1389’dan bugüne Kosova
700 yıla yakın zaman önce dedelerimizin fütuhatıyla ayak bastığımız topraklarda bu gece bambaşka anlamı olan bir mücadeleye çıkacağız. Priştina’daki Fadıl Vokri Stadyumunda bu sene yaz aylarında Amerika-Kanada-Meksika üçlüsünde yapılacak Dünya Kupası’na iştirak etmek için “Evlâd-ı Fâtihân” torunları ile son bir maçımız var.
O topraklardaki hâkimiyetimiz Balkan Savaşları’na kadar devam etti. 1912-1913’de Osmanlı Ordusu tam dört devlete karşı o toprakları muhafaza etmek için cenk etti ama hem konjonktür hem de Osmanlı’nın maddi durumu bizim için travmatik bir mağlubiyeti kaçınılmaz kıldı. Bulgar Krallığı, Yunan Krallığı, Sırp Krallığı ve Karadağ Krallığı askerlerinden oluşan Birleşik Balkan Ordusu’nun başarısı aslında Osmanlı Genelkurmayı’nın son derece hatalı hamle ve öngörüleriyle ilmek ilmek örüldü.
Trablusgarp Savaşı ile Balkanları ikinci plana iten Osmanlı kurmay aklı ne hikmetse 200 taburdan oluşan filli savaş tecrübesi olan 75 bin askeri terhis ederek ilk hatayı yapmıştı. Bunun peşinden kalan birliklerin coğrafyanın en riskli ve sabotaja açık bölgelerinde ve birbirinden uzak konumlanması bugün bile araştırmacıların sebebini bulamadığı bir garabettir. Son olarak da Osmanlı Ordusu’ndaki particilik ve siyasetin paşaları bölmesi sebebiyle İttihat ve Terakki Partisi ile Hürriyet ve İtilaf Partisi mensubu subay ve paşaların birbirine yardıma gitmemesi ile Osmanlı’nın tabutuna Balkanlarda son çivi de çakılmış oldu. Mersinli Cihangir Abi’nin dediği gibi “askeri politikayla ne oynuyorsun?”
Neyse şimdilik bu kadar tarihi hatırlatma yeter diyelim ve futbola, Dünya Kupası’na dönelim.
İspanya’nın ardından E grubunu ikinci sırada bitirdiğimiz için Romanya ile bir play-off yarı finali oynamıştık geçen hafta evimizde biliyorsunuz. Şimdi de Slovakya’yı 4-3 geçerek bize rakip olan Kosova Milli Takımı ile deplasmanda son bir maç oynuyoruz bu akşam. Romanya maçında çok zorlanmıştık ama Arda ve Ferdi’nin telepatik anlaşmaları sonucunda bulduğumuz golle sınıfı geçmiştik. Şimdi daha da zor bir maç bizi bekliyor. Belki de 90 dakika yetmeyecek bu dramatik final maçı için. Uzatmalara ve penaltılara da hazırlıklı olmalıyız.
Montella Hoca’nın uzun zamandır tercih ettiği santraforsuz 4-6-0 taktiği bu maçta oldukça zorlanacak gibi duruyor. Eski Fenerbahçeli Vedat Muriç’in ve Hoffenheimlı Aslani’nin sırtladığı Kosova Milli Takımı çok inatçı, tatlı-sert ve hızlı bir futbol oynuyor bize göre. (Keşke Slovaklar gelseydi demenin bir âlemi yok şimdi.)
Mutlaka teknik-taktik bir takım hazırlıklar yapılacak ama her şey sahada futbolcuların ayaklarında bitecek. Elimizdeki jenerasyon ve alttan gelenlerle en az iki-üç turnuvada oynamamız lazım ki bir alışkanlık ve kadrolar arasında bir akışkanlık meydana gelsin. Bu çocuklar ve yedekleri bunu başaracak güç ve yetenekteler hiç kuşkusuz.
A Milli Futbol Takımımızın bu yaz aylarında yapılacak Dünya Kupası’nın en renkli ve en yetenekli takımlarından birisi olacağına inancımız tam. Yeter ki bu akşamki maçı kazasız-belasız atlatıp 48 takım arasına kalabilelim. Bu dünya kupası belki de en kalabalık organizasyonlardan birisi olacak. Dünya üzerinde modern anlamda futbol oynanan 100-150 ülke varsa neredeyse her üç-dört ülkeden birisinin gitme şansı var. Neredeyse “gitmeyeni dövüyorlar” ama biz halâ daha play-offlarda sürünüyoruz. Çuruçao, Yeşil Burun Adaları bile giderken bizim bu kadar uğraşmamız FIFA kıta kontenjanı sisteminin yanlışlığını da gösteriyor aslında.
Haydi bastır Türkiye diyerek dualarımızı ve iyi dileklerimizi yolluyoruz bu akşam için.