İstanbul’un en önemli simgelerinden Ayasofya’da yapılan çalışmalar sırasında dikkat çekici bir keşfe imza atıldı. Yapının altında 1600 yıllık olduğu değerlendirilen 7 ayrı tünel tespit edildi. Bu gelişme, Ayasofya’nın yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda çok katmanlı bir yapı kompleksi olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Uzmanlara göre söz konusu tüneller, İstanbul’un Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan tarihsel sürecine dair önemli veriler barındırıyor. Keşif, hem mimari hem de şehir planlaması açısından yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Ayasofya altında tespit edilen 7 tünel İstanbul tarihini nasıl etkiliyor?
Restorasyon ve altyapı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan 7 tünelin, farklı amaçlarla inşa edildiği değerlendiriliyor. İlk bulgular, bazı geçitlerin su tahliyesi ve sarnıç bağlantıları için kullanıldığını gösteriyor. Bu durum, Ayasofya’nın su yönetimi sisteminin sanılandan daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor.
Uzman ekipler, tünellerin bir kısmının ise acil durumlarda kaçış güzergâhı olarak planlanmış olabileceğini ifade ediyor. İstanbul’un 6. yüzyıldan itibaren siyasi ve dini merkez olduğu düşünüldüğünde, bu tür savunma ve lojistik unsurların yapıya entegre edilmesi şaşırtıcı bulunmuyor.
Ayasofya’nın inşa edildiği Bizans döneminde, büyük yapılar genellikle yer altı geçitleri ve su sistemleriyle destekleniyordu. Bu keşif, yapının çok katmanlı mimari anlayışının somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bizans ve Osmanlı dönemine ait izler bir arada mı?
Araştırmacılar, tünellerin duvar örgüsü ve kullanılan malzeme üzerinden tarihlendirme çalışmalarını sürdürüyor. İlk incelemeler, bazı bölümlerin Bizans dönemine, bazı müdahalelerin ise Osmanlı dönemine ait olabileceğini ortaya koyuyor.
Bu durum, Ayasofya’nın tarih boyunca geçirdiği dönüşümün yer altında da izlenebileceğini gösteriyor. Yapının hem kilise hem cami hem de müze olarak kullanıldığı uzun süreçte, farklı dönemlere ait eklemelerin yapıldığı düşünülüyor.
Uzmanlara göre 7 tünel keşfi, İstanbul’un geç antik dönemine dair yeni arkeolojik veriler sağlayabilir. Özellikle sarnıç bağlantıları, kentin su altyapısının daha ayrıntılı anlaşılmasına katkı sunabilir.
Restorasyon çalışmaları ve şeffaflık tartışması
Ayasofya’da sürdürülen restorasyon çalışmaları, yalnızca üst yapıdaki onarımlarla sınırlı değil. Yer altı bölümlerinde de kapsamlı bir inceleme yürütülüyor. Uzman ekipler, hem Bizans hem Osmanlı dönemine ait izlerin korunması için titiz bir süreç izliyor.
Ancak bazı tarihçiler ve akademisyenler, bu tür önemli keşiflerin kamuoyuyla daha şeffaf paylaşılması gerektiğini savunuyor. Ayasofya gibi dünya mirası niteliği taşıyan bir yapıda ortaya çıkan her bulgunun, yalnızca bilimsel çevreler değil, toplumun geniş kesimleri için de önem taşıdığı vurgulanıyor.
7 tünel ziyarete açılacak mı?
Tünellerin tamamının ziyarete açılıp açılmayacağı henüz netlik kazanmadı. Güvenlik ve yapısal riskler nedeniyle sınırlı erişim seçeneği üzerinde duruluyor. Özellikle dar ve nemli geçitlerin uzun süreli ziyaretlere uygun olup olmadığı detaylı analizlerle belirlenecek.
Uzmanlar, kapsamlı incelemelerin tamamlanmasının ardından bazı bölümlerin kontrollü şekilde ziyarete açılabileceğini ifade ediyor. Ancak önceliğin, tarihi dokunun korunması olduğu belirtiliyor.
Ayasofya’nın altında ortaya çıkarılan 7 tünel, İstanbul’un yüzeyde görünen tarihinin çok daha derin bir geçmişe sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu keşif, kentin katmanlı yapısına dair yeni sorular doğururken, Ayasofya’nın bilinmeyen yönlerini de gün yüzüne çıkarıyor.