Hediyenin Karatı mı, Kalbi mi?

YAYINLAMA:

Günümüzde hediye denilince akla ilk gelen şey; pırıltılı vitrinler, markaların abartılı kutuları ve kredi kartı ekstreleri oluyor. Özellikle takvimler o malum özel günleri gösterdiğinde, bir hediye alma yarışı başlıyor. Sanki sevgi, sadece o günlerde ve alınan nesnenin pahasıyla ölçülürmüş gibi... Oysa hediye, bir zorunluluk değil; bir ruhun diğerine ‘Seni görüyorum, seni tanıyorum ve mutlusun diye mutluyum’ deme biçimidir diye düşünüyorum..

Kadın-erkek, kardeş ya da ebeveyn-çocuk fark etmeksizin; hediyeyi sadece temsili günlere hapsetmek, onu bir nevi ev ödevine dönüştürüyor. Herkesle aynı anda, aynı telaşla ve adeta bir görev bilinciyle alınan o hediyelerin samimiyeti, maalesef ambalaj kağıdı yırtılana kadar sürüyor. Oysa gerçek hediye, takvimin hiçbir şey fısıldamadığı, sadece seni düşündüm denilen sıradan bir cuma gününde saklıdır. Karşısındakini iyi hissettirmek için bir aracıdır hediye; bir protokol kuralı değil.

 

Hediye denilince illaki pahalı şeylerin değerli kabul edilmesi, yaşadığımız tüketim toplumunun bize dayattığı en büyük yanılsama. Bir pırlantanın üzerindeki karat numarasının büyüklüğü, o hediyeyi veren kişinin karşısındakini ne kadar tanıdığını anlatmaz.

 

Gerçek değer; karşındakinin bir gün öylesine kurduğu bir cümleyi unutmamakta, onun çocukken sevdiği bir oyuncağın benzerini bir antikacıda bulup getirmekte ya da sadece onun damak tadına uygun bir yemeği hazırlamak için mutfakta geçirilen o emek dolu saatlerde gizlidir. Maneviyatı yüksek, üzerine düşünülmüş ve ‘seni tanıyorum’ mesajı veren bir hediye; dünyadaki tüm lüks markaların etiketlerinden daha ağır basar.

 

Emek, en pahalı mücevherdir

Birini mutlu etmek için sarf edilen çaba, parayla satın alınamayacak tek şeydir. Birinin yüzündeki o samimi gülümsemeyi görmek için gösterilen o küçük ama ince düşünülmüş gayret, hediyenin asıl ruhudur. Pahalı bir saatin kutusunu açarken duyulan heyecan geçicidir ama ‘Bunu benim için nasıl da düşünmüş?’ dedirten o manevi bağ kalıcıdır.

Gelin, hediyeyi bir statü göstergesi ya da bir takvim zorunluluğu olmaktan çıkaralım. Karşımızdakini ne kadar iyi tanıdığımızı, onun ruhuna hangi ince sızıyla veya hangi neşeyle dokunabileceğimizi keşfedelim. Çünkü hayat, karatlarla ölçülemeyecek kadar kıymetli anların ve rakamların yetmediği büyük sevgilerin toplamıdır.

 

Etiketlerin sustuğu, kalplerin ve emeğin konuştuğu sürprizlerle dolu günler dilerim...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...