'Canavarlar Zamanı' ve 'Canavarlar Avcısı Bahçeli'

YAYINLAMA:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı grup konuşmasında bölgesel ve küresel sıkıntılara “Türkiye merkezinde” analiz-çözüm perspektifi açtı.

Devlet Bahçeli; CHP’de yaşanan ve tüm ülkeyi rahatsız eden gelişmelere, Yargıtayın CHP yönünde vereceği kararın aciliyetine, adaletin sağlanmasına ve adalete olan saygının zorunluluğuna, ABD ve İsrail’in yarattığı savaş iklimine, İslam ülkelerinin yaşanan sorunlar karşısındaki suskunluğuna, işlevselliğini yitiren uluslararası örgütlere alternatif olarak Türkiye’nin var olduğuna, Terörsüz Türkiye’nin hassasiyetine ve zorunluluğuna, Türkiye’nin güç ve etki seviyesinin kendi sınırlarının çok ötesine geçip kıtalar arası gönül birlikteliğine dönüşmesine, Türk Devletleri Teşkilatının bölgesel sorunlar karşısında çözüm mekanizmasına dönüşmesi gerektiğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Devlet Bahçeli’nin grup konuşması önemliydi çünkü “tespit-analiz-sorunlar ve çözümler öngörüsü” triası günümüz siyaset mecrasının ve insanının sahip olmadığı bir meziyet hâline dönüştü.

“Bakmakla görmek, duymakla işitmek, konuşmakla anlamak/anlaşılmak, gitmekle varmak, temas etmekle dokunmak” arasındaki farkı kavrayabilen ve hayatında icra edebilen kaç kişi kaldı ki diye sormadan edemiyor insan!

Herkes 'ben buradayım' diyebilir fakat kaç kişi zihinlere, gönüllere, ruhlara dokunabilir? Devlet Bahçeli toplumların ve bireylerin yaşam, umut, huzur, gelecek teminini sağlamak noktasında çağımızın bilgesi, güvenli limanı, “can damarı” gibi.

Tam da bu noktada Antonio Gramsci’nin günümüzdeki siyasi krizleri, toplumsal geçiş dönemlerini, savaşlar ve kaoslardan çıkılamayışlarını özetleyen şu cümlesini sizlerle paylaşmak istiyorum: “Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor; şimdi canavarlar zamanı…”

Gerçekten de bölgenin ve dünyanın içinden geçtiği doğamama sancıları canavarları ülkelerin ve toplumların başına musallat ediyor; ABD, İsrail ve onların kıtalar arasındaki vekâlet güçleri gibi!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı konuşma ile “canavarları tek tek ifşa etti ve onlardan kurtulmanın rehberini” paylaştı. Devlet Bahçeli’nin “Kurtuluş” konuşmasının özeti ise şöyleydi:

“Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedefleri, güvenlik politikaları yanında siyasi istikrara ve toplumsal uzlaşmaya da bağlıdır. Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır. Politik amaçlar uğruna millî hafıza mekânları ve millî kahramanlar üzerinden toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup geliştirilmemesidir. Mesele hukuk zemininden, demokrasi platformundan, siyasi rekabet ve nezahetten uzaklaşmamalıdır. Türkiye’yi karıştırmaya kimse cüret etmemelidir. Olaylar sokağa taşıp, fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme, güvenlik güçlerine saldırıya, kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir. Çok defa dile getirdiğimiz gibi küresel sistem, hukukun, normların ve teamüllerin aşındığı; uluslararası örgütlerin ve ittifak bloklarının işlevsizleştiği, hiç olmadığı kadar öngörülemez, hiç olmadığı kadar anarşik bir iklime savrulmaktadır. Soğuk Savaş sonrası liberal dünyanın zaferi olarak telakki edilen Anglo-Amerika ve Avrupa merkezli “tarihin sonu geldi” senaryoları hükmünü yitirmiş, yaşadığımız süreçte adalet, ahlak ve hukukun sonunu getiren emperyalist odaklar adeta en temel insan hakkı olan yaşama hakkının sonunu getirme peşine düşmüştür. Girilen sıcak savaşlar dönemi insanlığın huzur ve güvenliğini tehdit etmekte; geleceğini ise belirsizliğe ve çaresizliğe sürüklemektedir. Küresel sistemin öngörülemez gidişatının coğrafyamızdaki iz düşümü ise istikrarsızlık, düşmanlık ve çatışma tohumlarının atıldığı Siyonist yayılmacılığın yeni müesses nizam heva ve hevesleridir. Küresel sistemde yaşanan çöküş ve bölgemizde yaşanan kaos bize bir kere daha göstermiştir ki Türkiye'nin güvenliği sadece siyasal egemenliğinin tecessüm ettiği coğrafyadan müteşekkil değildir. Türkiye'nin güvenliği kuzeyde Kırım'ı, güneyde Yemen’i, doğuda Doğu Türkistan’ı, batıda Bosna’yı, Kosova'yı ihtiva eden geniş ve büyük Türk-İslam coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın tarihî hakikati, kültür ve medeniyet birikimi, politik dinamiği, stratejik perspektifi Türk ontolojisinin güçlü ve sağlam zeminini teşkil etmektedir. Bugün Gazze’de, Kudüs’te, Filistin’in dört bir yanında yaşanan zulüm; sadece bir coğrafyanın değil, tüm ümmetin imtihanıdır. Bu imtihan karşısında suskun kalmak, parçalanmışlık içinde birbirine sırt dönmek, korkarım ki dinî, ahlaki ve vicdanî bir çöküşün adım adım yayıldığının göstergesidir. İslam dünyası ayağa kalkmalı, İsrail haydutluğuna haddi bildirilmelidir. Filistin özgürleşmeli, kutsal topraklar huzura kavuşmalı, İslam coğrafyasına düşen emperyalizmin gölgesi geri gelmemek üzere yok edilmelidir.

Dikkatinizi çekmek isterim ki Birleşmiş Milletler can çekişmektedir. Avrupa Birliği ve NATO gibi birlikler her geçen gün kan kaybetmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası düzen temelinden sarsılmaktadır. Batı’nın gücü ve egemenliği zayıflarken Doğu’nun dünya ekonomisi ve siyasetindeki ağırlığı artmaktadır.

Dünyada yeni bir denge arayışı başlamışken, İslam coğrafyasının bir ve beraber olup yeni bir güç merkezi olarak öne çıkması elbette ki mümkündür ve bir o kadar da elzemdir.

Türkiye buna hazırdır.

Türk milleti; Türk dünyasının ve İslam âleminin güçlü bir birlik oluşturmasından yanadır. İnsanlığın huzuru, dünyanın adaleti, küresel barışın ihyası için atılacak her adıma Türkiye şüphesiz sonuna kadar destek olacaktır. Barış ve arabuluculuk için çaba gösteren diğer ülkelerle birlikte ortak bir yol haritası belirlenebilecektir. Bize göre gelinen bu noktada, ABD derhal bu savaşı durdurmalı ve bölgedeki varlığını sonlandırıp çekilmelidir. ABD, İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermekten vazgeçmeli, siyasi baskı uygulamalıdır. İslam ülkeleriyle Kudüs Paktı oluşturulmalı, ekonomik, siyasi ve askerî yeni bir birlik kurulmalıdır. Doğu Akdeniz’in, Körfez’in ve Kafkasların siyasi ve ekonomik güvenliğini bölge ülkeleri sağlamalı, bölgesel gelişmeler ABD yahut başka bir ülkenin müdahalesine ve insafına terk edilmemelidir. Ukrayna-Rusya savaşı sonlandırılmalı; bunun için Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı gibi yeni aktörler devreye girmelidir.

Şüphe yok ki Türkiye tüm bu süreçlere ev sahipliği yapabilecektir.”

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...