F1 gelir hoş gelir
Resmen açıklanmadı ama güvenilir bütün kaynaklar önümüzdeki sene yani 2027’nin Ağustos’un da İstanbul’da yine, yeni ve yeniden Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapacağımızı müjdeliyor.
Resmi imzaların taraflarca atılmasının sadece bir prosedürün tamamlanması açısından önemli olduğu, onun dışında bütün detayların halledildiğini duyuyoruz motor sporları camiasındaki ilgililerden. Umalım ve dileyelim ki 2020-2021’deki pandemi şartları gereği kucağımızda buluverdiğimiz için iyi hazırlanamadığımız o son yarışlardaki organizasyon bozuklukları bu defa tekerrür etmez. Geçen sefer meraklıların hevesleri kursağında kalmıştı ve Formula 1 pistine ne gitmek ne de gelmek mümkün olamadığından binlerce insan ellerinde biletleri ile yarışları izleyememiş, mağdur edilmişti.
Bizde yolların protokol için kesilmesi vaka-i âdiyeden olduğu için kanıksamış olsak da bu işin meraklısı olan ve yarış yarış, ülke ülke dolaşan tiryakileri için parasını verip aldığı bileti elinde olduğu halde piste giden yolların protokol için kapatılması ve biletli seyirciler için bir çözüm düşünülmemesini medeni bir Avrupalıya anlatamazsınız.
Meşhur Alman mimar Herman Tilke tarafından çizilen pist saat yönünün tersine koşulan ve oldukça zorlu bir pistimiz var. 2005-2010 yılları arasında her sene ülkemizde bu heyecanı derinden hissederek geçen güzel günlerin ardından biraz o zamanki F1 partonu Barnie Ecclestone’nun aç gözlüğü yüzünden sonraki yıllara dair kontratımızı uzatamamıştık. Ama o güzel günlerde Kimi Raikonen, Felipe Massa, Fernando Alonso ve elbette Michael Schumacher gibi efsanelerin müthiş yarışlarını izleyerek mest olmuştuk.
Şimdi o günlerden çok uzaktayız. Artık ne o motor sesleri var ne de o zamanki serbestlik var günümüzde Formula 1’de. O zamanlar (2014’e kadar) V8-V10 diye tabir edilen “canavarlar” vardı motor yuvalarında. Şimdi artık V6’lar var ve onlar en fazla homurdanıyor diğer motorlara göre.
David Coulthard’ın 2005’de Boğaziçi Köprüsü’ndeki gösteri sürüşündeki muhteşem anlar, iki kıta arasında yapılan ilk Formula aracı sürüşü gibi ilginç detaylar F1 tarihinde meraklıları tarafından bugün bile hatırlanmaktadır.
İlk yıllardaki büyük ilginin ilerleyen yıllarda biraz tavsamasının ardında yatan en büyük etken o dönemde şimdiki kadar güçlü bir otomotiv ve yan sanayiimizin olmamasıydı diyebiliriz aslında. Motor sporları her ne kadar “zengin sporu” olarak kabul edilse bile otomotiv endüstrisi güçlü ülkelerde küçük yaşlardan itibaren bir motor sporu kültürü üzerine inşa ediliyor gençlerin hayalleri. Son 10 yılda otomotiv sektöründe yaşanan gelişmenin, TOGG markasının bu topraklardan neşet etmesinin ve onlarca, yüzlerce yeni girişimcinin otomotivin her alanında yatırım yapması neticesinde ülkemiz artık rüştünü ispat etme noktasına geldi bu konuda da.
Formula 1 Pisti’nin yılda sadece üç günlüğüne değil, birçok başka organizasyonla yüzlerce gün dolması lazım. Bizde o potansiyel artık var. Bu alanda pistte yapılan ne kadar müsabaka varsa gerek araç gerek motosiklet olsun hepsini bir şekilde bu ülkede yarıştırmamız lazım. Böylece hem hali vakti yerinde uluslararası seyircilerin turizm potansiyelinden hem de yetişen gençlerimizin uluslararası motor sporları kültürüne adapte olması bakımından istifade edeceğiz. Üç günlük bir yarış programı için ortalama bir “yarış seyircisi turisti” İstanbul’a 5-7 bin dolar arası para bırakıyor. Kısa günün kârı.
Hayırlı uğurlu olsun ve ilerleyen yıllarda da devamı gelsin dileklerimizle.