kendine kilitlenir.

Bugün D-100’de yaşanan tam olarak buydu.

Trafiğe takılan herkesin zihninden geçen ortak bir cümle vardı:

Ben bu yolu normalde 20 dakikada geliyordum.

İşte İstanbul’un en büyük kırılması da burada.

Çünkü şehir, insanlara zaman kaybettirerek yormuyor sadece.
Hayat ritmini de bozuyor.

Çocuğunu okuldan alacak olan geç kalıyor.
Randevusuna yetişemeyen stresle direksiyon başında kalıyor.
Eve döndüğünde gün bitmiş oluyor.

Ve kimse şunu yüksek sesle söylemese de, herkes aynı duyguyu taşıyor:

Bu şehirde yol, hayatın en uzun mesaisi oldu.

Bugün yüzde 87’lik yoğunluk konuşuluyor.

Ama asıl konuşmamız gereken şu:

İstanbul’da trafik artık istisna değil, normal.

Bir kaza olmasa bile…
Bir çalışma olmasa bile…
Bir özel durum yaşanmasa bile…

Sadece “akşam” olması yetiyor.

Bence bu tabloyu artık şöyle okumalıyız:

Bu şehir, sadece yeni yollara değil, yeni alışkanlıklara da ihtiyaç duyuyor.

Esnek mesai…
Uzaktan çalışma…
Bölgesel iş merkezleri…
Gerçekten cazip ve erişilebilir toplu taşıma…

Aksi halde, her akşam aynı cümleyi yazmaya devam ederiz:

İstanbul’da trafik durma noktasına geldi.

Ve her akşam biraz daha kabulleniriz.

Oysa kabullenmememiz gereken şey tam da bu.

Çünkü bir şehir, insanına her gün iki-üç saatini yolda harcatıyorsa,
orada sorun sadece trafikte değildir.

Orada hayat sıkışmıştır.

Bugün İstanbul’un haritasına baktığınızda gördüğünüz şey kırmızı çizgiler değil.

Gördüğünüz şey,
aynı anda eve dönmeye çalışan milyonların sabrıdır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...