Anahtar Kelimeler / Eğlence-2

YAYINLAMA:

Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, eğlencenin bir önceki yazımdaki anlam ve işlevlerinin yanında bir de kısıtlama ve kontrol tarafı da olabilir. 

EĞLENCENİN SİYASAL GÜCÜ

Bu kadar önemli bir eylemin siyasal yönünün olmaması ve siyasal amaçlarla kullanılmaması düşünülemez. Dolayısıyla eğlencenin sosyal açıdan bu mâsum, mâkul, makbul ve hatta zarurî tarafının yanında siyasî tarafı da vardır. 

Türkiye’nin tek televizyon kanallı olduğu yılları hatırlayalım. Değil özel televizyon kanalları, 6 Ekim 1986’ya kadar TRT’nin ikinci bir kanalı yoktu. Televizyon seyrederken kanal değiştirme diye bir şey bilmezdik. İnsanlar şimdiki gibi “Dün falanca kanalda filanca programı seyrettin mi?” diye soramaz, “Dün televizyon seyrettin mi?” diye sorardı. O günlerde evimizde uzaktan kumanda diye bir âlet yoktu çünkü değiştirecek kanal yoktu.

Dönemin siyâsî iktidarları neyin, ne zaman, ne sürede yayınlanmasını uygun görürlerse, televizyonda onun yayınlandığı ve tüm ülkenin buna mâruz bırakıldığı o yıllarda, televizyon en yaygın ve en ucuz eğlence aracıydı. Ucuzdu ama yine de her evde televizyon yoktu ve evinde televizyon olmayanlar komşuya televizyon seyretmeye giderdi. Filmler ve dizilerin hepsi yabancıydı. Televizyon yayını ile yaşıt olan Kaynanalar (1974) dizisi, uzun süre tek yerli yapımdı. Amerikan yapımı film ve dizilerin oranının azalması Türk-Amerikan ilişkilerine gölge düşürebiliyordu. Bugün gençliğin ve kültürün bozulmasından şikâyet edenler, kendi gençliklerinde Amerikan filmleri ve dizileriyle Amerikan kültürüne mâruz kaldıklarının farkında değildir.

Bu dönemde en çok televizyon seyredilen akşam saatlerinde yayınlanan Dallas, San Fransisko Sokakları, Bonanza gibi Amerikan dizilerini veya Pazar sabahlarında yayınlanan kovboy filmlerini veya Batı müziği konserlerini ya da Türk müziği anlamında sâdece halk müziğinin icra edildiği ve yöresel kıyafetlerle folklör ekiplerinin sahne aldığı programları yaşı uygun olanlar hatırlar. 

Red Kit adlı çizgi filmde, Kızılderililer hep kötüydü ve Red Kit, tek başına Vahşi Batı’da adâlet dağıtıyordu. Ama Red Kit’in atına neden aslında Hz. Hüseyin’in atının adı olan Düldül dendiğini kimse sorgulamazdı. 

1985 yılında yayınlanmaya başlayan Kara Şimşek dizisi yüzünden birçok Türk seyirci otomobillerinin önüne sağa sola kayan ışık taktırmıştı. 80’lı yılların sonunda yayınlanmaya başlayan Cuma gecelerinin “rakipsiz eğlence” programı Bir Başka Gece ise dönemin eğlence tanımını belirleyen programdı. Bu programın jenerik müziğinin sözleri şöyleydi: “Haydi toplanın televizyon başına. Seyredelim birlikte âlemi. Neler neler oluyor, hayat nasıl akıyor? Biraz da gülelim eğlenelim. Bu gece bir başka gece.” Tek kanallı televizyon bizi eğlendiriyor, âlemi ayağımıza getiriyordu.

Oturma odasındaki bütün eşyâların hâlâ televizyona göre konumlanması o günlerden kalan bir uygulamadır. Herkes televizyona çıkamazdı. Bir müzisyen için TRT’de tek bir şarkı söylemek bile ünlü olmak için yeterliydi. Şimdi gündem bile olmayan Eurovizyon şarkı yarışması, o günlerde “millî” bir davamızdı.

Böylece siyasî iktidar, okul ve çalışma hayâtının yanında, tüm ülkenin ne zaman, nasıl eğleneceğine, neyi eğlence olarak göreceğine karar veriyor ve bunu belli etmeden dayatıyordu. Tüm dünyâda olduğu gibi, aynı eksende yer almayı hedefleyen ülkemizde de “modern” hayat tarzında hâlâ “yirmi dört saatlik gün, uyuma, çalışma ve boş zaman olarak ikiye bölünmektedir. Uyku ve çalışma hârici boş zaman, eğlenceye ayrılmış zaman dilimi olarak kabul edilmektedir. Eğlence, boş zamâna âit etkinlikler bütünlüğü olarak görülse de, bu durum siyasal iktidârın boş zamânı ve dolayısıyla eğlenceyi başıboş bıraktığı anlamına da gelmemektedir.” (1) Bu da toplumun diğer aygıtlarının yanında devlet tarafından dayatılan bir eğlence anlayışı üzerinden de şekillendirilmesini ve yönlendirilmesini mümkün kılıyordu. Kısacası eğlencede toplum kendi hâline bırakılmıyordu.

Şimdi de bırakıldığı söylenemez. Eskiden tek kanaldan yayınlanan her bir program çeşidi için şimdi haber, spor, müzik, çocuk, diyanet, eğitim gibi özel, tematik kanallar var. Herkes istediği programı izlemek için köşesine çekiliyor.

Her ne kadar, “aptal kutusu” (2) olarak yaftalanan televizyon sebebiyle televizyon eğlenceleri de ciddiye alınacak bir eylem değilmiş gibi düşünülse de ve televizyon Neil Postman tarafından “öldüren eğlence” (3) olarak tanımlansa da, televizyon siyasal iktidarın bir kültürel iktidar aracıdır ve eğlence ciddi bir iştir.  

EĞLENCE VE SOSYAL MEDYA

Artık eğlence eylemi, birçok şey gibi telefonlara sığmış durumdadır. Eğlenmeyi yapılan işten zevk ve keyif alınan eylem olarak tanımlarken, bunun içinde sosyal medya yoktu. Elimizdeki cep telefonu artık telefondan başka her şey için kullanıldığı için, her şeyi telefonla yapıyoruz ama bunda eğlendiğimizi söylemek kolay değil. Ekran kaydırmanın temel fiziksel eylem olduğu bir eğlence, kelimenin tam anlamıyla “boş” zaman geçirmektir. Daha kötüsü bu “boş” zamânın nasıl geçtiğinin farkına varmadığımız bir seviyedeyiz. Bırakın eğlenmeyi, daha katı mama yemeğe başlamayacak kadar bebekler bile bu “eğlencesiz” duruma düşmektedir. O kadar ki, sosyal medyada zaman geçirme süresinin günlük ortalama sekiz saati geçtiği ülkelerin sayısı hiç de az değil ve Türkiye olarak biz de onlardan biriyiz. Televizyon seyretmek için komşuya gidilen günlerden, televizyonun karşısında oturan beş altı kişinin sosyal medyaya dalıp fiziksel ortamdan sanal ortama daldığı günlere çok kısa sürede geldik.

Sosyal medyanın bu gücünü kontrol eden devletlerüstü şirketler, artık ülkelerdeki siyasal iktidarların toplum üzerindeki hakimiyetini kırmış durumdadır. Sosyal platformlara giriş yasağının tek yasal sebebi, o platformun o ülkeye vergi vermemesidir. Bu durum aşıldığında artık, ideolojik altyapısı ne olursa olsun hiçbir iktidar, siyasal güç devam ettirse de sosyal ve kültürel gücünü kaybetmiş durumdadır. Algı yönetimi artık devletlerin ve siyasal iktidarın ideolojileri üzerinden değil, algoritmalar üzerinden yapılmaktadır. 

Ne yazık ki, sosyal medyadaki eğlence anlayışı elli saniyelik videolara gülmek, onlara “beğeni” atmak ve arkadaşlarla paylaşmak seviyesine indirmiştir. Gerçek eğlencede zaman sınırının olmama özelliği, sosyal medya hegemonyasındaki eğlencede zaman kavramının yok olmasına dönüşmüştür. Dolayısıyla artık eğlenmek, bu yazının birinci bölümünün başında değindiğim “yaratıcı bir işle meşgul olmak” anlamında uzaklaşmış ve köreltici bir işlev üstlenmiştir.

(1) Mehmet Kendirci (2022), Eğlencesi Eğlence – Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Eğlence ve Siyasal İktidar, İletişim Yayınları, İstanbul, s.31.

(2) Guy Debord (2010), Gösteri Toplumu, çev. Ayşen Ekmekçi ve Okşan Taşkent, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

(3) Neil Postman (2012), tTelevizyon: Öldüren Eğlence – Gösteri Çağında Kamusal Söylem, çev. Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...