GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), işgalci İsrail ile İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda Venezuela, Arjantin veya Kanada üzerindeki planlarını gerçekleştirme heves ve hayaliyle hareket ederek, İran’da da aynı şekilde değişiklik yapacağını ve hakimiyet kuracağını zannetti. ABD aynı zamanda İran operasyonuyla Rejim değişeceği, İran’ın nükleer güç olmayacağı, Direniş ekseninin kırılacağı ve Siyaseten de İran ortada kalmayacağına dair siyasi hedefler verdi. Ancak İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey yöneticilerin saldırılarda öldürülmesine rağmen İran, ABD ve işgalci İsrail ile ABD destekçisi Körfez ülkelerine de ağır darbeler vurmaya devam ediyor.
ABD YENİ BİR ORTA DOĞU BATAKLIĞINA SAPLANIYOR
ABD İran Savaşı’nda dikkat çeken hususlardan biri de ABD, daha önce Orta Doğu’da yaşadığı bataklığa saplanma durumunu yeniden yaşarken; ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na, farklı ülkelerin savaş gemilerini göndermeleri çağrısı ise cevapsız kaldı. Yıllarca Körfez ülkelerine milyarlarca dolarlık silah ve savunma sanayi ürünleri satan ABD, Körfez ülkelerinde yaşanan saldırılar sonucunda oralarda da güç kaybı yaşamaya devam ediyor.
GÜCÜNE GÜÇ KATAN RUSYA
ABD’nin İran ile girdiği güç savaşında kazanan taraflardan biri ise Rusya olarak görülüyor. Rusya, bu süreçte enerji başta olmak üzere yaptığı ticaretlerle gücüne güç katmaya devam ediyor.
ABD-İRAN SAVAŞI’NIN PERDE ARKASI
Peki, ABD İran’daki siyasi hedeflerinden hangi birine ulaştı veya ulaşamama gerekçeleri neler, ABD İran Savaşı'nın kazananlarından biri de Rusya olarak görülüyor. Rusya nasıl bir strateji izliyor ve de hangi alanlarda kazanan olarak karşımıza çıkıyor, ABD'nin İran savaşında yaşayacağı askeri ve diplomatik güç anlamında kayıplar Rusya'yı Orta Doğu ve Körfez'de daha güçlü bir aktör hâline getirir mi, Orta Doğu ve Körfez’in yeni hâkimi Rusya mı olacak? Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sinem Ünaldılar, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi.
ABD’NİN HEDEFLERİNİ KOLAYLIKLA GERÇEKLEŞTİRMESİNE ENGEL OLAN HUSUSLAR
Amerika Birleşik Devletleri’nin, İran saldırısını planlarken rejimi hızlı biçimde değiştirmeyi bu şekilde İran’a da Venezuela'ya yaptığı gibi biat ettirmeyi planlamakta olduğunu aktaran Prof. Dr. Sinem Ünaldılar, “Böylece hem İran rejimini kontrol altına alacak hem İsrail’in taleplerini yerine getirecek hem de Çin’e ulaşan enerji arzını kontrol edecekti. Ancak İran’ın uzun süren direnişi, rejimin üst düzey yönetim kadrosunun yok edilmesine rağmen çözülmeyişi ve İran’dan gelen misillemeler, ABD’nin hedeflerini kolaylıkla gerçekleştirmesine engel oldu. İran’ın Körfez ülkelerinin kritik alt yapılarına ve enerji üretimlerine yönelik saldırılar, hem ABD üzerinde bir baskı oluşturmayı hem de küresel ekonominin küçük bir modeli haline gelmiş, yatırımların ve turizmin cenneti ABD müttefiklerine zarar vermeyi planlamaktaydı. Ancak İran tarafından gerçekleştirilen dirençli savunma, Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonomiyi zora sokan jeopolitik önemi, Çin dahil pek çok ülkenin enerji konusunda ciddi bir krizle karşı karşıya kalmasına neden oldu.” ifadelerini kullandı.

“İRAN HER TÜRLÜ SALDIRIYA DAYANABİLDİ”
Prof. Dr. Ünaldılar, savaşın her gününün dünya için ciddi bir ekonomik maliyeti beraberinde getirdiğini hatırlatarak şunları kaydetti, “ABD’nin istediği amaca henüz ulaşamamasının nedeni; İran rejiminin gösterdiği direnç, ABD’nin imparatorluk kibri çerçevesinde uyguladığı dayatmacı politikaları ve müzakerelerden bahsederken bile saldırılara devam eden ikircikli politikasıdır demek yanlış olmayacaktır. İran yapılan her türlü saldırıya dayanabildi ve beklenilenin aksine rejim çökmedi.”
ABD’NİN İRAN SAVAŞI’NDA ZORLANDIĞININ İŞARETLERİ
ABD’nin İran savaşında beklentisinin henüz gerçekleşmediğini ise NATO müttefiklerini de savaşa dahil etme çabasından anlamanın mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Ünaldılar, “ABD, savaşın başından beri başta İngiltere olmak üzere müttefiki olarak kabul ettiği ülkelerin üslerini kullanmayı talep etmiştir. Zaman zaman karşılanan bu talepler bazen de reddedilmiş, en yakın müttefiki ve özel ilişkinin vazgeçilmez aktörü İngiltere bile Trump’ın taleplerini tamamen yerine getirmemiştir. Bununla birlikte son olarak başkanın Hürmüz Boğazı’nın açılması için NATO müttefiklerine yaptığı çağrı da sonuç vermemesi ABD, İran Savaşı’nda zorlanıyor mu sorularını beraberinde getirmektedir.” şeklinde konuştu.
RUSYA’NIN ARABULUCU ROLÜNÜ ÜSTLENME ÇABASI VE TEMKİNLİ TAVRININ SEBEBİ
Prof. Dr. Ünaldılar, Rusya’nın ABD-İran Savaşı’ndan karlı çıktığının kesin olduğuna dikkat çekip, şunları söyledi, “Aslında Rusya-Ukrayna Savaşı öncesinde Rusya ve İran birlikte Esad rejimine destek verirken Ortadoğu’da ABD’nin aleyhine işleyen biçimde güçlenmiş durumdaydılar. Ancak Esad döneminin sona ermesi, Suriye’de Şara rejiminin inşası ve Ukrayna Savaşı Rusya’nın ilgisinin görece olarak Ortadoğu’dan çekilmesine neden olmuştu. Bugün gelinen noktada ise Moskova kendisini diplomatik bir arabulucu olarak konumlandırırken bir yandan da küresel petrol fiyatlarındaki artışın kendine sağladığı avantajdan faydalanıyor. Rusya’nın arabulucu rolünü üstlenme çabası ve temkinli tavrı, ABD ile Ukrayna konusunda iplerin kopmasını istememe çabasından kaynaklanmakta. Bununla birlikte yüksek varil fiyatları, Rusya’ya Ukrayna Savaşı’nda destek sağladığı gibi Rusya’nın enerji kartını ön plana çıkarması için de uygun zemini sağlıyor.”
“ABD’NİN VENEZUELA GİBİ İRAN’I DA KONTROL ETMEYE BAŞLAMASI İHTİMALİ…”
Savaşın uzun sürmesi ihtimali ve Körfez ülkelerinin dolaylı da olsa savaşa dahil olmalarının, Rus enerji kaynaklarının önemini daha da artırabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ünaldılar, “Bununla birlikte Batı’nın ilgisi de ister istemez Ortadoğu’ya kaymış durumda ki bu da Rusya’ya Ukrayna Savaşı’nda daha fazla hareket alanı sağlıyor. Ancak savaşın gidişatı ve ABD’nin savaşın kazananı pozisyonunda bu savaşı sonlandırıp sonlandıramayacağı kritik önemde. Eğer ABD istediklerini elde ederse o zaman Rusya ve Çin karşısında elini güçlendirmiş olacak. ABD’nin Venezuela gibi İran’ı da kontrol etmeye başlaması ihtimali oyunu Rusya aleyhine çevirebilir. Bu çerçevede temkinli tavrı ve sessizliği ile Rusya bir yandan ekonomik çıkarlarını gerçekleştiriyor bir yandan da bölgedeki nüfusunun devam etmesini temkinli dış politikasına bağlıyor.” ifadelerini kullandı.
“AKTÖRLERİN BİR BÖLGENİN HÂKİMİ OLMASI ESKİSİ GİBİ KOLAY DEĞİL”
ABD'nin İran savaşında yaşayacağı askeri ve diplomatik güç anlamında kayıpların, Rusya'yı Orta Doğu ve Körfez'de daha güçlü bir aktör hâline getirme olasığını ve Rusya’nın Orta Doğu ile Körfez’in yeni hâkimi olma durumunu yorumlayan Prof. Dr. Ünaldılar, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Ortadoğu’nun yeni hâkimi Rusya olacak cümlesi gereğinden fazla iddialı bir cümle. Zira değişen uluslararası sistemde aktörlerin bir bölgenin hâkimi olması eskisi gibi kolay değil. Ortadoğu jeopolitiği, çok katmanlı, çok aktörlü ve güç değişimlerine açık. Bu sorunun yanıtını verebilmek için ABD’nin sahadan kazanımla ayrılıp ayrılmayacağını görmek gerekir. Belki de elli sene sonra derslerde ‘İran-ABD-İsrail Savaşı, tüm sistemin değişmesini ve ABD’nin dünya politikasındaki gücünün azalmasını tetikledi.’ diye anlatılacak.”
“ABD CİDDİ BİR PRESTİJ KAYBINA UĞRARSA BÖLGEDE RUSYA KÜRESEL OLARAK DA ÇİN GÜÇLENİR”
Prof. Dr. Ünaldılar, ABD’nin ciddi bir prestij kaybına uğraması durumunda bölgede Rusya’nın küresel olarak da Çin’in güçleneceğini belirterek, “Trump’in aşırı özgüvenli, basında neoroyalizm olarak da isimlendirilen, tüm sistemi ve hukuku hiçe sayan dış politika anlayışı, maddi bir fire verirse uluslararası sistem ve güç değişimi açısından dönüşü olmayan yola girme ihtimali de doğmuş olacak. Avrupa Birliği Konsey Başkanı Antonio Costa’nın savaşın tek kazananının Rusya olduğuna yönelik açıklamasını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.” dedi.
“SAVAŞ BEKLENENDEN UZUN SÜRERSE…”
Savaşın, beklenenden de uzun sürmesi halinde artan enerji fiyatlarının Rusya’ya uygulanan yaptırımlar bağlamında Avrupa’nın süngüsünü düşürmesinin de mümkün olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Ünaldılar, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Bu çerçevede zayıflayan Avrupa ve eskisi kadar güçlü olmayan bir ABD elbette Rusya açısından avantaj olacaktır.”