Siyaset kulisleri, erken seçim tartışmalarının gölgesinde yeni bir ittifak hazırlığı iddiasıyla hareketlendi.
Milli Görüş hareketine yakınlığıyla bilinen gazeteci Fehmi Çalmuk, kaleme aldığı son yazısında, AK Parti’ye alternatif bir merkez oluşturmak amacıyla "muhafazakâr-milliyetçi" odaklı geniş kapsamlı bir oluşumun temellerinin atıldığını ileri sürdü.
İddiaya göre bu projenin mimarlığını, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve yakın dostu gazeteci Fehmi Koru yürütüyor.
Yeniden Refah ve Saadet Partisi merkeze alınıyor
Çalmuk'un "Firak'ın Çocukları" başlıklı analizine göre, geçmiş seçimlerde CHP ile yapılan ittifak modelinin yerini, bu kez doğrudan muhafazakâr seçmeni hedefleyen bir yapı alacak. Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin bir araya getirilmesinin planlandığı bu modelde, özellikle %7 barajını aşma potansiyeli görülen Yeniden Refah Partisi stratejik bir konumda bulunuyor.
Yazıda, Fehmi Koru’nun açıklamalarıyla Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’na "istikamet gösterdiği", Abdullah Gül’ün ise Maslak’taki çalışma ofisinde uluslararası diplomatik temaslarını sürdürerek sürecin siyasi mimarisini kurguladığı öne sürülüyor.
Saadet Partisi içinde yeni oluşum sancısı
Kulis bilgilerinde dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise Saadet Partisi içindeki hareketlilik oldu. Parti içinde "Milli Görüşçü" çizgide kalmak isteyen bir grubun yeni bir parti kurma hazırlığında olduğu ve şimdiden 30 ilde örgütlendiği iddia ediliyor. Bu yeni oluşumun haziran ayında kamuoyu önüne çıkmayı hedeflediği belirtilirken, kurulması planlanan büyük ittifakın bu parçalanmaları engelleyip engelleyemeyeceği merak konusu.
Seçim ittifakları ve Türk siyasi tarihindeki dönüşüm
Türkiye'de seçim ittifakları, 2018 yılında yürürlüğe giren yasal düzenlemelerle birlikte Türk siyasetinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, partilerin kendi logolarıyla ancak ortak bir baraj altında seçime girmesine olanak tanındı.
2026 yılı perspektifinden bakıldığında, 2023 seçimlerindeki "Altılı Masa" deneyiminden ders çıkaran aktörlerin, bu kez ideolojik yakınlığı daha yüksek olan "sağ-muhafazakâr" bir blokla seçmenin karşısına çıkma stratejisi, sosyolojik geçirgenliği artırma çabası olarak değerlendiriliyor.