Aziz Yıldırım mı Fenerbahçe mi?
Şimdi bu ne biçim soru demeyiniz!
“Ben Fenerbahçe’nin ta kendisiyim!” diyebilen Aziz Yıldırım, hiç de ummadığı bir tepkiyle istifaya çağrılıyor. Yolda “istifa” tezahüratı yapanları duyunca arabasını durduruyor; camdan, bağırarak konuşmaya başlıyor. Eskiden çekinilen başkan, daha güçlü sloganlara maruz kalıyor: Fenerbahçe babanın çiftliği değil!
Fenerbahçe zor bir dönemde. Süreci, çok yönlü çok sesli tanımlayanlar var. Pek çoğunun, pek çok tespiti geçerlidir. Reçete ise tek sesli olamaz. Ali Koç, Aziz Yıldırım’ı geçerken, Acun Ilıcalı (3 Haziran 2024 – TV100) şöyle diyordu:
-Borç ne kadar; 600 milyon.
-kulübün başkana borcu ne; sıfır!
-Ne güzel ya, kulübü batır git, bütün alacaklarını tahsil et, sonra gel yeniden başkan ol. Yok öyle…
Yayından günler sonra, 27 bin 489 üyeden 16.464 oy alan Ali Koç yeniden seçilmiş, Aziz Yıldırım, 10.483 oyda kalmıştı. Ali Koç ve Saadettin Saran dönemleri, bir yandan borçları yönetip bir yandan yarışta kalmaya çalıştılar.
Bu sezon başında Aziz Yıldırım için de resim farklı değildi. Ancak söyle değişmişti; kendini ‘kurtarıcı2, ‘vazgeçilmez’ olarak konumlayan Aziz Yıldırım “sadece 7 ay için buradayım, şampiyon yapıp gideceğim” diyordu.
Matematik hala mümkün. Ancak bu kez sanıldığı gibi tek rakip Galatasaray değil, sürpriz takım Amed, yenilenen Beşiktaş, Mo Salah’ın sürüklediği Trabzonspor zirvenin ortakları. Üstelik Galatasaray, takdirle konuşulan bir süreç ile derbide ezerek kazanmış…
Günah keçisi İsmail Kartal da gitti. Şimdi geriye, ‘kurtarıcı’ arayışı kaldı.
Fenerbahçe, çeyrek yüzyıldan fazla süredir Aziz Yıldırım ile yaşıyor. Bu süreçte, her branşta önemli başarılar, şampiyonluklar yaşandı. En büyük hüzünler, hayal kırıklıkları da bu sürece sığıştı. Strateji çökmüştür; sorunu yaratanlar çözümün parçası olamazlar. Alternatifsizlik, Fenerbahçe’de geçerli kavram olamaz. 60.065 üyesi var kulübün. Son üç başkanlık seçiminde toplam yaklaşık 80 bin oy kullanılmış. Böyle büyük bir dinamizm, adı gündemden düşmeyen 5-6 kişiden medet ummak durumunda değildir. İslam Çupi’nin tarif edemediği büyüklük tam da budur: Kişiler, sayılar, isimler ile sınırlanamaz Fenerbahçe.
Bağımsız akıl, Fenerbahçe’nin çözümünü üretecektir. Yoksa yeni bir slogan çıkar, üzülür Fenerbahçe: Burası Maltepe, buradan çıkış yok!
***
OKANBALL VE KAVUKÇU
Galatasaray, giderek yükselen formuyla, başka bir oyun aklıyla yürüyor.
Okan Buruk, hiç şüphesiz bu işin mimarı. Icardi, Icardili Osimhen, tek başına Osimhen! Elbette forvette güçlü yumruğu sarı kırmızılı takımın. Ancak kanatları çalışan, savunmada rakibe göre derinleşen, kadrosunu gençleştiren bir vizyon ile büyüyor.
Sara hala formsuz, makine işlerken sırıtmıyor. İlkay bile iyiymiş görüntüsü verebiliyor. İlk 11’in değişmeyen isimleri Barış, Abdulkerim, Jacobs, Lemina olmadan da gücünü koruyor. Sane ve Leao’yu iki milli oyuncumuzun yedeği bırakabiliyor. Üst üste beşinci şampiyonluğuna rakiplerin takdirini kazanarak yaklaşıyor. Tüm gözler sahaya dönmüşken yönetimden tatsız sesler, istifa açıklamaları geliyor. Kavukçu – Öztürk kavgası, nasıl yaşanabilir anlamak mümkün değil! Şampiyonlar Ligi’nde ivme yitirmemek gerek. Yönetim kendine yakışan tavırla bunu desteklemeli.
***
AFRİKA’DA İLK OLİMPİYAT
Afrika'nın ilk Olimpiyat etkinliği, Dakar 2026 Gençlik Olimpiyat Oyunları, Senegal’de başladı.
Cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve Mülteci Olimpiyat Takımı'nın ilk kez Gençlik Olimpiyat Oyunları'na katılması, ilkler arasında. Türkiye 16 branşta madalya arayacak. 204 ülkeden
2.655 sporcu arasında (14 kadın, 20 erkek) 34 sporcumuz var.
Açılış töreni, “The Rise of Sitoé” (Sitoé'nin Yükselişi) teması ile yapıldı.
Afrika'nın geçmişini, bugününü ve geleceğini üç kuşak üzerinden anlatan sanatsal bir gösteri sunuldu. Alkebulan (anne): Afrika'nın tarihini, atalarından devraldığı değerleri ve kültürel mirasını temsil etti. Keb (oğul): Bugünün Afrika'sını, değişen toplumsal yapıyı, yaratıcılığı ve gençliğin enerjisini simgeledi. Sitoé (küçük kız): Kültürel köklerini koruyarak geleceğe ilerleyen, umut ve dönüşümün taşıyıcısı olan yeni Afrika kuşağını temsil etti.
Yaklaşık 1.100 sanatçının sahne aldığı tören, elbette 2012’nin milyarlarca sterling’e mal olan 2012 Londra ile kıyaslanamaz. Çok naif, çok duygulu bir törendi.
Londra’da, sanayi devrimini biz başlattık, biz dünyanın hakimiyiz, mesajları fışkırıyordu.
Dakar’da sahnede tişört satılan Pazar tezgahları, meyve satılan el arabaları vardı; Afrika’nın öyküsünü anlatırken. İnsanın içini acıtıyor bu gerçeklik; Afrika hala talan ediliyor ve bu durum doğal hayatın parçası olarak sunulabiliyor.
Birkaç yıl önce, Cenevre’de WTO forumunda, bir dev kredi kartı şirketi, Afrika’da online satışı nasıl geliştireceklerini açıklarken, 24 yaşında genç bir akademisyenin sesini duyduk hepimiz:
-560 milyon kişinin doğrudan elektrik erişimi olmayan bir kıtayız. Hiç internet olmayan ülkeler var. Ne anlatıyorsunuz?
Spor, insanlığını en güçlü buluşma alanıdır. Huizinga’nın Homo Ludens (Oynayan İnsan) tanımı muhteşemdir. Kara kıtayı “pazara entegre etmek” uğruna da olsa; spor değerli, olimpizm kılavuzdur.
***
COP31 VE RED IV BEKLENTİLERİ
Avrupa Birliği'nin yenilenebilir enerji ve yeşil hidrojen politikaları, 2026 itibarıyla önemli bir dönüşüm geçiriyor. Temel hedeflerden vazgeçilmiyor; ancak hedeflerin ekonomik maliyeti, sanayinin rekabet gücü ve yatırım yapılabilirliği artık çok daha fazla tartışılıyor. İklim hedeflerinden uygulama ve piyasa gerçeklerine doğru yaşanan politika değişimi var. AB, 2030 sonrasında yenilenebilir enerjinin payını daha da artırmayı hedefliyor. Ancak şebeke kapasitesi, depolama, izin süreçleri ve elektrik maliyetleri temel sorunlar olarak duruyor. Yeşil hidrojen, beklenen hızlı büyüme gerçekleşmedi. Üretim maliyetleri hala yüksek, alıcıların uzun vadeli satın alma taahhütleri yetersiz ve birçok proje erteleniyor. Almanya, H2Global Vakfı aracılığıyla, uluslararası hidrojen ticaretinin finansmanını ve sözleşme yapısını şekillendirmeyi amaçlıyor.
Türkiye, yenilenebilir enerji kapasitesi, sanayi altyapısı ve Avrupa'ya yakınlığı sayesinde avantajları hep göz önünde; ancak bu avantajın yatırım ve ihracata dönüşmesi için RFNBO uyumu, sertifikasyon, finansman ve alıcı garantileri gerekiyor.
Sektörün temel beklentileri talep garantisi / maliyet farkının azaltılması / düzenleyici istikrar /
Altyapı. Hidrojen boru hatları, liman terminalleri, depolama ve ithalat altyapılarının geliştirilmesi gerekiyor.
Kasım ayı sonunda AB hidrojen stratejisi istişaresi kapanacak. Bu aynı zamanda COP31’in de kapanışına denk geliyor.
Antalya’da temiz enerji de gündem başlıkları arasında. Ortak faydayı büyütecek ve hidrojeni spot ışıkları altına konumlandıracak gelişmeler, Antalya’da da değerli olacaktır.