Vitrindeki hayatlar

YAYINLAMA:

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla sohbet ederken konu döndü dolaştı ulaşılabilirlik meselesine geldi. Sosyal medya, bizi birbirimize bir tık kadar yakınlaştırdı, evet. Ama bu yakınlık, ruhsal bir bağ mı kurdu yoksa bizi sadece dijital birer vitrin ürününe mi dönüştürdü? Artık herkes her an ulaşılabilir, her an göz önünde ve maalesef her an ‘ikame edilebilir’ durumda.

 

Eskiden bir insanı tanımak, onun huylarını öğrenmek, kusurlarıyla barışmak bir emek işiydi. Sabır gerektirirdi. Şimdilerde ise ikili ilişkilerin üzerinde görünmez bir ‘kullanım kılavuzu’ var ve ilk hatada, ilk anlaşmazlıkta o kılavuzun son maddesi devreye giriyor: Değiştir. Sosyal medyanın bize sunduğu en büyük zehir, daha iyisi, daha uyumlusu, daha konforlusu bir kaydırma mesafesinde düşüncesi. Birini tanımak için çaba sarf etmek yerine, konforum bozulmasın, nasıl olsa yarın yeni biriyle sohbet edebilirim mantığıyla yaşıyoruz. İnsanları, tıpkı eskiyen bir telefon veya sıkıldığımız bir kıyafet gibi, yerlerine yenisini koyabileceğimiz birer tüketim nesnesi haline getirdik. Yaş kriteri fark etmeksizin; 20’sinde de, 50’sinde de aynı hızla tüketiyoruz duyguları.

 

Konfor alanının soğukluğu

İlişkilerde derinleşmekten korkar olduk. Çünkü derinleşmek, sorumluluk almak demektir. Fedakarlık yapmak, bazen o çok sevdiğimiz konfor alanımızdan ödün vermektir. Biz ise konforumuzu, gerçek bir bağ kurmaya tercih ediyoruz. Bir tartışma çıktığında meseleyi çözmek için ter dökmek yerine, ekranı kilitleyip başka bir bildirimde teselli aramayı seçiyoruz.

Peki, bu sonsuz seçenek havuzunda yüzerken gerçekten ferahlıyor muyuz? Yoksa her yeni "merhaba" ile içimizdeki boşluk biraz daha mı büyüyor?

 

Bir an durup sormak: Ben mutlu muyum?

Bu hızlı tüketim çarkının içinde dönerken, acaba kaçımız gece başını yastığa koyduğunda kendine şu soruyu soruyor: “Ben gerçekten mutlu muyum?” Yoksa sadece ulaşılabilir olmanın verdiği o sahte onaylanma hissiyle mi yetiniyoruz? Çevremiz insanla dolu gibi görünse de paylaştığımız fotoğraflar onlarca beğeni alsa da ruhumuzun o en kuytu köşesindeki yalnızlığı hangi yeni sohbet doldurabilir? Gerçek duygu, konforumuz bozulmasın diye kaçtığımız o zor anlarda, paylaşılan ortak kederlerde ve sabırla örülen bağlılıklarda saklıdır. Vitrindeki pırıltılı hayallerde değil.

 

Tüketirken tükeniyoruz

İnsan ilişkilerini bir tüketim malzemesine dönüştürdüğümüzden beri, aslında en çok kendimizi tüketiyoruz. Samimiyeti, güveni ve o paha biçilemez ait olma hissini, yenisiyle değiştirme kolaylığına kurban veriyoruz.

 

Belki de yapmamız gereken; o sonsuz seçenekler dünyasının gürültüsünü biraz kısıp, yanımızdaki insanın sesini duymaya çalışmaktır. Konforumuzun bozulmasından korkmak yerine, bir insanın kalbinde yer edinmenin o tatlı telaşına geri dönmeliyiz.

 

Çünkü günün sonunda bizi vitrindeki beğeniler değil, o vazgeçmediğimiz ve bizden vazgeçmeyen gerçek bağlar ayakta tutacak.

 

Duyguların tüketilmediği, emekle büyütüldüğü samimi yarınlara...

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...