Yeni Birlik Gazetesi Röportaj ABD ile İran arasında uzlaşma olacak mı?

ABD ile İran arasında uzlaşma olacak mı?

ABD ile İran arasında yaşanan gerginliğin savaşa dönüşmeden uzlaşma olasılığını yorumlayan Dr. Ufuk Necat Taşçı, “ABD’nin hem kendi içerisinde yüzleşmekte olduğu ve yüzleşeceği, hem de Çin ile mücadelesinde girişeceği bir mücadele mevcut. Trump ve temsil ettiği kurumsal hafıza artık askeri, siyasi, ekonomik ve sosyolojik olarak dünyada karşılığı olan aktörlerle Çin’e karşı bir dizayn peşinde. Burada birinci öncelik iktisadi değil siyasi. Kaya gazı Devrimi ABD’nin enerji bağımlılığını ciddi ölçüde azalttı. Burada ABD’nin birincil önceliği Çin’i yavaşlatmak. Bunu yaparken de mümkün mertebe kendisine zaman kaybettirip yeni bedeller ödetecek boyutta çatışmalara girmemek.” dedi.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER

ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'a yönelik yaptığı açıklamalar ve savaş hazırlığı olarak ABD savaş gücünü Basra Körfezi’ne yerleştirmesi, İran'ın ise ABD 'ye cevaben yaptığı çıkışlar savaşın ayak sesleri olarak dünya gündeminde geniş yer tutmaya devam ediyor. 

GERGİNLİK ORTAMINDA MÜZAKERELERE DEVAM 

Taraflar aynı zamanda müzakere yollarını da devreye alıyorlar. Son olarak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve heyetleri Umman’ın arabuluculuğunda Muskat’ta bir araya geldi. Kamuoyuna açık şekilde yüz yüze bir görüşme yapılmazken; Tahran’ın nükleer programına ilişkin dolaylı görüşmeler gerçekleştirildi ve müzakerelere devam edilmesi hususunda anlaşmaya varıldı.

ABD VE İRAN GERİLİMİNİN PERDE ARKASI

Peki, ABD ve İran'ın istekleri neler, Taraflar uzlaşacak mı, ABD Başkanı Donald Trump'ın, dünya siyasi sisteminde varolan kuralları ihlal etmesi göz önüne alınınca Trump'ın sözünü tutması, İran'a saldırmamasının realitesi nedir, Trump'ın azledilmesi veya görevinin sona ermesi durumunda; zararlı çıkan ya da kaybeden İran mı olacak, Epstein dosyalarının ABD politikalarına etkisi ne şekilde değerlendirilmeli, ABD'nin, İran'a olası saldırması durumunda İran'ın tepkisinin şiddeti ne yönde olur? Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Dr. Ufuk Necat Taşçı, Yeni Birlik Gazetesi’ne yorumladı.

Dr. Ufuk Necat Taşçı

KAMUOYUNA YANSIYAN VE YANSIMAYAN İSTEKLER

ABD ve İran’ın istekleri konusunda temel sorunun kamuoyuna yansıyan ve yansımayan istekler olarak ele alınmasının daha yerinde olacağını ifade eden Dr. Ufuk Necat Taşçı, “Çünkü kamuoyu önünde herkesin bildiği üç temel tartışma konusu var. Birincisi İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu. Dolayısıyla İran’ın nükleer silah sahibi olabilecek kadar uranyum zenginleştirmekten vazgeçmesi. İkincisi ise İran’ın orta menzilli balistik füze üretiminin sınırlandırılması. Üçüncüsü ise İran’ın ‘Şii Hilali’ projesinden vazgeçmesi, bölgede vekil unsurları da dahil olmak üzere yayılmacılıktan vazgeçmesi. Elbette bunların İsrail tarafından ABD’ye dayatılan, kamuoyuna yansıyan unsurlar olduğunu unutmamak gerek.” şeklinde konuştu.

“BİLİNEN TEMEL HUSUS ÇİN DENKLEMİ”

Dr. Taşçı, kamuoyuna yansımayan ancak konunun küresel bağlamını takip edenler tarafından bilinen temel hususun ise Çin denklemi olduğunu belirterek, şunları kaydetti, “Yani İsrail için değil ABD için daha öncelikli olan alan. ABD’nin Venezuela örneğinde olduğu gibi temel talebinin rejim değişikliği olduğunu düşünmüyorum. ABD adına temel öncelik, büyük bir kaos çıkarmadan istediklerine ulaşabilmek. İran’ın Çin’e petrol tedariğini durdurması ve böylece Çin’in engellenemez büyümesini yavaşlatmak ABD açısından birincil mesele. İkincil mesele ise ABD’nin siyasi, askeri baskı üzerinden kurguladığı bu düzenden ekonomik çıktılar elde edebilmesi.”

EPSTEİN DOSYALARININ ABD POLİTİKALARINA ETKİSİ

Son yayımlanan Epstein dosyalarından da görüleceği üzere, ABD’nin ABD öncelikli değil Siyonist lobi öncelikli bir dış politika izleyip izlemeyeceği kavgasının arka planda devam ettiğini vurgulayan Dr. Taşçı, “Dolayısıyla resmî ve gayrı resmî olan, kamuoyuna yansıyan ve yansımayan pek çok parametre mevcut. İran’da rejim belirli iddialarından vazgeçmek kaydıyla ayakta kalabilir, ABD için Venezuela’da da benzer bir süreç sorun teşkil etmemişti. Özetle, bence temel sorumuz şu; Hangi ABD ne istiyor, Hangi İsrail ne istiyor, Hangi İran ne istiyor? Çünkü üç muhatabın da içerisindeki farklı fraksiyonların ayrışmalarının arttığı, çok bilinmeyenli bir denklemin ortasındayız.” ifadelerine yer verdi.

“AVRUPALI NATO MÜTTEFİKLERİ DAHİ ÇOK ŞEY İFADE ETMİYOR”

Dr. Taşçı, tarafların uzlaşması sorusunun cevabını vermek adına dünyada hızla değişen parametrelere bakılması, yeni denklemi daha berrak bir şekilde kavramaya çalışmak gerektiğine dikkat çekerek, şunları aktardı, “Artık ABD nezdinde Avrupalı NATO müttefikleri dahi çok bir şey ifade etmiyor. Askeri, siyasi, iktisadi veya sosyolojik anlamda ABD’ye vaat edeceği bir şey bulunmayan hiçbir aktör ABD’nin umurunda değil. Çünkü ABD’de canhıraş bir şekilde hegemonyasını Çin’e karşı kaybetmeme arzusu mevcut. Bugün ABD’ye Ukrayna’yı kurban etmek pahasına Rusya’yla yakınlaşmayı, İsrail’e rağmen Türkiye-Suudi Arabistan-Katar üçlüsüyle yakınlaşmayı vaaz eden bir gerçeklik var. Zamanın ruhu, ABD’de katı bir realizmde vücut bularak dinamikleri şekillendiriyor.”

“TRUMP’IN ABD’DE ŞU AN TEMSİL ETTİĞİ KURUMSAL BİR HAFIZA VAR”

Trump’ın, her ne kadar üslubu dolayısıyla dünya tarafından gayrı ciddi ve diplomatik nezaketten uzak bir figür gibi addedilse de Trump’ın ABD’de şu an temsil ettiği kurumsal bir hafızanın var olduğunu anımsatan Dr. Taşçı, “Dolayısıyla ABD’nin hem kendi içerisinde yüzleşmekte olduğu ve yüzleşeceği, hem de Çin ile mücadelesinde girişeceği bir mücadele mevcut. Trump ve temsil ettiği kurumsal hafıza artık askeri, siyasi, ekonomik ve sosyolojik olarak dünyada karşılığı olan aktörlerle Çin’e karşı bir dizayn peşinde. Burada birinci öncelik iktisadi değil siyasi. Kaya gazı Devrimi ABD’nin enerji bağımlılığını ciddi ölçüde azalttı. Burada ABD’nin birincil önceliği Çin’i yavaşlatmak. Bunu yaparken de mümkün mertebe kendisine zaman kaybettirip yeni bedeller ödetecek boyutta çatışmalara girmemek. Trump’ın, Vance’in zihninin içinde Schmittyen bir tavır var. ABD için kısa ve orta vadede ahlaki ve hukuki olanın bir önemi yok, olamaz da. ABD artık siyaseten doğru olan neyse, bütün bedeline rağmen onu önceliyor. Çünkü dediğim gibi, Çin ile girişilecek olası bir çatışma, rekabet süreci öncesinde altından kalkamayacağı yükler omuzlanmak istemiyor. Kurucusu olduğu küresel sistemde BM’yi yok sayan, BM’ye bağlı kurumlara verdiği bütçelerde kesinti yapan, Gazze’de BM’den bağımsız bir Barış Kurulu kuran ABD gerçeği var, bu olgular bence iddialarımın ispatı mahiyetinde.” değerlendirmesinde bulundu.

“VERİLEN SÖZ İHLAL EDİLİRSE SİYONİST LOBİ KAYNAKLI BASKIDAN DOLAYI OLUR”

Dr. Taşçı, ABD’nin istediklerini alırsa ve İran’a İsrail’in istediği tarzda ve boyutta bir saldırı düzenlemezse, kısa vadede ABD, İran ile yapacağı bir anlaşmayı daha evvel bahsettiği sebeplerle ihlal etmeyeceğini söyleyip, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Ancak bunun Trump ve yönetimi için bedeli ne olur sorusunun cevabı çok zor. Çünkü nasıl ki İsrail’in Katar’a saldırısı birçok dengeyi orta ve uzun vadeli olarak İsrail aleyhine değiştirdiyse, Charlie Kirk cinayeti de bence bir restleşme, dolayısıyla marjinalleşme sürecine dönüştü. Dolayısıyla verilen bir söz ihlal edilirse bu Trump ile ilgili bir nedenden ziyade Siyonist lobi kaynaklı bir baskıdan dolayı gerçekleşebilir. 12 gün savaşlarında, normal şartlarda bırakın Tel Aviv’e füze yağmasını, İsrail’de bir evin camına taş atılsa Orta Doğu’yu kana bulayacak olan ABD’nin tavrını gördük. Resmen bir süre müdahil olmayarak İsrail ve İran’ın karşılıklı olarak birbirini yıpratmasına izin verdi ve iki ülkenin de, daha çok İsrail’in, bir dengeye oturması için bekledi. Dolayısıyla olası bir ihlal bizim zahiren gördüğümüz sebeplerden olmayacağı gibi, olası bir anlaşma da kamuoyuna yansıyan gerekçelerden daha derin saiklerle gerçekleşebilir.”

“VAR VE YOK OLMA SÜRECİNE DOĞRU İLERLİYOR”

Merak edilen konulardan biri de Trump'ın azledilmesi veya görevinin sona ermesi durumunda; zararlı çıkan ya da kaybedenin İran olup olmayacağı hususu. Steve Bannon gibi profiller de dahil olmak üzere Trump ekibinin gergin olduğunu hatırlatan Dr. Taşçı, “Ara seçimler kaybedilirse hapse gireceklerini düşünüyorlar. Hele de affınıza mağruren, Epstein lağımının patlamasıyla beraber ABD’de halihazırda devam eden gösteriler düşünüldüğünde, atmosfer çok da sakin değil. Belki İran’dan daha gergin durumda. Bu süreç artık ABD adına bir var olma ve yok olma sürecine doğru ilerliyor. Trump’ın ve ekibinin olası bir kayıpta çok da demokratik ilkelere sadık kalacağına inanmamak gerekir. Artık dünyada bunca yıldır bize anlatılan demokratik değerlerin bizzat onları tasarlayan ülkelerce çiğnendiği bir süreçteyiz.” dedi.

“HERKESİN BİRBİRİNE KARŞI KOZLARINI OYNADIĞI BİR SÜREÇTEYİZ”

ABD’nin çok katı bir realizm ile konuya yaklaştığını vurgulayan Dr. Taşçı, sözlerine şu satırları ekledi, “Biden döneminde de İsrail’deki Netanyahu kliği ile bir restleşme söz konusuydu. Dolayısıyla Trump dönemine de tevarüs eden ABD’yi belirli yapıların etkisinden arındırma süreci birçok olası bedele rağmen sağlanabilirse İran ile alakalı olası süreçler de farklı şekilde işleyecektir. İsrail nüfuzundan arî bir ABD dış politika aklında şu an İran ile geri dönülmez boyutta bir çatışmaya girişmenin ne demek olduğu iyi anlaşılmış durumda. Ancak dediğim gibi, iki kere ikinin dört olmadığı, arka planda herkesin birbirine karşı kozlarını oynadığı bir süreçteyiz.”

“İRAN’IN ABD’Yİ VURMA İHTİMALİ ÇOK ZOR”

Dr. Taşçı, ABD’nin, İran'a olası saldırması durumunda İran'ın tepkisinin şiddeti ile ilgili, “Burada bence çok ilginç bir süreç işliyor. Bölge ülkeleri İran ile yıllardır devam edegelen sorunlarına rağmen ABD’yi ikna etmeye ve arabuluculuk yapmaya çalışıyorlar. İran böylesi bir süreçte bölge ülkeleriyle gerilmek istemeyecektir. ABD’yi vurma ihtimali çok zor, şayet ABD’nin uçak gemilerine yönelik bir saldırı girişiminde bulunursa bu hususun Washington tarafından anakaraya yapılan bir saldırı telakki edileceğini de biliyorlar.” diye konuştu.

“EN BÜYÜK MİSİLLEME İSRAİL’E OLABİLİR GİBİ DURUYOR”

İran’ın ilk ve en büyük boyuttaki misillemesinin İsrail’e olabilir gibi durduğunu söyleyen Dr. Taşçı, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Komplo teorilerine mesafeli durmaya gayret ederek, ABD ve İran’ın, İsrail’in istemeyeceği şartlarda bir anlaşma yapması ve İsrail’in bu süreci sabote etmek adına ansızın bir hamle yapması halinde neler olabileceğini düşünmekte fayda olabileceğine inanıyorum. İran’ın İsrail’e ağır bir cevap verdiği, İsrail’de siyaseti ABD de dahil dünya kamuoyunun memnun olacağı şekilde dengelediği bir saldırı olursa, sizinle bu konuyu tekrar konuşmayı isterim.”