Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Baba Olma Sanatı

YAYINLAMA:

Ekranların başından kalkmayan, bildirim bombardımanı altında yalnızlaşan, nesiller arası iletişimin kopma noktasına geldiği karmaşık bir çağda yaşıyoruz. Ebeveynler olarak çocuk yetiştirirken kural koymakla sevgi göstermek, disiplin sağlamakla özgürlük alanı açmak arasında sürekli bir denge arayışındayız. Oysa modern pedagojinin yeni yeni keşfettiği "şefkat odaklı Ebeveynlik" modelinin en mükemmel ve zamansız örneği, bundan 14 asır evvel Medine’nin mütevazı evlerinde yaşanıyordu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir devlet başkanı, bir ordu komutanı ve bir peygamber olmanın getirdiği devasa sorumlulukların hiçbirini, çocuklarına ve torunlarına göstereceği ilgisizliğe mazeret kılmadı. Onun babalığı, otoriter bir baskının değil; sınırsız bir merhametin, dinlemenin ve değer vermenin aynasıydı.

Sevgiyi Gizlemeyen, Dokunan Bir Baba

Bugün pek çok ebeveyn sevgisini göstermeyi bir zayıflık sanırken; O, çocukları kucağına alır, öper, koklar ve sevgisini açıkça ifade ederdi. Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sırtına alıp emekleyecek kadar alçakgönüllüydü. Bir bedevinin "Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim" sözü üzerine verdiği cevap, çağları aşan bir ebeveynlik ilkesidir: "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz." O’nun sevgisi sözde kalan bir duygu değil; dokunan, hissettiren ve güven veren bir eylemdi.

Çocuğu Şahsiyet Olarak Gören Bir Duruş

Efendimiz’in çocuk yetiştirme metodunun en belirgin hususiyeti, çocuğu "büyütülmesi gereken bir nesne" değil, "saygı duyulması gereken bir insan" olarak görmesiydi. Kızı Hz. Fatıma odaya girdiğinde ayağa kalkar, kızının alnından öper ve onu kendi yerine oturturdu. Erkek çocuklarının insan yerine konmadığı, kız çocuklarının yok sayıldığı bir toplumda; bir babanın kızına gösterdiği bu hürmet, sadece bir ebeveynlik jesti değil, aynı zamanda toplumsal bir zihniyet devrimiydi.

Hata Yapma Hakkı Tanıyan ve Sabırla Eğiten Bir Muallim

Çocukların fıtratını en iyi bilen O’ydu. Namaz kılarken sırtına tırmanan torunu inene kadar secdesini uzatacak kadar esnek, mescitte koşturan çocukların neşesini bozmayacak kadar hoşgörülüydü. Eğitimi şiddet, kriz ve kıyaslama üzerine değil; ikna, temsil ve sevgi üzerine kurmuştu. Enes b. Malik’in "On yıl boyunca O’na hizmet ettim; bana bir kez olsun 'öf' bile demedi, 'bunu niye böyle yaptın' diye sorgulamadı" beyanı, O’nun çocuk ruhuna duyduğu derin saygının en somut kanıtıdır.

Sözüyle Değil, Hal diliyle Örnek Olmak

Bugün ebeveynlerin en büyük hatası, çocuklarına sürekli ne yapmaları gerektiğini söyleyip, söylediklerini kendi hayatlarında uygulamamalarıdır. Hz. Peygamber, çocuklarına söyleyerek değil, yaşayarak öğretti. Adaleti, dürüstlüğü, cömertliği ve ahlakı önce kendi hayatında sergiledi. Çocuk yetiştirmenin temel şartının "iyi bir model olmak" olduğunu kendi yaşantısıyla kanıtladı.

Sonuç olarak; dijitalleşmenin ebeveyn-çoçuk bağlarını zayıflattığı, kuralların sevgisiz, sevgimizin ise disiplinsiz kaldığı günümüzde, Hira’nın şefkatine ve Medine’nin babalık ahlakına her zamankinden daha fazla muhtacız. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; pahalı oyuncaklar ya da dijital cihazlar değil; dinlenildiklerini hissettikleri bir ev ortamı, şartsız bir sevgi ve Peygamberi bir merhamet iklimidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...