Saraybosna’dan Yükselen Sessiz Çığlık: Bilge Liderin Mirası

YAYINLAMA:

Geçtiğimiz günlerde Kovača Şehitliği’nin o hüznü ve vakarı aynı anda barındıran sessizliğinde, Aliya İzzetbegoviç’in başucundaydım. Beyaz taşların arasında rüzgâr eserken, insan ister istemez soruyor kendine: Bugün milyarlarca insanın cebinde taşıdığı akıllı telefonlarla, dijital algı operasyonlarıyla, küresel medyanın kurduğu manipülasyon düzeniyle kuşatıldığımız bu dünyada; Aliya’nın "Bilge" duruşu bize ne söylüyor?

Aliya İzzetbegoviç, sadece tarihin bir döneminde Bosna halkının bağımsızlık mücadelesini yürütmüş bir devlet adamı değildi. O, Doğu ile Batı’nın tam ortasında, modern dünyanın ahlak krizine karşı duran bir fikir işçisi, bir medeniyet mütefekkiriydi. Miladi Müslimani (Genç Müslümanlar) hareketinden cezaevi yıllarına, Dayton sürecinden şehitliğe uzanan ömrü; aslında sistemin dayatmalarına karşı verilmiş devasa bir zihinsel ve fiili direniş öyküsüdür.

Bugün sosyal medya mecralarında gündemlerin dakikalar içinde tüketildiği, algıların hakikatin önüne geçtiği, nefret dilinin tık uğruna köpürtüldüğü bir "dijitalizm" çağını yaşıyoruz. Oysa Aliya, en ağır şartlarda, bombalar altında bile kurduğu o tarihi cümleyle bize dijital çağın da en temel etik kuralını hatırlatıyordu: "Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir."

Düşmana benzememek... İftiraya iftirayla, nefrete nefretle, algı operasyonuna kirli yöntemlerle cevap vermemek. Dijital mecralarda klavye başına geçen her bir bireyin, her içerik üreticisinin kulaklarına küpe yapması gereken anahtar felsefe tam olarak budur.

Onun "Doğu-Batı Arasında İslam" eserini bugün tekrar okuduğumuzda, sadece felsefi bir metin değil; günümüzün kültür endüstrisine, yapay zekâ çağında insan ruhunun nesneleşmesine karşı verilmiş bir manifesto görüyoruz. "Özgürlüğe Kaçışım" kitabındaki hapis notları ise, zihinsel bağımsızlığın ne demek olduğunu; bedenler tutsak edilse bile zihnin ve inancın nasıl özgür kalabileceğini kanıtlıyor.

Bizler bugün sosyal ağlarda dijital köleliğin, siber zorbalıkların ve küresel medya ambargolarının kıskacındayız. Filistin’den Doğu Türkistan’a kadar uzanan coğrafyalarda hakikatin sesi kısılamaya çalışılırken, Aliya’nın "İslam Deklarasyonu"ndaki o özgüvenli ve yenilikçi bakışa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. O, Müslüman toplumların pasiflikten kurtulup, kendi medeniyet değerleriyle geleceği inşa etmesi gerektiğini savunuyordu.

Saraybosna’da Kovača’nın tepesinden şehre bakarken bir kez daha anladım: Medeniyetler sadece teknolojiyle ya da beton binalarla inşa edilmez. Medeniyet, ilkeyle, ahlakla ve duruşla inşa edilir.

Eğer bugün yeni medyayı, yapay zekayı ve dijital araçları sadece birer tüketim nesnesi olarak değil de hakikatin gür sesi yapmak istiyorsak; Bilge Liderin mirasını yani adaleti, ahlakı ve zihinsel bağımsızlığı yeni nesillere doğru kodlarla aktarmak zorundayız.

"Gökyüzü ne kadar karanlık olursa olsun, yıldızlar o kadar parlak görünür."

Karanlık ekranların, kirletilmiş akışların ortasında bir yıldız gibi parlamaya devam eden Bilge Kahraman Aliya İzzetbegoviç’e rahmetle...

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...