Kızılbük’te kapanmayan hesap

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir yol kavgasıyla başlayan Kızılbük dosyası, 42 yılda yarım kalan otelden ruhsat iptallerine, çevre itirazlarından siyasi hesaplaşmaya uzandı.

 

Peşinen şunu söylemem gerek: Kızılbük dosyasına yalnızca son yaşananlar üzerinden bakarsanız, hikâyenin yarısını bile göremezsiniz.

 

Bu dosyanın ilk sayfalarında Turgut Özal, Emin Hattat ve Erol Aksoy var.

 

İlk kavga da devremülk, ÇED ya da ruhsat üzerine değil; bir ‘yol’ üzerine.

 

O ‘yol’, yıllar içinde turizm teşviklerine, yarım kalan dev bir yapıya, iflasa, satışa, yeniden düzenlenen projelere, mahkeme kararlarına, iptal edilen ruhsatlara ve CHP içindeki sert hesaplaşmaya kadar uzandı.

 

Kızılbük’te karşımızda tek bir şirketin ya da tek bir belediye başkanının dönemi yok. 1980’lerden bugüne taşınan bir kararlar zinciri var.

 

Olayların başlangıcı 1986’nın sonlarına gitse de hikâyeyi anlayabilmek için biraz daha geriye bakmak gerekiyor.

 

MARMARİS’İN TURİZM HAFIZASI

 

Marmaris, İçmeler Koyu’nda 1969 yılında hizmete giren Türkiye’nin ilk resort oteli Martı Motel, Marmaris’te modern tatil turizminin gelişiminde önemli bir dönüm noktasıydı.

 

Türkiye turizmi açısından önemli eşiklerden biri olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 12 Mart 1982’de kabul edildi. Martı Motel de bu tarihe kadar Marmaris’teki tek turizm tesisi olarak tarihteki yerini aldı.

 

Aynı yıllarda Dalaman Havalimanı’nın hizmete girmesi, bölgedeki turizm hareketliliğine yeni bir ivme kazandırdı.

 

1986 sonuna gelindiğinde Turgut Özal, Singapur’dan Türkiye’ye gelecek yatırımları düşünerek bölgedeki ilk hamlesini yaptı.

 

Turizmi Teşvik Kanunu’na dayanılarak, bölgenin turizme kazandırılması ve ekonomiye katkı sağlanması amacıyla, 1985 yılında Hattat Ailesi tarafından kurulan Hema-Que Otel Yatırım AŞ’ye arazi verildi.

 

Burası, 150 dönümü ormandan tahsisli, toplam 310 dönümlük denize sıfır bir araziydi. Beş yıldızlı Mandarin Otel’in yapımına başlandı.

 

Ancak otel bir türlü bitirilemedi.

 

Bu sırada İçmeler de belde statüsü kazanmıştı.

1989 yılına kadar muhtarlık görevini yürüten Zeki Eren, ANAP’tan belediye başkanı seçildi.

 

Beldenin ilk belediye başkanı olan Eren, üç dönem görev yaptı. Yaklaşık 15 yıllık başkanlığı sırasında, İçmeler’in hızla büyüyen turizm yapısıyla birlikte belediye hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldü.

 

PATRONLARIN YOL DÜELLOSU

 

Bu arada maddi olarak zora düşen ve İktisat Bankası’na olan kredi borcunu ödeyemeyen Emin Hattat, haciz baskısının ardından bankayla masaya oturdu.

 

Marmaris İçmeler Kızılkum Koyu’ndaki 12 bin metrekarelik bir parseli, Mart 1988’de 4,7 milyar lira değerle bankaya devretti.

 

Üç ay sonra Hema Grubu, mali durumunun düzeldiğini belirterek arsayı geri istedi. Aynı bedelle iadeyi öngören bir protokol bulunduğunu savundu. Banka ise bu protokolün geçerlilik kazanmadığını açıkladı.

 

İktisat Bankası’nın sahibi Erol Aksoy, arsaya otel yapmak isteyince kavga başladı.

 

Hattat, Erol Aksoy’a ait Eda Turizm AŞ’nin yaptıracağı otelin inşaatına giden ve kendi arazisinden geçen yolu kapattı.

 

Aksoy da kendi arsasından geçilerek ulaşılan Hattatlara ait başka bir parsele geçişi yasakladı.

 

Bir koyda iki güçlü iş insanı, birbirlerinin yolunu kesiyordu.

 

Aksoy’un şirketi, imar planındaki yolun açılması hâlinde ormanın tahrip olacağını savunuyor ve Hattat Grubu’nun Orman Genel Müdürlüğü’nden kiraladığı alandan 20 metrelik geçiş hakkı istiyordu.

 

Emin Hattat ise bu geçiş hakkının verilmesi durumunda yüzme havuzu, diskotek, restoran ve tenis kortu gibi ünitelerin tesisin diğer tarafında kalacağını söylüyor, imar planındaki yolun açılmasını istiyordu.

 

İçmeler Belediye Başkanı Zeki Eren’in tavrı açıktı:

“Ben doğal dokuyu bozdurmam. Oturup kendi aralarında anlaşsınlar.”

 

Ancak anlaşamadılar.

 

Orman Genel Müdürlüğü devreye girdi. Hattat Grubu, daha önce kullandırmadığı yolu Aksoy’un şirketine açmak zorunda kaldı. Kazanan taraf Erol Aksoy olmuştu.

 

Arsaya ulaşmak için gereken ağaçlık bölümde Orman Bölge Şefliği ekipleri çalışmaya başladı. Çevrecilerin ve Yeşiller Derneği üyelerinin protestolarına rağmen, jandarma nezaretinde çam ağaçları kesildi.

 

O gün Milliyet’te çıkan haberin başlığı tabloyu tek cümlede anlatıyordu:

“Yol kavgası kesimle bitti”

 

Fakat Kızılbük’te hiçbir kavga bitmedi.

 

Yalnızca biçim değiştirdi.

 

BİTMEYEN OTELİN AĞIR FATURASI

 

1993’e gelindiğinde tartışmanın merkezinde bu kez turizm teşvikleri vardı.

 

“Traktör kralı” Emin Hattat, 1988’de 240 milyar lira olan proje tutarının revize belgede 550 milyar liraya çıkarıldığını, enflasyon dikkate alındığında bunun bile düşük kaldığını savunuyordu.

 

Projenin yaklaşık yarısı kadar fon kaynaklı kredi olanağı sağlanmasını da hükümetin yarım kalmış turizm ve gemi yatırımları için aldığı genel bir karara dayandırıyordu.

 

Gazeteciler tarafından kendisine yöneltilen eleştirilere verdiği cevap sertti:

“Bunu yazarsanız bizi değil, Türkiye ekonomisini yaralarsınız.”

 

Aradan yıllar geçti.

 

Otel bitmedi. 

 

Hürriyet’in Şubat 2000 tarihli haberinde, 11 yıl önce yapımına başlanan tesisin yüzde 71’inin tamamlandığı, bitirilebilmesi için 45 milyon dolara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyordu.

 

Orijinal projede 1361 yatak, 550 oda, 20 lüks villa ve bin 500 kişilik kongre salonu bulunuyordu. Kredi sağlanırsa otelin 2001 yılında açılacağı söyleniyordu.

 

Açılamadı.

 

Dönemin yöneticileri 2005’te, inşaatın 2006 yılında tamamlanarak hizmete gireceğini açıkladılar.

 

O da gerçekleşmedi.

 

Emin Hattat’ın 2006’daki iflasının ardından da otel ve arsası ipotek edildi, inşaat tamamen durdu.

 

İş Bankası, 353 milyon 687 bin YTL ile iflas masasının en büyük alacaklısıydı. İflas masasına başvuran Yapı Kredi, (Koçbank), 91 milyon 962 bin YTL ile ikinci sırada yer aldı. Kavaklıdere Vergi Dairesi 64,6 milyon, SSK 49,8 milyon, RCT Varlık 29,9 milyon, Polatlı Vergi Dairesi ise 19 milyon YTL alacak kaydı yaptırdı.

 

2008’deki haberlerde yapı artık “çürümeye terk edilen otel” olarak anılır oldu.

 

Öyle ya…

16 Mart 1989’da başlayan inşaat, 1993’te altıncı kata ulaşmış, ardından öylece kalakalmıştı. (Mülga) İçmeler Belediye Başkanlığının Bakanlığa yazdığı 21 Haziran 1993 tarihli ve 3-963 sayılı yazı da bunu gösteriyordu. Aynı belediye, 14 Şubat 2013 tarihli yazısı söz konusu otel inşaatının yüzde 80 oranında tamamlandığını belgeliyordu.

 

2009 yılında mülk Sinpaş’a geçti.

 

RUHSAT KAVGASI CHP’YE UZANDI

 

2024’te bu kez ruhsatların iptali ve mühür gündeme geldi.

 

Sinpaş Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ahmet Çelik, arsayı 70 milyon dolara aldıklarını, toplam 450 milyon dolar yatırım yaptıklarını açıkladı.

 

İmar planına ve verilen ruhsatlara uyduklarını, plan dışında tek çivi çakmadıklarını savundu. Bakanlığın “ÇED gerekli değildir” görüşü 2022’de mahkeme tarafından iptal edilince yeniden başvurduklarını ve on ay sonra ÇED raporu aldıklarını anlattı.

 

Ayrıca bölgede on binlerce ağaç diktiklerini belirtiyordu.

 

Çelik’e göre odalara yataklar konulmuş, perdeler takılmış ve tesis açılış aşamasına gelmişti.

 

Tam bu sırada Marmaris Belediyesi önce suyu kesti, ardından ruhsatları iptal etti.

 

Tartışma, 2025 yılında doğrudan CHP’nin içine taşındı.

 

Dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 11 Kasım 2025 tarihli grup toplantısında alanın 1998’de Sinpaş’a verildiğini, 46 bin metrekarelik alanın Sinpaş tarafından 273 bin metrekareye çıkarıldığını ileri sürdü.

 

Kısa süre sonra, kendisi de CHP’li olan eski Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay buna itiraz etti.

 

Oktay, ilk ruhsatın 1987’de verildiğini, Sinpaş’ın 1998’de Marmaris’te bile bulunmadığını açıkladı. 

 

İmar planlarının kendi başkanlığından yıllar önce onaylandığını, şirkete bir metrekare fazla imar hakkı verilmediğini ve son ruhsatların Ocak-Mart 2024 döneminde düzenlendiğini savundu.

 

Özgür Özel yanlış bilgilendirilmişti.

 

Oktay, arazinin belediyeye değil, şirkete ait 165 bin metrekarelik özel mülk olduğunun altını çizdi. CHP Genel Merkezi ile dönemin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısının süreçten haberdar olduğunu söyledi.

 

Mevcut belediye yönetimini davalarda savunma yapmamakla suçladı ve savcıları göreve çağırdı.

 

HERKESİN BELGESİ KİMSENİN HESABI

 

Kızılbük dosyasının en ağır tarafı da burada duruyor.

 

Herkes kendi dönemini, kendi kararını ve kendi belgesini savunuyordu. Çevreciler doğal dokuyu, şirket yatırımını, eski ve yeni belediye yönetimleri ise birbirlerine karşı aldıkları kararları öne çıkarıyordu.

 

Dosyanın tamamının hesabını ise üstlenen yoktu.

 

1990’da tartışma, 20 metrelik yol ve kesilen çam ağaçlarıydı. Sonrasında karşımıza 205 odalı bir otel ile 1.407 devremülk ünitesi çıktı.

 

Olaylar büyüdü. Şirketler ve belediye başkanları değişti.

 

Ancak cevap bulamayan temel sorular yerinde kaldı:

 

- Yarım kalan yapı neden yaklaşık 30 yıl boyunca orada tutuldu?

 

- Bir belediye yönetiminin verdiği ruhsatları sonraki yönetim hangi gerekçelerle iptal etti?

 

- Hangi karar, kim tarafından, hangi gerekçeyle verildi?

 

Bu koyda artık yeni bir tartışmaya değil, gerçeklerin bütün çıplaklığıyla ve dürüstçe ortaya konulmasına ihtiyaç var.

 

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 13 Eylül 2021 tarihli duyurusunda proje alanı ve kapsamına ilişkin şu bilgileri paylaştı:

 

“Proje alanı herhangi bir ÖÇK, Sit Alanı veya Milli Park içerisinde bulunmamaktadır.

 

Proje alanı arazi vasfı arsadır. 

 

Proje kaba inşaatı tamamlanmış hâliyle Sinpaş GYO AŞ tarafından satın alınmıştır.

 

28 Mayıs 2021 tarihinde Çevrim İçi ÇED Süreci Yönetim Sistemi üzerinden başvuru yapılmıştır.”

 

Duyuruda projenin kapsamı da sıralanmıştı:

 

“1. 34.477 metrekare alana sahip, 205 odalı beş yıldızlı otel,

 

2. Birinci etapta 26.640 adet devreden oluşan 555 devremülk ünitesi,

 

3. İkinci etapta 40.896 adet devreden oluşan 852 devremülk ünitesi,

 

4. 7.428 metrekare alana sahip Thermal Wellness Park,

 

5. 9.600 metrekare alana sahip Marina Alışveriş Merkezi,

 

6. 820 metrekare kapalı ve 1.200 metrekare açık yüzme havuzu,

 

7. 20 bin metrekare kapalı otopark.”

 

HESABIN EKONOMİK YÜZÜ 

 

Sözün özü, Kızılbük dosyasını artık yalnızca geçmişin ruhsatları, iptal kararları ve siyasi hesaplaşmaları üzerinden okumak yetmez.

 

Ortada 70 milyon dolara alınmış bir arsa, toplam 450 milyon dolarlık yatırım ve açılış aşamasına getirilmiş büyük bir turizm tesisi var.

 

Böyle bir yatırımın yıllarca belirsizlik içinde kalması yalnızca şirketin meselesi değildir.

 

İstihdamı, bölgenin turizm geleceğini, bölge ekonomisini ve Türkiye ekonomisini ilgilendirir.

 

Elbette hukuk işleyecek, çevre korunacak, imar kuralları eksiksiz uygulanacak. 

 

Fakat bütün bunlar yapılırken mevcut yatırımın nasıl tamamlanacağı, nasıl istihdama dönüşeceği ve ekonomiye nasıl kazandırılacağı da aynı ciddiyetle düşünülmek zorunda.

 

Artık Kızılbük’e geçmişte kimin kime karşı hangi kararı aldığı yerden değil; hukuk, çevre, yatırım ve kamu yararını birlikte gözeten bir gelecek açısından bakmak gerekiyor.

 

42 yıl sonra Kızılbük’te açılması gereken asıl yol, iki parsel arasındaki 20 metrelik geçit değil; hukuku ve çevreyi koruyarak yatırımı istihdama, bölgesel kalkınmaya ve ülke ekonomisine taşıyacak yoldur.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...