Aynadaki sen

YAYINLAMA:

İnsan, girdiği her ortamda aslında kendini anlatır. Konuşmasa bile duruşuyla, bakışıyla, tavrıyla bir iz bırakır. Çünkü kişilik yalnızca söylenen sözlerde değil; o sözlerin tonunda, seçilen kelimelerde ve sergilenen davranışlarda gizlidir. Hayatımızın her alanında, farkında olsak da olmasak da kim olduğumuzu ortaya koyarız.

Hiç tanımadığımız biriyle kurduğumuz ilk iletişimde bile karakterimiz açığa çıkar. Sesimizi yükseltmeden konuşabilmek, karşımızdakini dinlemek, sözünü kesmemek, empati kurabilmek… Bunlar küçük detaylar gibi görünse de insanın özünü yansıtan en güçlü göstergelerdir. Aslında nezaket dediğimiz şey, insanın iç dünyasının dışa yansımasından başka bir şey değildir.

Toplum içinde yaşamak, yalnızca aynı sokakları ve aynı mekânları paylaşmak demek değildir. Birlikte yaşayabilmenin görünmeyen kuralları vardır. Toplu yerlerde yüksek sesle konuşmamak, başkalarını rahatsız etmemek, hitap ederken ölçülü olmak, karşı tarafın sınırlarını gözetmek… Bunlar görgünün ve saygının temel taşlarıdır. Karşımızdaki insan teklif etmeden samimiyet sınırını aşmamak ya da onun fikrini almadan karar vermemek, aslında “sana değer veriyorum” demenin en basit yoludur.

Günümüzde en sık rastladığımız sorunlardan biri de emrivaki davranışlardır. “Ben bilirim” anlayışıyla hareket etmek, başkalarının alanını hiçe saymak, nezaketle bağdaşmaz. Oysa gerçek saygı, karşı tarafın varlığını kabul etmekle başlar. Bir işi danışmadan yüklemek, bir konuda söz hakkı tanımamak ya da insanların özel alanlarına izinsiz girmek; farkında olmadan incitmenin yollarıdır.

Bazen iyi niyetle yapılan davranışlar bile sınır ihlali olabilir. Örneğin bir annenin izni olmadan bir çocuğu sevmek ya da öpmek… “Sevgi” bahanesiyle yapılan bu hareket, aslında kişisel alanı yok saymaktır. Çünkü saygı, sadece iyi düşünmek değil, ölçüyü bilmektir. Nezaket, tam da bu noktada devreye girer.

Eskiden okullarda zorunlu ders olarak öğretilen “Adab-ı Muaşeret” kuralları, bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz değerler arasında.

Oysa medeni toplumlar büyük başarılarla değil, küçük inceliklerle ayakta kalır. Kapıyı tutmak, sıraya girmek, teşekkür etmek, özür dilemek, yaşlıya yer vermek, başkasının hakkını gözetmek… Bunlar basit alışkanlıklar değil; bir toplumun karakterini oluşturan değerlerdir. Nezaket azaldıkça gürültü artar, saygı azaldıkça huzur kaybolur.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni kurallar değil, eski değerleri hatırlamaktır. Çünkü adab-ı muaşeret bir ders kitabında kalacak bilgiler bütünü değil; birlikte yaşamanın, birbirimizi incitmeden var olmanın rehberidir. İnsan olmanın en sade ve en gerçek ölçüsü de budur.

Kısacası, medeniyet yüksek binalarla değil, ince davranışlarla kurulur. Ve nezaket, hâlâ insanın en güçlü erdemidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...