Bedava Liverpool tatili
Baştan söyleyeyim, Çarşamba akşamı Liverpool’un oynadığı Galatasaray’ın seyrettiği maçın sonunda, ben sırf UEFA Şampiyonlar Ligi’nde son 16’ya kaldığı için Galatasaray’a teşekkür edenlerden değilim. Yok buraya kadar iyi geldik, yok bu büyük başarı falan alaturkalıklarından hiç hoşlanmam. Nasıl ki iyi oyun, iyi sonuç alınca Galatasaray’ı takdir ettiysek dün akşam oynanmayan oyun, edilmeyen mücadele için de kimseyi alkışlayacak değilim. Bu tarz tutumlar bence iyi sonuç vermez. Galatasaray’ın diğerlerinden farkı önce kendini eleştirebilmesidir. Elbette buraya gelene kadar alınan sonuçları hep birlikte takdir ettik ama dün akşam yine büyük bir hüsran yaşandı. Yenilen gollerden öte sahada hoş olmayan bu camiaya yakışmayan mücadelesizlik hali bu formayı giyenlere ve giydirenlere hiç yakışmadı. Eksikleri görmeyen, hataları irdelemeyen toplulukların sonu ne oluyor gayet iyi biliyoruz. Bu nedenle malzemecisinden, hocasına, oyuncusundan, idarecisine herkes şapkasını önüne koyup düşünsün önce, sonra düşündüklerini birbiriyle paylaşsın. Paylaşsın ki aynı yanlışlar bir daha tekrar edilmesin.
Çarşamba akşamı sahada çocukluk hayali Brezilya milli takımına seçildiği için sakatlanmaktan korkan ve topu hiç ayağında tutmayan bir Gabriel Sara ve hala nasıl ve ne tür bir sakatlık olduğunu tam anlayamadığım, takımını oynarken dahi eksik bırakan bir Victor Osimhen performansı zaten kaçınılmaz sonucu hazırlayan en belirgin faktörlerdi.
Galatasaray tarihinin en iyi kadrosu denen bu takımın bu maçta çok net şekilde gördüğümüz üzere 2000 yılındaki efsane Galatasaray’ın yanına yaklaşamadığını acı bir şekilde anladık. Fatih Terim’in, Okan Buruk’unda yer aldığı o müthiş takımı, o yıl iç saha-dış saha fark etmeden namağlup olarak UEFA kupasını kazanırken, hiçbir maçında sahada dün akşam olduğu gibi aciz duruma düşmemişti. Bugün 350 milyon Euro ödenerek kurulan bu takımdaki en büyük eksiklik sahada bir liderinin olmaması… Bir Hagi, bir Bülent Korkmaz yok maalesef... Bu Galatasaray takımı özellikle deplasman maçlarında çok kırılgan ve çok edilgen bir futbol oynuyor. Oysa şimdilerde ilk 11 oyuncusu olarak sahada olmayan, eski formundan uzak Mauro Icardi, Galatasaray’a geldiği ilk 2 sene Galatasaray’ın sahadaki lideriydi. İspanyolca konuşan oyuncu gurubu ile takımı domine ediyor ve hep birlikte hareketle dayanışma, iş bölümü, fedakarlık gibi ekip olmanın gereği özellikleri ön plana çıkartıyorlardı. Dün akşam Anfield Road’da sahaya çıkan Galatasaray adeta başı kesik horoz gibiydi, oyuncular bitse de gitsek havasındaydı. Belli ki bu takım bu yıl için Avrupa macerasının buraya kadar olmasını yeterli görmüştü. Kaleci Uğurcan dışında Galatasaray’da övgüyü hak eden tek bir oyuncu göremedik sahada.
Kalecinin muhteşem performans gösterdiği maçta kaçan/kurtarılan penaltı, sayılmayan goller, direkten dışarı çıkan topların yarısı gol olsa Galatasaray’ın ve belki de Türk futbol tarihinin en büyük hezimeti olurdu… Eğri oturup doğru konuşalım; son iki Şampiyonlar Ligi deplasmanında, Juventus ve Liverpool’den -7- gol yedi Galatasaray... Her iki maçta da Uğurcan kalesinde devleşmeyip, biraz vasat olsaydı 2 maç toplamında kalemizde bir düzine gol görmemiz işten bile değildi. Bu kabul edilebilir bir durum, sonuç değil... Galatasaray takımında dünya çapında oyuncular var… Ali Sami Yen’deki muhteşem seyirci desteği olmadan kritik bir maç kazanamayacak mı bu takım?
Bu gibi durumlarda hep bardağın iki tarafı vardır. Üstteki kısım boş olan kısımdı. Bir de bardağın dolu olan tarafı var. Önceki yılların aksine bu sezon Galatasaray Avrupa’da inişli çıkışlı da olsa kabul edilebilir sayıda maç oynadı, önemli gelir elde etti. Bu sebeple zaten maçtan önce birçok Galatasaraylı Liverpool’a elenmeyi kabullenmiş, bu sonucu satın almıştı. Hoş insan doğası gereği buraya geldik, bir üstü neden olmasın diye de gönlünden geçirmiyor değil. Anlaşılan Galatasaraylı oyuncular bizimle aynı düşünceyi paylaşmamışlar.
Şimdi Galatasaray’ın önünde gelecek yıl için vermesi gereken çok kritik kararlar, tercihler var. Sarı kırmızılı camia ya bu kadroyu takviye ederek, daha da para harcayarak daha üst turlara çıkmayı mı deneyecek, ya da bu kadroda yüksek maaşlara oynayan ama randıman vermeyen başta Leroy Sane gibi oyunculardan başlayarak kontrollü bir ekonomiye geçmenin yolunu mu tutacak. Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’in daha para harcama, yeni transferler yapma taraftarı olduğunu biliyoruz. Önümüzdeki günlerde daha detaylı ele alacağız ama bir yandan 300-400 milyon dolar harcanılacağı söylenen stadın yanındaki tesise yatırım yapıp diğer yandan 350 milyon Euroluk takımı 500 milyon veya daha üst bütçeye çıkarmak mümkün mü-gerekli mi?.. Tercih bu yönde ise bu devasa giderlerin kaynağı nasıl bulunacak? Ülke ekonomisi, dünyanın içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında her iki yatırımı da aynı anda yapmak ne derece doğru? Bu ve benzeri konularda yakın zamanda Galatasaray kamuoyunda ciddi tartışmalar yaşanacağı, bütçe, kaynak, harcama kalemlerinin netleştirilmesi gerekeceği aşikar. Galatasaray yönetimi Liverpool’u elemesi halinde takıma 5 milyon Euro prim vermeyi vaat etmişti. Maalesef tur geçilmedi, 5 milyonluk prim takıma dağıtılmadı. Galatasaraylı oyuncuların bu turdan yanlarına kalan tek artı ‘her şey dahil Liverpool tatili’ni bedavaya getirmek oldu.