İzmirli ustaların geleneksel yöntemlerle ilmek ilmek işlediği kök boyalı halılar, bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden Avrupa’daki tarihi parlamento binalarına kadar dünyanın en prestijli mekanlarının başköşesinde yer alıyor.
İzmir’de faaliyet gösteren bir halı üretim tesisi, makineleşmenin hızla yayıldığı günümüzde, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel dokuma sanatını adeta bir müze titizliğiyle yaşatıyor. Konya Karapınar’dan gelen koyun yünleri ile Ankara keçisi yünlerinin harmanlanmasıyla başlayan süreç, yöre kadınlarının çıkrık başında el emeğiyle eğirdiği iplerle devam ediyor. Sentetik hiçbir maddenin girmediği bu üretim zincirinde, renkler tamamen bitki bazlı pigmentlerden ve minerallerden elde edilen doğal boyalarla hayat buluyor.
Çocukluğu halı dükkanlarında geçen işletme sahibi Osman Can, bu tutkulu süreci bir yaşam biçimi olarak tanımlıyor. 1980’li yıllarda sektördeki nitelik kaybını fark ederek rotasını tarihi dokuma tekniklerine çeviren Can, amacının sadece halı üretmek değil, gelecek yüzyıllara miras kalacak sanat eserleri ortaya koymak olduğunu belirtiyor.
Zahmetli bir sanatın sabırla buluşması
Halıların üretim süreci, sabır ve yüksek bir işçilik gerektiriyor. Standart bir el dokuması halının tamamlanması yaklaşık iki ay sürerken, devasa boyutlardaki özel siparişler yıllara yayılan bir emeğin ürünü oluyor. Can, bu durumu, "Makine üretimiyle saatte binlerce ürün çıkabilir ancak bizim yaptığımız her bir eser, dünyada eşi benzeri olmayan bir sanat objesidir" sözleriyle özetliyor.
Dünya liderlerinin tercihi oldu
Firmanın ürettiği devasa halılar, uluslararası arenada da büyük yankı uyandırıyor. Türkiye’deki köşk ve yalıların yanı sıra Macaristan gibi ülkelerin devlet başkanlığı konutları ve parlamento binaları da bu özel üretimin izlerini taşıyor. Özellikle Macaristan eski Başbakanı Viktor Orban’ın konutu için hazırlanan 140 metrekarelik dev halı, 8 dokumacının 16 aylık çalışmasıyla tamamlanarak toplamda 2,5 yıllık bir hazırlık sürecinin sonunda yerine ulaştı.
Geleceğe bırakılan bir miras
Osman Can, bugün ürettikleri her bir parçanın 50 veya 100 yıl sonra koleksiyoncuların peşinden koşacağı nadide eserler olacağını vurguluyor. Türkiye’de 150 metrekareye varan boyutlarda üretim yapabilen nadir tesislerden biri olduklarını belirten Can, geleneksel yöntemleri koruyarak modern dünyanın saraylarını süslemeye devam edeceklerini ifade ediyor.