İşlenmeyen altın
Kişisel gelişimi ele aldığımız bir seminerimizde ilginç bir soru sorulmuştu: “Kişiler doğuştan farklı zekâ ve kişilik altyapısına sahip geliyorlar. O hâlde hayat boyunca ne yaparsak yapalım doğuştan getirdiğimizle sınırlı değil miyiz?”
İlk etapta bakıldığında “evet” diyoruz. Bireylerin doğuştan getirdikleri temel zihinsel ve kişilik özellikleri kendilerine has potansiyellerdir. Bunların yaşam boyunca geliştirilmesi mümkündür. Ancak bu gelişimin sınırları ve imkânları kişiden kişiye farklılık gösterebilir.
Karmaşık bir sorun gibi görünüyor. Nitekim eğitim ve psikolojinin vazgeçilmez tartışma konularından biri şudur: Doğuştan getirilen özellikler mi yoksa çevreden kazanılanlar mı daha etkilidir? Bu tartışmanın ayrıntılarına girmek yerine, sahip olduğumuz potansiyel ile onu geliştirme çabamız arasındaki ilişkiye dikkat çekmek istiyoruz.
İki kişi düşünelim. Bunlardan birincisi doğuştan altın değerinde özellikler taşımış olsun. İkincisi ise doğuştan daha az kıymetli gümüş değerinde özellikler getirmiş olsun.
Altın değerinde kişisel özelliklere sahip kişi, daha rahat, hantal, atıl bir hayat sürüyor. Aslında çok değerli özelliklere sahip ama bunlar yaşam alanına yansımıyor. Mesleğe, üretime ve başarıya dönüşmüyor. Atalet içindeki bireyin kullanılmayan potansiyeli olarak saklı duruyor. Aynen kilolarca altın külçesi olan ve bunları evde yastık altında saklayan biri gibi.
Gümüş değerindeki bireysel özelliklere sahip kişi ise bu özelliklerinin farkındadır. Onları tanımaya çalışır. Analiz eder. Onlardan ne çıkabileceğini, onları nasıl değerlendireceğini düşünür, planlar yapar ve uygular. Hummalı bir çalışma ile gümüş değerindeki özellikleri üzerinde çalışır. Onları işler, geliştirir. Aynen gümüş külçeleri olan tüccar misali. Onları yastık altında tutmaz. Hayata akıtır, işler. Gümüş külçelerden bilezik, kolye ve benzeri objeler yapar. Yani sahip olduğu gümüş değerindeki potansiyeli hayat sahnesine yansıtır. Ekonomiye kazandırır.
Her iki kişi yan yana geldiğinde hangisi daha gelişmiş yahut başarılı görünür? Altın potansiyeli olan ama onu evde saklayan, dışarıdan hiçbir belirtisi görünmeyen kişi mi? Yoksa gümüş de olsa onu çok iyi değerlendiren, geliştiren ve dışarıdan fark edilecek biçimde işleyen kişi mi?
İşlenmiş olan gümüş; hayata akmış, işe yaramış, katma değer üretmiş olması bakımından atıl duran altın potansiyelinden daha öne çıkar. Altın, önemli ve değerlidir ama ham potansiyelden performansa dönüşmemiştir. Gümüş ise hamlıktan çıkmış, işlenmiş, ataletten, durgunluktan, rutinden kurtulmuştur.
Hayatta birçok insan aslında doğuştan çok farklı, renkli, gelişmeye açık ve ayırt edici özellikler getirmiştir. Ama yetişme süreçlerindeki eğitim ve öğrenme modellerinin etkisi ve bazen de iç motivasyonlarının zayıflığı nedeniyle aktif bir kişisel gelişim çabası içinde olamazlar. Dolayısıyla bu farklılıklarını ortaya koyamazlar.
Bütün bunlardan sonra şu tespiti yapmalıyız: Kişisel gelişim için çoğu zaman öne çıkardığımız engelleri gözden geçirmeliyiz. Çünkü bunların bir kısmı gerçek engellerden çok, zihnimizde büyüttüğümüz sınırlardır. Öğrenilmiş çaresizlik de bunlardan biridir.
İnsan bazen yapabileceklerinin değil, yapamayacağına inandıklarının sınırları içinde yaşar. Oysa sahip olduğumuz potansiyeli tanımak, geliştirmek ve hayata katmak büyük ölçüde çaba, emek ve kararlılık ister. Önemli olan yalnızca neye sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızla ne yaptığımızdır.
Unutmayalım, işlenmeyen altın saklı bir değer olarak kalırken, işlenen gümüş hayata değer katar.