Bakan bakanın kapısına haciz memuru dayarsa...

YAYINLAMA:

Bir bakan, aynı kabinede görev yaptığı arkadaşını icraya verir mi?

 

Hatta hızını alamayıp Meclis koridorlarında "Kapına haciz memuru dikeceğim!" diye bağırır mı?

 

"Olmaz öyle şey" dediğinizi duyar gibiyim.

 

Ama oldu.

 

Hem de devletin en tepesinde, gazetecilerin ve milletvekillerinin gözü önünde yaşandı..

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık vurguluyor; bizlerin hafızasını tazelerken, bir de ödev veriyor:

"Bugünün gençlerine anlatmak lazım. Sizlerden ricam her fırsatta gençlere eski Türkiye'yi anlatmanızdır."

 

Erdoğan’ın, "Yeni Türkiye ile Eski Türkiye arasındaki farkların bıkmadan, yorulmadan anlatılması" çağrısı üzerine arşivin tozlu raflarını biraz karıştırdım.

 

Karşıma çıkanlar, bugünün gençlerine "bilim kurgu" gibi gelebilir. Ancak anlatılanlar, bu ülkenin bizzat yaşadığı, manşetlere yansıyan gerçekleri..

 

Çağrıya uyarak, bundan sonra sık sık "Eski Türkiye"den ibretlik hatırlatmalar yapmaya devam edeceğim.

 

İlk durağımız 1988 yılından..

 

"İCRAYA VERİYORUM SİZİ!"

 

Yer, Türkiye Büyük Millet Meclisi. İktidar kulisi hareketli.

 

Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı İmren Aykut, gazeteci Muharrem Sarıkaya’nın sorularını yanıtlıyor.

 

Tam o sırada kulisin diğer ucunda dönemin Maliye ve Gümrük Bakanı Ahmet Kurtcebe Alptemoçin beliriyor.

 

Bakan Aykut, röportajı yarıda kesip yerinden fırlıyor:

"İşte geldi!"

 

Maliye Bakanı’nın yanına gitmek istiyor ama karşı taraf durumu fark edip adımlarını hızlandırıyor, toplantının sürdüğü Genel Kurul salonuna kaçmaya çalışıyor.

 

Bunu gören Çalışma Bakanı Aykut, mevkidaşının arkasından tüm kulisi inleten o tarihi cümleyi kuruyor:

"İcraya veriyorum sizi! Haczettireceğim haberiniz olsun. Paramızı bir an önce ödeyin!"

 

Maliye Bakanı oralı olmuyor. "Aman sen de" dercesine elini sallayıp salona giriyor.

 

Bu tavır, Bakan Aykut’u çileden çıkarıyor. Sinirden titreyerek etrafındakilere dert yanıyor:

"Bakın şuna ne yaptı, gördünüz değil mi? Elini sallayıp gidiyor. Yok yok olmayacak, kesinlikle icraya vereceğim. Şikâyet ediyorum. Bu kişi bakanlığımın parasını ödemiyor. Vallahi icra memurunu kapısına dayayacağım!"

 

Daha sonra çantasını dizlerinin üzerine koyup, elini boğazına götürerek dönemin çaresizliğinin özetini yapıyor:

"Bu Maliye, artık burama getirdi. Yetti artık."

 

"MALİYE PARAMIZIN ÜZERİNE YATIYOR" 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı İmren Aykut, SSK Hastanesi Görüntüleme Merkezini hizmete açtıktan sonra SSK'daki ilk MR cihazında film çektirirken.

 

Peki, iki bakanı birbirine düşüren, devleti devletle mahkemelik olma noktasına getiren sebep ne?

 

Cevap basit ve acı: Devletin içinde bulunduğu durum.

 

Bakan Aykut’un 3 Kasım 1988’de Hürriyet gazetesine manşet olan isyanına göre; Maliye Bakanlığı, işçilerin prim ve vergi iadelerini Çalışma Bakanlığı'na ödemiyor, tabiri caizse paranın "üzerine yatıyordu."

 

Rakamlar günün parasıyla milyarları, trilyonları buluyordu.

 

SSK’nın paraları tahvillerde erimiş, faizleri bile ödenmemişti. 

 

İmren Aykut durumu şöyle özetliyordu: 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı İmren Aykut, SSK Hastanesi Görüntüleme Merkezini hizmete açtıktan sonra SSK'daki ilk MR cihazında film çektirirken.

"Ne kadar paramız varsa hepsinin üzerine yatıyorlar. Bir kuruşumuz bile ödemek istemiyorlar. Ben Maliye'den alacağımı tahsil edebilsem, bütün SSK hastaneleri Türkiye'nin en iyi kuruluşları olur."

 

Düşünün; Çalışma Bakanı, özel sektörden primleri tahsil edebiliyor ama devletin bir diğer kurumundan, Maliye’den parasını alamıyordu.

 

"Özel sektör ödemediği anda telefonlarını kapattırıyorum, icraya veriyorum. Ancak başta Maliye Bakanlığı olmak üzere kamu kuruluşlarından alacağımızı nasıl tahsil edeceğimi bilemiyorum." diyordu Aykut.

 

O günlerde bakanlık, Maliye’den cüzi bir ödeme koparabildiğinde bürokratlar arasında "bayram havası" esiyordu.

 

"Eski Türkiye" manzarası buydu.

 

Devletin bir cebi diğer cebine borç takıyor, olan ise hizmet bekleyen işçiye, emekliye, vatandaşa oluyordu.

 

Gençlere anlatılması gereken tam da budur.

 

Hafızayı diri tutmak adına, tozlu raflardan notları paylaşmaya devam edeceğim.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...