Direksiyondaki başka bir sen mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Günlük hayatta hepimiz birer rol oynuyoruz; iş yerinde profesyonel, evde şefkatli bir ebeveyn, arkadaş ortamında neşeli bir dost... Ancak bir yer var ki, orada tüm maskeler düşüyor ve içimizdeki ‘başka bir ben’ direksiyonun başına geçiyor: Otomobilin içi. Hiç dikkat ettiniz mi; evinde karıncayı bile incitmeyen, komşusuyla selamlaşırken nezaketinden ödün vermeyen o sakin insan, kontağı çevirip trafiğe çıktığı an nasıl bir dönüşüm yaşıyor? Bu yazımda anlatmak istediğim karakter, herkesi kapsamıyor. Sadece direksiyon başına geçtiğinde o kritik değişimi gösterenler için kaleme aldım…

O büyülü (ve tehlikeli) zırh: Otomobil

Otomobilin kapısını kapatıp dış dünyadan izole olduğumuzda, kendimizi sanki bir cam fanusun içinde, dokunulmaz sanıyoruz. Bu ‘zırh’ hissi, bize dışarıdaki insanlarla doğrudan göz teması kurmadığımız bir anonimlik sağlıyor. İşte tam bu noktada, evdeki o sabırlı insan gidiyor; yerine en küçük bir gecikmede kornaya asılan, önündeki araç bir saniye geç kalktığında dünyası başına yıkılan o öfkeli karakter geliyor.

Aslında otomobilin içindeyken verdiğimiz tepkiler, gerçek karakterimizin bir yansıması mı, yoksa sadece bastırılmış duygularımızın dışa vurumu mu? Evde eşimize, dostumuza gösterdiğimiz o engin sabır, neden kırmızı ışıkta saniyelerle yarışırken bir anda buharlaşıp uçuyor?

Empati, kontağı çevirince bitiyor mu?

Bir düşünelim; markette sıra beklerken önümüze biri geçtiğinde en fazla "Beyefendi/Hanımefendi, sıra bendeydi" diye nazikçe uyarırız. Peki ya trafikte biri önümüze ‘kaynak’ yaptığında? Bir anda selektörler yanıyor, kornalar çalıyor, bazen ağzımızdan hiç de bize yakışmayacak kelimeler dökülüveriyor. Oysa o aracın içindeki de tıpkı bizim gibi; akşam yemeğine yetişmeye çalışan bir baba, hastaneden dönen bir evlat ya da yorgun bir işçi olabilir.

Evdeki ‘biz’, sevdiğimiz birinin hatasını ‘canın sağ olsun’ diyerek geçiştirirken; direksiyon başındaki ‘biz’, hiç tanımadığımız birinin acemiliğine karşı neden bu kadar acımasız olabiliyoruz? Trafikteki o metal yığınlarının içinde birer "insan" olduğunu unuttuğumuz an, aslında kendi nezaketimizden de ödün vermeye başlıyoruz.

Aynadaki yabancı

Geçtiğimiz günlerde trafikte dikiz aynasına baktığımda, arkamdaki sürücünün yüzündeki o öfkeyi gördüm. Sanki o an karşısında bir otomobil değil, hayatındaki tüm sorunların sorumlusu olan bir düşman varmış gibi bakıyordu. Kendi kendime sordum: "Acaba bu kişi akşam eve gidip çocuklarına sarıldığında da bu yüz ifadesini taşıyor mu?" Cevabın ‘hayır’ olduğuna eminim.

Sorun şu ki; direksiyon başında yaşadığımız o anlık öfke, sadece o anla sınırlı kalmıyor. Eve götürdüğümüz o negatif enerji, aslında sakince oturacağımız akşam yemeğinin de tadını kaçırıyor. Yani direksiyon başındaki "o öfkeli kişi", eninde sonunda evdeki "o huzurlu kişiyi" de zehirlemeye başlıyor.

Direksiyonu karakterimizle yönetmek

Otomobil kullanmak sadece teknik bir beceri değildir; aslında bir karakter testidir. Nezaket, sadece salonlarda sergilenen bir aksesuar değil, hayatın her alanında taşımamız gereken bir kimliktir.

Bir dahaki sefere trafik sıkıştığında veya biri önünüze daldığında, kornaya basmadan önce bir saniye durun ve kendinize şunu sorun: "Şu an evimdeki koltuğumda olsaydım, bu duruma nasıl tepki verirdim?" Eğer direksiyon başındaki halimizle evdeki halimiz arasında uçurumlar varsa, belki de vites değiştirmekten önce karakterimizi biraz daha ‘huzur’ moduna almamız gerekiyordur.

Unutmayın; yollar sadece asfalt ve çizgilerden ibaret değildir; yollar, insanların birbirine saygı duyduğu sürece güvenlidir. Direksiyon başında da ‘kendiniz’ kalabildiğiniz, nezaketi yan koltuktan ayırmadığınız keyifli sürüşler dilerim…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...