GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER
Amerika Birleşik Devletleri’nin, işgalci İsrail ile birlikte İran’a gerçekleştirdiği saldırılar; İran’ın ise saldırılara beklenenden daha güçlü şekilde cevap vermesi; ABD ve İsrail’in imajını zedeleme, ABD iç kamuoyunda Donald Trump’a karşı sert çıkışlar, ABD ile NATO, Avrupa ülkeleri arasında soğuk rüzgarlar esmesine neden oldu.
ALGI VE MANİPÜLASYONLARLA SÜRECİ YÜRÜTME TELAŞINDA
ABD, yıllarca müttefiki olan İngiltere’den üslerin kullanımı noktasında dahi ret cevabını alınca yaşadığı yalnızlık ve savaştaki başarısızlığını dünya kamuoyuna algı ve manipülasyonlarla başarı olarak servis etme telaşı içerisinde. Trump’ın, İran’a yönelik sürekli olarak dile getirdiği tehdit çıkışları ise sadece söylemden ibaret kaldı. ABD ve İran arasında devam eden 40 günlük savaşın ardından ise 15 günlük ateşkes kararı alındı.
ABD-İRAN ARASINDAKİ ATEŞKES KARARININ PERDE ARKASI
Peki ABD-İran arasında yaşanan 40 günlük savaşta verilen ateşkes kararına bakınca taraflar ne kazandı ne kaybetti, ABD-İran arasında kalıcı ateşkes ya da barış olacak mı, İşgalci İsrail ateşkes kararını zora mı sokuyor, İran'ın taleplerinin kabul edilmemesi durumunda bölgeyi neler bekliyor, ABD'nin 15 günlük ateşkes kararı kara harekâtı için hazırlık mı? Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şuay Nilhan Açıkalın, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi.

“SAVAŞIN BAŞINDA SÜRDÜRÜLEN MÜZAKEREDE NÜKLEER BALİSTİK FÜZE KONUŞULURKEN…”
Verilen ateşkes kararına bakıldığında tarafların ne kazandığı ne kaybettiğini söyleyebilmenin çok kolay olmadığını belirten Doç. Dr. Şuay Nilhan Açıkalın, “Çünkü ateşkesin maddeleri her iki taraf tarafından da sürekli farklı şekillerde bir dezenformasyona uğrayıp yalanlanıyor. Dolayısıyla tam bir ateşkes içeriğinden henüz bahsetmek çok kolay değil ama şunu söyleyebiliriz; eğer Hürmüz Boğazı temel iki maddede anlaşıldıysa; Hürmüz Boğazı bu iki hafta boyunca açık kalacak, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri de İran'a saldırmayacak noktasındaysak, elbette “Kim kazandı kim kaybetti?” sorusu biraz burada muğlak. Çünkü savaşın başında sürdürülen müzakerede, nükleer balistik füze konuşulurken; bugün Hürmüz Boğazı'nın konuşulduğu bir sürece evrilmemiz işin doğası gereği oldukça ilginç.” ifadelerini kullandı.
“ABD ÖNEMLİ BİR İMAJ KAYBI YAŞADI”
ABD’nin, 40 gün içerisinde önemli bir imaj kaybı yaşadığını vurgulayan Doç. Dr. Açıkalın, şunları kaydetti, “İran açısından baktığımızda da elbette bazı stratejik yerlerinin vurulması, İran bağlamında zorlu bir 40 gün geçirdiğini de söylemek mümkün ama herhangi bir ateşkesin kaybedeni olacağını düşünmüyorum. Var olan çatışmayı derinleştirmek yerine ateşkesin varlığı bile iki taraf için de ve bölge için de önemli bir kaybı önler.”
“KESİN GERÇEKLEŞECEĞİ YA DA GERÇEKLEŞMEYECEĞİNİ SÖYLEMEK ÇOK KOLAY DEĞİL”
ABD-İran arasında kalıcı ateşkes ya da barış olma sürecini yorumlayan Doç. Dr. Açıkalın, “Bu 15 gün umarım sürdürülebilir bir 15 gün olur ve bu noktada hakikaten, adım adım bazı kamuoyunda konuşulan maddeler konuşuluyor olursa; Amerika ile İran arasında ateşkesin bir kalıcı barışa dönüşme ihtimali en azından ortaya çıkar, en kötü ihtimalle diye düşünelim iyi senaryonun, İran'ın eski müzakerelerine dönüş süreci bu bağlamda belki yeniden başlayabilir ama bu noktada bunun kesin gerçekleşeceği ya da gerçekleşmeyeceğini söylemek çok kolay değil.” şeklinde konuştu.
KALICI ATEŞKESİN ORTA VE UZUN VADEDE TARTIŞMALI YANLARI
Doç. Dr. Açıkalın, kalıcı ateşkesin orta ve uzun vadede tartışmaları yanlarını ise şu şekilde dile getirdi, “Eğer mesele Hürmüz'de şekillenecekse; burada kalıcı bir ateşkes ‘Hürmüz'ün yönetiminin ya da kontrolünün acaba yeni bir süreçle birlikte farklı bir uluslararası hukuk ya da anlaşma noktasında yeniden şekillenebileceği mi?’ sorusunu akla getiriyor. Dolayısıyla Amerika ile İran arasındaki kalıcı ateşkes ya da barış pratikte uygulanabilir yanlarıyla beraber; ideolojik olarak iki tarafın birbirine bakış açısı, varoluşsal farklılıkları nedeniyle henüz ilk aşamada çok gerçekçi gözükmüyor. Ama barışın konuşulabilmesi için bu ateşkes sürecinin doğru ve etkin yürütülmesi de oldukça önemli.”
“İSRAİL’İN GÜVENİLİR BİR AKTÖR OLMADIĞININ ABD DAHİL BÜTÜN ÜLKELER FARKINDA”
İsrail’in, ateşkes kararını zora sokma sorusunu iki boyutta okumak gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Açıkalın, “İsrail'in, bu noktada güvenilir bir aktör olmadığının Amerika Birleşik Devletleri dahil bütün ülkeler gayet farkında. Ancak burada sahada Allah korusun oluşabilecek bir sahte bayrak operasyonu olur, daha farklı bir saldırı olur ki biz dikkat ederseniz 28 Şubat ve geçen seneki 12 gün savaşlarının başlangıcından hemen önce müzakere masasındayken İran’a bu çatışmanın başlatıldığını görüyoruz uluslararası hukuka aykırı şekilde.” ifadelerine yer verdi.
“BELİRLEYİCİ UNSUR LÜBNAN MESELESİ OLACAK”
Doç. Dr. Açıkalın, İsrail’in kendi ana hedefi için bölgenin istikrarsızlaştırılması doğrultusunda atabileceği bütün adımları atmaya çalıştığını hatırlatarak, şunları söyledi, “Ancak bu noktada bir başka belirleyici de Lübnan meselesi olacak. Lübnan konusunda İran ‘Anlaşmanın içerisinde’ diyor Amerikalılar ‘Değil’ diyor ama Trump'ın da İsrail'e Lübnan'da saldırıların boyutunu düşürmesi yönünde bir çağrı var. Dolayısıyla İsrail Amerika'nın sözünü mü dinleyecek yoksa ateşkesi zorlayacak mı? Bunu önümüzdeki saatler ve günler gösterecek ama İsrail'in kendi Siyonizm çerçevesindeki dış politikasından vazgeçtiğini biz geçen 50 yıl içerisinde hiç görmedik. Bundan sonra da bir günden bir güne değişeceğini çok düşünmüyorum.”
“İÇ KAMUOYUNDA ÜSTÜNDEKİ BASKI GÜNBEGÜN ARTIYOR”
ABD Başkanı Donald Trump’ın, son yaptığı açıklamalardan birinde ABD askerlerinin dinlendiğini, durumlarının iyi olduğunu, sonrasında üstün başarılara imza atabileceğini söylediğini anımsatan Doç. Dr. Açıkalın, “Tabi Trump’ın, iç kamuoyunda üstündeki baskı günbegün artıyor. Güvenoyu da gitgide düşüyor. İç kamuoyunda askerlerin bir şekilde güvende olduğunu göstermesi ve bu noktada ABD’nin de imajını korumasının bence kendisi açısından öncelediği bir unsur olduğunu düşünüyorum.” dedi.
“15 GÜNLÜK ATEŞKES KARARI KARA HAREKÂTI İÇİN HAZIRLIK OLARAK DÜŞÜNÜLÜRSE…”
Doç. Dr. Açıkalın, 15 günlük ateşkes kararı, kara harekâtı için hazırlık olarak düşünülürse; farklı tartışmaları, alternatif senaryoları da konuşmak gerektiğini belirtip, şunları dile getirdi, “Hark Adası için mesele sadece Hark Adası senaryosu ile sınırlı kalacaksa; 15 günlük hazırlığa ihtiyacı var mı bundan çok emin değilim ama Allah korusun başka bir alternatif senaryoda geniş çerçevede İran’ın Körfezi’ni kapsayan bir kara harekatının başlatılması ihtimalini de yüksek bir askeri insan kaynağı unsuru gerekiyor ve bununla birlikte de uzun süreli çatışmaya hazırlıklı bir ordu kapasitesi gerekiyor. Bu noktada 15 günlük süre bir hazırlık olarak belki düşünülebilir.”
PAKİSTAN VE TÜRKİYE’NİN OYNADIĞI ROLÜN KALICI ATEŞKES VE BARIŞA ETKİSİ
Doç. Dr. Açıkalın, 15 günlük süre içerisinde devam eden müzakereler çerçevesinde hem Pakistan’ın hem de arka planda Türkiye’nin oynadığı rolün kara harekâtı değil tam tersi bir kalıcı ateşkes ve barış noktasına taşımak olduğunu unutmamak gerektiğini belirterek sözlerini sonlandırdı.