Sandığın faturası: Trump, hayat pahalılığı ve piyasalar

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

ABD ara seçimleri, Donald Trump yönetiminin ekonomik ve siyasi tercihlerine güçlü bir itiraz getirdi. Demokratlar Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu kazanırken seçmen, hayat pahalılığı, İran savaşının maliyetleri ve yönetimin denetlenmesi talebini sandığa taşıdı. Ancak bu sonuç ne Amerikan toplumunun bütünüyle sola yöneldiğini ne de Cumhuriyetçilerin bir sonraki başkanlık seçimini şimdiden kaybettiğini gösteriyor. Piyasaların tepkisi de tek yönlü olmadı: İlk günkü rahatlamayı, teknoloji hisselerindeki sert satışlar izledi. Şimdi asıl mesele, Trump’ın seçmenin uyarısını nasıl okuyacağıdır. Washington’da değişen güç dengesi diplomasiye alan açabilir. Ancak piyasalardaki beklentilerin kalıcılaşması, Trump yönetiminin alacağı kararlara bağlıdır. Seçmenin geçim talebi, bundan sonraki siyasi pazarlıkların merkezinde yer alacaktır.

GİRİŞ: SANDIK WASHINGTON’DAKİ DENGEYİ DEĞİŞTİRDİ

3 Kasım’da sandığa giden Amerikalılar, Donald Trump’a Kongre’deki çoğunluk desteğini vermedi. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’nde hem Senato’da kontrolü kazandı. 6 Kasım itibarıyla açıklanan kazanma projeksiyonlarında Temsilciler Meclisi’nde Demokratlar 253, Cumhuriyetçiler 157 sandalyeye ulaşmış durumda. Henüz sonuçlandırılmamış 25 yarış var. Senatoda ise birlikte hareket eden bağımsızlar dahil Demokrat blok 54, Cumhuriyetçiler 44 sandalyede; iki yarış açık. Bunlar resmen onaylanmış nihai sonuçlar değil.

Demokratların Cumhuriyetçilerden yedi Senato sandalyesi alması, tepkinin coğrafi genişliğini gösteriyor. Cumhuriyetçiler Texas ve Kansas gibi güçlü oldukları eyaletlerde de kaybettiler. Bu nedenle sonucu yalnızca iktidar partilerinin ara seçimlerde yaşadığı olağan yıpranmayla açıklamak yetersiz kalır. Bununla birlikte Demokratların kazandığı her oyu kendi programlarına verilmiş koşulsuz destek olarak yorumlamak da hatalıdır.

Trump görevde kalıyor. Ancak Ocak 2027’de yeni Kongre göreve başladığında yasama gündemi, bütçe pazarlıkları, atamalar ve yönetimin denetlenmesi bakımından karşısında farklı bir güç dengesi bulacak. Demokratların denetim imkânları artarken başkanın veto ve yürütme yetkileri sürecek. Siyasi hareket alanı daralıyor ama yönetme yetkisi bütünüyle ortadan kalkmıyor.

Bölünmüş yönetimin sonucu her alanda aynı olmayacaktır. Bazı kararlar uzlaşma gerektirecek, bazıları ertelenebilecek. Bütçe üzerindeki anlaşmazlıkların otomatik olarak mali disiplin sağlayacağını da düşünmemeliyiz; uzlaşmazlık, ekonomik belirsizliğin yeni bir kaynağı haline gelebilir.

VAATLER AİLE BÜTÇESİNDEKİ KARŞILIĞINI BULAMADI

Seçmenin tepkisinin merkezinde geçim meselesi bulunuyor. Bir aile için ekonominin ölçüsü, açıklanan büyüme oranından önce gelirinin barınmaya, sağlığa, gıdaya ve ulaşıma yetip yetmediğidir. Enflasyonun gerilemesi bile geçmiş satın alma gücü kayıplarının kendiliğinden telafi edildiği anlamına gelmez. Fiyatlar daha yavaş artarken hayat pahalı kalabilir.

Trump ekonomik sorunları hızla çözme vaadiyle destek topladı. Ancak ithalatı pahalılaştırabilen tarifeler ve savaşın enerji maliyetleri, bu vaadin önüne yeni engeller çıkardı. Dış rekabete karşı bir sektörü korumanın bedelini başka sektörler ve tüketiciler ödeyebilir. Siyasi söylemde ülkeyi koruyan bir tedbir, aile bütçesinde daha yüksek harcama olarak hissedilebilir.

Sağlık giderleri de bu tablonun önemli parçası. KFF’nin seçmen araştırması analizinde, Trump yönetiminin politikalarının kendi sağlık maliyetlerini kötüleştirdiğini söyleyenlerin oranı yüzde 54. Sağlık hizmetlerini yönetme konusunda Demokratlara güvenenler yüzde 49, Cumhuriyetçilere güvenenler yüzde 30 düzeyinde. Bu sonuçlar, hoşnutsuzluğun yalnızca benzin istasyonundaki fiyat tabelasından kaynaklanmadığını gösteriyor.

Seçmen böyle bir durumda dünya ticaretine veya savaşa ilişkin bütün görüşlerini değiştirmek zorunda değildir. Kendi desteklediği yöntemin beklediği sonucu vermediğini düşünebilir. Bu ayrım, popülist siyasetin yükselişini de gerilemesini de anlamak açısından önemlidir. İktidara taşıyan tepki, vaatler karşılanmadığında aynı yönetimin aleyhine dönebilir.

İRAN SAVAŞININ SİYASİ MALİYETİ

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, yenilginin sebebini savaşta arıyor. Trump da savaşın seçim üzerindeki olumsuz etkisini büyük ölçüde kabul ederken aynı kararı yeniden vereceğini söylüyor. Bu açıklamalar, yönetim içindeki politika tartışmasının artık kamuoyu önünde yürütüldüğünü gösteriyor.

Yine de bütün sonucu savaşa bağlamayalım. ABC’nin aktardığı seçmen araştırmasında yönetimde yolsuzluk konusunu oyunda belirleyici sayanlar yüzde 55, yaşam maliyetini belirleyici sayanlar yüzde 49, İran savaşını belirleyici sayanlar yüzde 34. Bu oranlar birbirini dışlayan tercihler değil. Savaşın doğrudan etkisiyle enerji ve geçim maliyetleri üzerinden yarattığı dolaylı etkiyi de birbirinden tamamen ayıramayız.

Askerî güç kullanmak, karşı tarafın istenen siyasi şartları kabul etmesini garanti etmez. Nitekim ABD İsrail’le ortak olarak İran’ı bomba yağmuruna tutsa da İran’ı ve İran halkını teslim alamadı. Savaş uzadıkça da iktisadi ve bugün anlattığımız siyasi maliyetler ortaya çıktı. Hedeflere ulaşmanın maliyeti arttığında yöntemi yeniden değerlendirmek gerekir. Benim kanaatim, seçim sonucunun diplomatik çözüm arayışının siyasi değerini artırdığı yönünde. Fakat Trump’ın bu yolu kesin olarak seçtiğini henüz söyleyemeyiz. Vance’in çıkışını, olası 2028 adaylığı açısından sorumluluğunu sınırlama çabası olarak okumak da mümkündür; bu, açıklamanın kendisinden ayrı bir siyasi yorumdur.

PİYASALAR ÖNCE RAHATLADI SONRA YENİDEN HESAP YAPTI

Seçim sonuçlarını piyasaların tek yönde karşıladığını düşünmeyelim. 4 Kasım’da S&P 500 yüzde 1,58, Nasdaq yüzde 1,44 yükseldi. Avrupa’da STOXX 600 yüzde 1,82 değer kazandı. Brent petrol yaklaşık yüzde 9 düşerek varil başına 94,62 dolara geriledi. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi yaklaşık yüzde 4,88’e inerken dolar endeksi yüzde 0,23 düştü.

Bu ilk hareketlerde seçim belirsizliğinin azalması ve İran savaşının yatışabileceği beklentisi etkiliydi. Daha ucuz enerji, daha düşük enflasyon baskısı anlamına gelebilir. Kongre ile Beyaz Saray arasındaki anlaşmazlıkların yeni harcama kararlarını sınırlayabileceği düşüncesi de tahvil piyasasındaki değerlendirmeler arasındaydı.

Fakat 5 Kasım kapanışı farklı bir tablo getirdi: S&P 500 yüzde 4,4, Nasdaq yüzde 5,5, Dow yüzde 3,4 geriledi. Yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarına ilişkin daha sıkı düzenleme beklentileri, teknoloji hisselerini baskıladı. Zaten devasa yatırım harcamalarının ne zaman yeterli kazanç sağlayacağı sorgulanıyordu. Seçim, önceden birikmiş bu kaygıları harekete geçiren etkenlerden biri oldu.

6 Kasım’da satışların Asya piyasalarına yayılması, Amerikan teknoloji şirketlerinin fiyatlamasının küresel tedarik zinciriyle bağını da gösterdi. Dolayısıyla aynı siyasi gelişme, enerji maliyetlerinin azalmasından yararlanacak şirketlerle yatırım planları daha fazla denetime konu olabilecek şirketler için farklı sonuçlar doğurabiliyor.

DÜNYA EKONOMİSİ İÇİN FIRSAT VE BELİRSİZLİK

Petrolün gerilemesi kalıcılaşırsa Türkiye gibi enerji ithalatçıları açısından maliyet ve dış denge baskısı hafifleyebilir. Ancak 5 Kasım’da tanker saldırıları sonrasında fiyatların yeniden yükselmesi, sandık sonucunun denizdeki güvenlik sorununu çözmediğini hatırlattı. Diplomasi beklentisiyle fiilî arz güvenliği aynı şey değildir.

Doların ve Amerikan tahvil getirilerinin gerilemesi de gelişen ekonomileri her koşulda rahatlatmaz. Küresel risk iştahındaki bozulma sermaye girişlerini sınırlayabilir; büyüme endişeleri ihracat talebini zayıflatabilir. Bu nedenle petrol, finansman maliyeti ve dış talep kanallarını birlikte değerlendirmeliyiz. Seçim sonucundan otomatik faiz indirimi veya kesintisiz borsa yükselişi çıkarmak mümkün değildir.

FATURADAN SONRA POLİTİKA DEĞİŞECEK Mİ?

Trump açısından bundan sonraki mesele, seçmenin uyarısını yeni bir politikaya dönüştürüp dönüştürmeyeceğidir. İran’la denetlenebilir bir anlaşma arayışı, savaşın ekonomik maliyetini azaltabilir. Buna karşılık askerî tırmanma, seçimde ortaya çıkan hoşnutsuzluğu besleyebilir. Kongre çoğunluğunun değişmesi bu tercihi etkiler; başkanın yerine kararı vermez.

Demokratlar da yalnızca Trump’ı denetleme sözüyle yetinemeyecek. Onlara yönelen seçmen, geçim koşullarında iyileşme bekleyecek. Ara seçim zaferi, 2028 için kazanılmış bir başkanlık seçimi değildir. Cumhuriyetçiler politika değiştirip ekonomik koşulları iyileştirebilirlerse yeniden destek toplayabilirler.

Trump’ın pazarlığa dayalı siyaset anlayışı, koşullar değiştiğinde bir anlaşmayı başarı olarak sunmasına imkân verebilir. Ancak karşı tarafın da kabul edebileceği şartlar oluşmadan bu ihtimal gerçeğe dönüşmez. İçeride seçmenin maliyetleri azaltma talebiyle dışarıdaki güvenlik hedeflerini bağdaştırmak, önümüzdeki dönemin esas sınavı olacaktır.

Sandığın kestiği fatura şimdilik Washington’daki güç dengesini değiştirdi. Faturanın dünya ekonomisine nasıl yansıyacağını ise bundan sonra alınacak kararlar belirleyecek. Seçmen vaatlerin hesabını günlük hayatında soruyor; piyasalar da o hayatı değiştirecek politikaların ne ölçüde uygulanabileceğini tartıyor.

 

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...