Kaç kişinin elinden tuttunuz?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Danışmanlık çalışmalarımızda aile şirketlerinin kurucuları, hissedarları, yeni kuşak temsilcileri ve diğer aile üyeleriyle (anneler, kızlar, delikanlılar, gelinler, damatlar…) iç içeyiz. Tüm yönleriyle onları tanımaya ve kurumsallaşma yolculuklarında yardımcı olmaya çalışıyoruz. Birçok renkli, düşündürücü, çarpıcı ve ders alınabilecek başarı ve başarısızlık öyküleriyle karşılaşıyoruz. Belki onlara bir şeyler kazandırıyor, kurumsallaşma yolculuklarına eşlik ediyoruz. Ama sanırım onlardan öğrendiklerimiz daha da fazla.

SİZ OLMAZSANIZ NE OLUR?

Öncelikle aile ile şirket arasındaki dengeye bir bakın. Birinci dereceden lider, ortak, yeni yetişen kuşak yahut aile üyesi… Hangi rolde olursanız olun, bir düşünün: Ailenizdeki ve kurumunuzdaki rolünüz nedir? Siz sürecin neresindesiniz? Siz olmazsanız ne olur? Ailede ve iş ortamınızda neler değişir?

Zor sorular, farkındayız. Ancak çoğu aile şirketinin, iş dünyasının yoğun, hızlı ve inişli çıkışlı ortamında kendi bireysel rolleriyle yeterince yüzleşmediklerini görüyoruz. Demek istiyoruz ki aile şirketinin tepesindekiler çoğu zaman konuşuyorlar, eleştiriyorlar, başkalarının yetersizliklerine takılıyorlar. Ama eleştiriye açık olamıyorlar maalesef.

Aile şirketinizin uzun ömürlü olmasını istiyorsanız eleştiriye kendinizden başlayın. Önce kendi yetersizliklerinizle, artılarınızla ve özellikle eksilerinizle yüzleşin. Bu anlamda çevrenizdekilere örnek olun. Unutmayın ki aile şirketlerinin başarısında birçok değişken rol alıyor. Bunların en önemlilerinden biri, temel aile değerlerinin, sevgi ve saygının yitirilmemesidir.

Sözünü sakınmamakla tanınan bir iş adamı dostumuzla dağılan aile şirketlerine ilişkin hararetli sohbetimizin sonunda şöyle bir ders çıkarmıştık: Aslında dağılan şirketler olmaz; dağıtılan şirketler var.

Kurum kendi kendine dağılmaz. Onu kuranlar, idare edenler bir şeyleri eksik ya da fazla yaptıkları için dağılma gerçekleşiyor. Yıllardır iş insanlarıyla iç içeyiz. Aile şirketi ortaklarını birbirine düşüren görünüşteki nedenlere değil, asıl arkada saklı kalan nedenlere bakmalıyız. Aile şirketlerinin dağılmasına yol açan ve çoğu zaman gizli kalan gerçek, maalesef insanların çeşitli biçimlerde ortaya çıkan ahlaki zaafları olabiliyor.

İçgüdüleriyle hareket eden, hazlarını hayatının merkezine koyan, kendisini maddi değerler çemberine hapseden kimi liderler önlerini göremiyorlar. Kişisel çıkarları ve beklentileri kurumun çıkar ve beklentilerinin önüne geçiyor. Şu hâlde kişisel çıkarlarımız, hazlarımız, heyecanlarımız ile kurumun beklenti ve ihtiyaçlarının dengesine odaklanmalıyız.

Acaba kurumun ihtiyacı ile bizim kişisel ihtiyacımız ne oranda örtüşüyor? Acaba lider kurumu, aileyi, hissedarları sadece kendi çıkarları doğrultusunda mı yönetiyor? Yoksa hizmet ettiği yegâne odak, kurum; yani herkesin ortak çıkarları mı?

Unutmayalım ki lider, çevresindekilerin kendilerini, mal, mülk ve ailelerini kolaylıkla emanet ettikleri kişiler olmalıdır. Liderin kişisel ihtiyaçları ve öncelikleri, aile ve kurumun ihtiyaç ve önceliklerini geçmemelidir.

Bazı aile şirketi liderlerinin sadece göz bebeklerinde değil, hayatlarının her alanında dolar işareti görmeniz mümkün. İşin latifesi bir yana, hayatın merkezine “para”yı, yani maddi değerleri koyanlarımız az değil.

Bakıyorsunuz ki varsa yoksa para. Bütün dertleri milyon dolarları yakalamak, sonra üzerine daha fazlasını koymak. İşleri, ilişkileri, seyahatleri, hatta aile ilişkileri ve siyasetleri; kısacası para, tüm hayatlarını kuşatmış. Tabii ki ticari faaliyetin temel amaçlarından biri para kazanmaktır. Ama bu amaç sizi paranın ötesindeki dünyaya kör, sağır ve dilsiz hale getirmemelidir.

Böyle bir bakış önce sağlığı götürüyor. Belki daha da öncesinden en yakınımızdakileri yitirmemize neden olabiliyor. Unutmayın ki para ve onun temsil ettiği maddi değerler önemlidir. Ama her şey değildir. Kasalarınızdaki somut maddi değerlerle, gönül kasalarınızdaki sosyal değerleri karşılaştırın. Sadece bir para kaynağı olarak değil, sevgi kaynağı olarak da güçlü olmalısınız.

İçgüdüsel hazlarınızı aşıp zihinsel hazlar dünyasının doruklarına yol almalısınız. Düşünce ikliminizi insani değerlerle doldurarak öğrenilmiş çaresizliği aşmalısınız.

Hz. Mevlana’nın şu sözünü belki de birkaç kez okumamız gerekir: “Fikir ona derler ki bir yol açsın, yol ona derler ki bir gerçeğe ulaşsın. Sultan ona derler ki kendiliğinden sultan olsun, hazinelerle askerlerle değil.” Evet, lider; fikri üreten, insanların yolunu açan, insanları gerçeğe ulaştıran ve tüm bunları yaparken de maddi güç ve otoritesinden çok kendi liderlik becerisini kullanan, çizgi dışı bir kişiliktir.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...