Sanal seraplar, batan hayaller ve unuttuğumuz tek gerçek: Alın teri
Masamızda dumanı tüten sıcak çayımız, yanında mütevazı bisküvimiz ve samimi sohbetlerimize eşlik eden çekirdeğimiz... Bizim asıl zenginliğimiz, kanaat ettiğimiz bu sofralarda, omuz omuza verdiğimiz o sıcak kardeşlik iklimidir. Fakat son yıllarda, özellikle 2023-2024 döneminde, bu samimi tablonun yerini maalesef gözünü telefon ekranından ayırmayan, saniyeler içinde servet sahibi olma hayalleri kuran yeni bir nesil aldı. Emek vermeden, ter dökmeden, oturduğu yerden sadece ekrana dokunarak para kazanmayı büyük bir "marifet" sanan bir kitle türedi.
Elbette o gençleri bütünüyle suçlamak haksızlık olur. Yıllarca dirsek çürütüp asgari ücretle hayata tutunmaya çalışan, klasik yöntemlerle bir ev veya araba almanın hayal bile edilemediği bu ekonomik iklimde, gençlerimiz bir nevi 'kurtuluş' aradılar. Haklı bir gelecek kaygısıyla o sanal seraplara sığındılar. Yalnız şunun da altını çizmek isterim; ekran karşısında ter döken, yazılım üreten, dijital dünyada "akıl teri" akıtan gençlerimiz baş tacıdır. Benim itirazım teknolojiye değil; ekranı bir üretim sahası değil, bir 'şans oyunları masası' olarak gören o hazırcı zihniyete ve emeği değersizleştiren o kibre…
Sanal İllüzyonlar ve Boşalan Tezgâhlar
Dijital paralara, Bitcoin'e ve adını tam telaffuz edemedikleri altcoin'lere bel bağlayan gençlerimiz, küçük yatırımlarla dünyaları kazanacaklarına inandırıldılar. Akıllı telefonların ucundaki o geçici kârlar, onlara hayatın şifresini çözdükleri, kolay yoldan zenginliği buldukları kibrini aşıladı.
Peki sonuç ne oldu? Üretim çarkları sekteye uğradı. Ülkenin dört bir yanında, sanayide, esnafta ve hizmet sektöründe çalışacak işçi, tezgâhtar veya çırak bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. "Ben o parayı kripto piyasasında bir saatte kazanıyorum" yanılgısı; üretimin, emeğin ve kanaatkârlığın yerini dijital bir kumar masasına bıraktı. Gençlik, tabiri caizse bir ekrana hapsedildi.
Borsadan Altın Rüyasına Tehlikeli Göç
Sonra rüzgâr yön değiştirdi. Dijital paranın o şişirilmiş balonu sönmeye yüz tutunca, bu kolay para sevdası rotayı önce borsaya, ardından da altına çevirdi. Kulaktan dolma bilgilerle kimi elindeki son birikimini, kimi arabasını satıp altına yatırdı. Çarşıda pazarda, otobüste, kahvehanede fısıltılar hep aynıydı: "Çok sağlam gidiyor, uçacak, rekorlar kırılacak!"
Fakat o acımasız, öngörülemez ve son derece dalgalı ekonomik sistem yine gerçek yüzünü gösterdi. Bu hafta piyasalarda yaşanan dalgalanmalarla o "sağlam ve garantili" denen altın fiyatları ciddi düşüşler yaşadı. Sistem bir kez daha sarsıldı, hayaller adeta enkaz altında kaldı! Paranın paradan para kazandığı, üretimin dışlandığı sistemlerin eninde sonunda çökmeye mahkûm olduğunu bir kez daha gördük. Asıl zenginlik, sanal grafiklerde değil, bir ülkenin gerçek üretim kapasitesindedir. En ufak bir küresel rüzgârdan bile etkilenen bu karmaşık yapıda "kolay ve sürekli kazanç" diye bir şey yoktur.
Acı Gerçek ve Tek Çıkış Yolu: Çalışmak!
Geldiğimiz noktada yüzleşmemiz gereken çok net dersler var: Hiçbir dijital grafik, hiçbir sanal borsa rakamı, alın teriyle veya akıl teriyle kazanılıp o masaya konan helal lokmanın verdiği huzuru veremez. Üretimi durdurup, herkesin ekrandan para kazandığı; tarlanın, atölyenin, tezgâhın boş kaldığı bir toplumun ayakta kalma şansı yoktur.
Rüzgârın yönüne göre savrulan bu ekonomik düzende hayalperestliğe yer yok. Aslında unuttuğumuz o büyük hakikat şudur: Çalışmak, üretmek ve anı hakkıyla yaşamak.
Hafta sonunu değerlendirirken hayal satıcılarına aldanıp elindekinden olmak yerine; hayatı sağlam temeller üzerinde ayakta tutmak için gelecek haftaya hazırlıklı girmeliyiz. Bizler, emeğin değerini yeniden hatırladıkça güçleneceğiz. Başka bir kurtuluş reçetemiz yok. Bu hafta sonunu, alın terinin kıymetini bildiğimiz, bereketli ve çalışkan günler için bir başlangıç noktası yapalım.
Muhabbetle…