TFF ve ayak oyunları
Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun: 6222 sayılı yasamızın tam adıdır.
Özerk bir kamu kurumu, TFF (Türkiye Futbol Federasyonu), büyük bir başarıyla (!) kendini bu yasanın muhatabı yapıyor.
‘Türkiye’nin gururu’ diye alkışlanan Galatasaray’ı hedef bellemiş.
Düşman bellemiş gibi tavır ve söylemler içinde görünüyor.
Sürekli ve sadece Galatasaray’a karşı bir meydan okuma içinde.
Oysa, Galatasaray’ın şampiyonluk yarışı, Fenerbahçe ile.
V.A.R. protokolüne aykırı (yorumlanabilir durumlar için çağılmaz) kararlara tepki veren kulübe, X platformundan yanıt verdiler, hem de bağırarak: FUTBOL AYAK OYUNU DEĞİLDİR, BİR SPORDUR!
Büyük harf bağırmaktır. Dahası, sizi hedef aldığını savunduğunuz açıklama, kulübün kurumsal web sitesinden yapılmıştır.
İletişimde kuraldır; yanıt, aynı mecradan verilir. Ergen gibi X’ten tweet atmak yanlıştır.
Ayrıca, TFF, Fenerbahçe şampiyon yapılsın, ya da Galatasaray’ın şampiyonluğu engellensin diye kurulmuş bir kurum değildir. Türk futbolunun en düşük seviyeli yönetimi, işi bu noktaya getirmiştir.
Taraftarlar, kulüpler arasında husumeti körükleyen yaklaşım, bu yönetim gitmeden dinmeyecek gibi.
TFF, tüm kulüplere eşit mesafede olmalı, her birinin ve bütünün menfaatlerini gözetmelidir.
Görev kusuru işlenmektedir ve derhal olağanüstü kongre kararı almaları elzemdir.
FUTBOL, HİÇ BU KADAR AYAK OYUNU OLMAMIŞTI!
Tek sorumlusu da TFF’nin Hacıosmanoğlu yönetimidir.
SHURA’NIN GÜÇLÜ RAPORU
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, “Türkiye’de Yenilenebilir Hidrojenin Etkinleştirilmesi” raporunu yayımladı. Bu güçlü çalışmanın ortaya koyduğu çerçeve net: Türkiye, yenilenebilir hidrojen yarışında avantajlı bir başlama çizgisine sahip; ancak bu avantaj kendiliğinden hedefe ulaşmıyor.
Başarı; eklenebilirlik ilkesine dayalı mevzuat, talep yaratan sektör önceliklendirmesi, risk azaltıcı finansman, altyapı-insan kaynağı yatırımları ve AB ile derin entegrasyonun eş zamanlı hayata geçirilmesine bağlı. Türkiye, 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda enerji dönüşümünü hızlandırırken, yenilenebilir (yeşil) hidrojen özellikle doğrudan elektrifikasyonun yetersiz kaldığı sanayi ve ulaştırma uygulamaları için stratejik bir araç olarak öne çıkmaktadır.
SHURA’nın raporuna göre; Türkiye’nin yüksek güneş ve rüzgâr potansiyeli, mevcut gri hidrojen kullanım altyapısı (rafineriler, kimya, gübre) ve coğrafi konumu avantaj sunuyor. Ancak şu başlıklar ile ekosistemin gelişimi sınırlanıyor:
-düzenleyici belirsizlik,
-talep eksikliği,
-yüksek maliyetler,
-altyapı boşlukları
-insan kaynağı açığı.
SHURA, 2053’te toplam enerji talebinin yaklaşık yüzde 15’inin yenilenebilir hidrojen ve türevleriyle karşılanması mümkün diyor. Bunun için yaklaşık 70 GW elektrolizör kapasitesi gerekli. Ancak küresel ölçekte de projelerde gecikmeler yaşanıyor. 2030’a kadar hedeflenen yeşil hidrojen hedef üretimi beklentisi, dörtte bir oranında azalarak, 49 Mt’tan 37 Mt’a düşmüştür.
Doğru sırayla ve doğru araçlarla ilerlenirse, yenilenebilir hidrojen Türkiye için yalnızca bir iklim politikası değil; sanayi rekabetçiliği, ihracat ve teknoloji dönüşümü hamlesi olacaktır.
Bu nedenle, Türkiye Yüzyılı içinde yeşil hidrojenin doğru konumlandırılması ve COP31’de sesinin güçlü çıkması değerli olacaktır.
SHURA’NIN ÖNCELİKLİ ÖNERİLERİ
Raporda anılan öneriler, gerçekçi yaklaşımlarla belirlenmiştir. Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği (H2DER) dahil olmak üzere sektör paydaşlarının örüş ve önerileri çalıştaylarda derlenmiş, analizler bilimsel yöntemler ile yapılmıştır. Yeşil hidrojen ekosisteminin oluşumu ve gelişimi için öneriler:
-Yeşil hidrojen ile ilgili mevzuatın tamamlanması: Sertifikasyon, standardizasyon sağlanması.
-Hidrojene özel otorite atanması: En az yedi farklı bakanlık çalışma alanına giren hidrojen ekosistemi için koordinasyon ve kararların oluşturulacağı tek bir otorite belirlenmesi.
-Elektrifikasyon yarışına girişilmemesi: Mevcut YE kapasitesini elektrik sektöründen “çekmeden”, hidrojene tahsisli yeni YE yatırımlarıyla yapılmalıdır. Bu, elektrik sisteminin karbonsuzlaşmasıyla rekabeti önler.
-Sektörel önceliklendirme ve talep yaratma: Kısa–orta vadede gübre (yeşil amonyak), demir-çelik, kimya/petrokimya; orta-uzun vadede cam-seramik ve uzun mesafe taşımacılık önceliklendirilmelidir. Talep, SKDM etkisi altındaki sektörlerde politika araçlarıyla oluşturulmalıdır
-Açık ve bağlayıcı yasal tanım: Yenilenebilir hidrojenin tanımı, emisyon eşikleri ve sertifikasyonu netleştirilmeli; izin süreçlerini koordine eden merkezi bir kamu yapısı kurulmalıdır
- Finansman ve risk azaltma araçları: Alım garantileri, kapasite destekleri ve karbon fiyatlaması birlikte kurgulanmalı; destekler yalnızca “zor karbonsuzlaşan” uygulamalara yönelmelidir.
-Hidrojen vadileri ve OSB entegrasyonu: HYSouthMarmara gibi hidrojen vadileri ölçeklenmeli; OSB’lerde yerinde üretim-tüketim modelleri yaygınlaştırılmalıdır.
-AB ile mevzuat ve piyasa entegrasyonu: AB’nin Hydrogen & Decarbonised Gas Market Package ve Fit for 55/REPowerEU hedefleriyle uyum sağlanarak ihracat ve finansmana erişim güçlendirilmelidir
Bu başlıklar, öncelikle piyasa belirsizliğini ve talep eksikliğini giderecektir.
Büyük ve değerli bir çalışma ile yeşil hidrojen eko sisteminin ekonomimize katacakları, avantajları ve zorlukları raporlandı. SHURA, sektör seslerine kulak vermekle sınırlı kalmadı; İTÜ Enerji Enstitüsü Müdürü Prof.Dr. Adnan Midilli örneğinde olduğu gibi, bilimi önde tutan bir çalışma yürüttü.
Başta Direktör Alkım Bağ ve Araştırma Koordinatörü Hasan Aksoy olmak üzere bütün ekibi ayakta alkışlıyorum.
HİDROJENDE AB ÖNERİLERİ
Temiz Sanayi Mutabakatı’nın (Clean Industrial Deal – CID), bundan bir yıl önce oluşturulan bir öneri paketiydi. CID, daha düşük enerji maliyetleri için 2030’a dek her yıl 100 GW yenilenebilir enerji kapasitesinin devreye alınması ve yüzde 32 elektrifikasyon oranına ulaşılmasını hedefliyor. Kamu alımları çerçevesi yoluyla temiz ürün talebi artacak. Finansmanı, kamu çerçevesi, AB İnovasyon Fonu ve yeni kurulacak bir Sanayi Karbonsuzlaşma Bankası aracılığıyla sağlanacak. 2030 yılına kadar döngüsel malzeme kullanım oranının yüzde 24’e çıkarılması ve AB kritik hammaddeler veri merkezinin kurulması da planın parçası.
Avrupa Komisyonu, Temiz Sanayi Mutabakatı’nı önerdiği günle aynı tarihte, 2040 yılına kadar yılda 260 milyar Euro tasarruf sağlamayı hedeflediğini belirten bir Uygun Fiyatlı Enerji için Eylem Planı’nı da gündeme getirdi.
İşte bu arada 40 kuruluş ortak bir bildiri yayımladı ve düşük karbonlu ürünler için daha güçlü önlemlerinin dahil edilmesini önerdi. -Daha geniş bir endüstri yelpazesinde öncü piyasa ölçümlerinin uygulanması -AB genelinde, uyumlu ve performansa dayalı ürün standartları getirilmesi.
-Zorunlu yeşil kamu satın almasının uygulanması
-Talep tarafı zorunluluklar ve finansal risk azaltma araçları aracılığıyla kalıcı bir özel talep yaratılması.
Hidrojen sektörü, doğru önlemlerle desteklenirse Avrupa'ya istihdam sağlayacak, yatırım çekecek ve bizi rekabeti destekleyecek öngörüsü var. Başta Hydrogen Europe olmak üzere 40 kuruluş, hem kamu hem de özel talebin güçlendirilmesini öneriyor. Sanayi ve imalat sektörleri, araştırma kuruluşları, düşünce kuruluşları ve sivil toplumdan kuruluşlar ve iş dünyası temsilcilerinden oluşuyor.
Bu ortak bildiri, yeşil H₂ dahil tüm net-sıfır teknolojilerinin ölçeklenmesi için talep tarafını merkeze alan güçlü bir sanayi politikası çağrısıdır. Türkiye açısından mesaj nettir: AB öncü pazarlarına uyum + yeşil kamu alımı + performans standartları, CBAM riskini avantaja çevirecek bir kaldıraçtır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bu hassasiyeti doğru değerlendirmelidir. Adres, COP31 Antalya olmalıdır.