Şehrin gürültüsünü denize bırakmak
Metropol hayatı, her sabah bizi devasa bir çarkın içine çekiyor. Plaza camlarının arkasından, egzoz dumanlarının arasından ya da bitmek bilmeyen toplantıların yorgunluğundan başımızı kaldırıp kendimize "Benim için bugün ne yaptın?" diye sorduğumuzda, cevabımız genellikle koca bir sessizlik oluyor. Oysa bu kalabalık ve kaos dolu haftanın ortasında, ruhumuza sunabileceğimiz en ulaşılabilir, en dingin ve üstelik tamamen ücretsiz bir terapi yanı başımızda uzanıyor: Deniz.
Ücretsiz terapi: Dalga sesleri
Yaşadığı şehirde deniz olan şanslı azınlıktan mısınız? Eğer öyleyse, doğanın sunduğu o muazzam akışın farkında mısınız? Dalgaların kıyıya her vuruşu, aslında zihnimizdeki o karmaşık düşünceleri alıp götürmek için birer davet. Denizin o bitmek bilmeyen dinginliğini izlemek, sadece bir saatliğine bile olsa bizi dünyanın ağırlığından koparıp sakinliğin kollarına bırakabiliyor.
Ancak biz ne yapıyoruz? Hangimiz işe gitmek için aracı olarak kullandığımız deniz hatlarında bir motor veya vapurla Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçerken her gün alıştığımız manzaranın aslında çok kıymetli olduğunun farkındayız? Ya da kaçımız Avrupa yakasında sahil boyu oltalarını denize atan kişilerin yanına yanaşıp balık tutmayı denedi? Bir olta alıp denize atmak ne kadar maliyetli olabilir ki?
Hız tutkusu ve kaçırılan anlar
Biz bu yerlerin yanından sadece gideceğimiz lokasyona ulaşmak için araba veya toplu taşıma ile hızlıca geçip gidiyoruz. Zamanla yarışırken, zamanın içindeki güzellikleri ezip geçiyoruz. Ancak durup düşündüğümüzde İstanbul'da olup, kalabalık mekanların içerisinde boş masa bulma yarışından ve yediğimiz içtiğimizin fotoğrafını çekip sosyal medyaya yükleme alışkanlığından kopamadığımızın farkında mıyız? Bir mekana gidip "orada olduğumuzu" kanıtlama çabası, o mekanda "gerçekten var olma" keyfimizin önüne geçiyor.
Sosyalleşmek mi, gürültüde kaybolmak mı?
Sosyalleşmeyi sadece popüler mekanları gezmek sanıyoruz. Oysa sosyalleşmek; mekan mekan gezip, oturduğun kişi ile birbirinin sesini duymak için bağırarak konuştuğun bir zaman harcama çabasından başka bir şey olmalı diye düşünüyorum. Gerçek bir paylaşım için yüksek sese değil, ortak bir huzura ihtiyaç vardır. Bir bankta oturup yanındakiyle denize karşı susabilmek, bazen en kalabalık masadaki en hararetli sohbetten daha çok şey anlatır.
Unutmayın; denize kıyısı olan her nokta insanın terapi noktasıdır. O kıyıda durduğunuzda, deniz size sadece suyun hareketini değil, hayatın da aslında bir akıştan ibaret olduğunu hatırlatır. Bir dahaki sefere vapura bindiğinizde telefonunuza değil, martıların kanat çırpışına ve suyun köpüğüne bakın. O an, bu devasa şehrin içinde kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik olacaktır.
Martılarla dans eden vapur tadında, denizin dinginliğiyle dolu huzurlu günler dilerim...