Paris’in zarafetiyle bütünleşen Paris Moda Haftası, bu yıl Türk modasının en dikkat çekici isimlerinden Recep Demiray’ı ağırladı. Daha önce Milano ve Londra Moda Haftası’nda ülkemizi temsil eden Demiray, bu kez modanın kalbi Paris’te, “Zamanın Ötesinde” adını verdiği özel koleksiyonunu moda tutkunlarının beğenisine sundu.
29 Eylül – 7 Ekim 2025 tarihleri arasında düzenlenen etkinlikte, La Maison des Metallos’ta gerçekleşen defile, zarafet ve yenilik anlayışını aynı potada eritti.
Haute couture dokunuşlarla “zamanın ötesinde” bir anlatım
Tamamı el işçiliğiyle hazırlanan 18 parçalık koleksiyon, 2026 İlkbahar-Yaz sezonunun habercisi niteliğindeydi. Taş işlemeli transparan kumaşlar, sarı ve siyahın kontrast dansı ve özel dokuma tekstiller izleyenlere adeta görsel bir şölen sundu.
Defilede Türk manken Ecem April ve Fransız modellerin taşıdığı tasarımlar, moda eleştirmenlerinden tam not aldı. Her bir parçada hissedilen zarafet, Demiray’ın ustalıklı terziliği ve duygusal tasarım anlayışıyla birleşti.
Paris podyumunda duygularla örülü bir başarı hikayesi
Defilenin ardından büyük alkış alan Recep Demiray, sahnede duygularını şu sözlerle ifade etti:
“Her dikiş bir duygunun, her kumaş bir hayalin yansıması. Aylarca süren emeğin Paris’te hayat bulması, çocukluk rüyamın gerçeğe dönüşmesidir.”
Koleksiyonun her parçasında el emeği, duygu ve zarafet birleşirken, defilenin atmosferi moda dünyasının sınırlarını aşan bir deneyime dönüştü.
Türk modasının küresel yükselişi
Paris Moda Haftası, her yıl dünyaca ünlü markaların sahne aldığı, küresel moda takviminin en prestijli etkinliğiolarak biliniyor. Bu arenada yer almak, Türk modasının globaldeki yükselişinin de güçlü bir göstergesi oldu.
Recep Demiray, “Ülkemin adını böylesine önemli bir platformda temsil etmek gurur verici” diyerek Türkiye’nin tasarım gücüne dikkat çekti.
Demiray ayrıca tasarımlarının üretiminde emeği geçen Hatun Tekstil’e teşekkür ederek, işbirliği ve kolektif emeğin önemini vurguladı.
Modanın geleceğine yön veren vizyon
“Zamanın Ötesinde” koleksiyonu, yalnızca estetik bir şölen değil; modanın geleceğine dair felsefi bir yaklaşım da sundu. Her bir tasarım, zamanın akışına meydan okuyan çizgilerle geçmiş ve geleceği aynı potada buluşturdu.
Bu defile, sadece bir moda etkinliği değil, Türk tasarım gücünün uluslararası sahnede yeniden doğuşu olarak değerlendirildi.