Yeni Birlik Gazetesi Röportaj ABD İran’a denizden mi saldıracak?

ABD İran’a denizden mi saldıracak?

ABD’nin, İran’a yönelik olası saldırılar için savaş gemilerini Basra Körfezi’ne yollamasını değerlendiren Doç. Dr. İsmail Sarı, “ABD denizaltıları ve savaş uçakları, İran rejimi hedeflerine yönelik çeşitli seçenekler sunmaktadır. Ancak buradaki temel husus, deniz gücünün yalnızca bir vuruş aracı değil, aynı zamanda çatışma eşiğinin altında kalarak diplomatik baskıyı artıran stratejik bir kaldıraç olarak konumlandırılmasıdır. Bu nedenle ABD, İran’ı denizden vurma kapasitesini Tahran’ın karar alma süreçlerini etkilemek için sürekli görünür bir tehdit unsuru olarak ön planda tutmaktadır.” dedi.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında yaşanan gerginlik, her ne kadar kısa süreli durmuş gözükse de taraflar karşılıklı hamle ve açıklamalarını sürdürmeye devam ediyor. 

SAVAŞ EŞİĞİNE GEÇİLDİ

ABD’nin, USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve F-15E filolarının Basra Körfezi’ne ulaşmasıyla gerilimde yeni boyut, savaş eşiği olarak yorumlanıyor. Tahran yönetimi, ABD’nin saldırı tehdidine karşı "pişmanlık yaratacak bir karşılık" vereceğine dair açıklamada bulunurken; ABD Başkanı Donald Trump ise yaptığı son çıkışta İran’ın anlaşma yapmak için birçok kez aradığını öne sürdü. Trump ayrıca "Büyük Armada İran'a doğru yola çıktı, umarım onu kullanmak zorunda kalmayız." ifadelerini kullandı.

ABD VE İRAN’DAN TATBİKAT DUYURUSU

İran, ABD’nin açıklamalarının akabinde Hürmüz Boğazı çevresindeki hava sahasında yapılacak askeri atış faaliyetleri nedeniyle NOTAM (Havacılık Duyurusu) yayımlayıp, 27-29 Ocak tarihleri arasında askeri atış faaliyetleri gerçekleştireğini duyurdu. ABD’de de geçtiğimiz günlerde savaş gemilerinin Orta Doğu’ya ulaşmasının ardından tatbikat yapacağını bildirmişti.

DOÇ. DR. İSMAİL SARI’DAN ABD-İRAN GERİLİMİNE İLİŞKİN YORUMLAMA

Peki ABD-İran geriliminde son durum ne, ABD İran’da neyi hedefliyor, ABD İran’ı denizden mi vuracak, ABD’nin olası saldırı durumunda İran nasıl bir tepki verecek? Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Sarı, Yeni Birlik Gazetesi’ne yorumladı. 

“DOĞRUDAN BİR ASKERİ MÜDAHALE KARARI NETLEŞMEDİ”

ABD-İran geriliminde mevcut durumun, “kinetik bir çatışma” ile “zorlayıcı diplomasi” arasında gidip gelen son derece hassas bir karar anı olarak tanımlanabileceğini aktaran Doç. Dr. İsmail Sarı, “USS Abraham Lincoln uçak gemisi taarruz grubunun Körfez’e intikali, Washington’un askerî seçeneklerini önemli bir biçimde genişletmiş ve Tahran üzerindeki tehdit algısını maksimize etmiştir. Ancak ABD karar vericileri nezdinde yapılan maliyet-fayda analizleri, şimdilik doğrudan bir askerî müdahale kararının netleşmediğini göstermektedir.” ifadelerini kullandı. 

“TRUMP BAŞLANGIÇTA SERT BİR SÖYLEM VE SALDIRI HAZIRLIĞI İÇERİSİNDE GÖRÜNSE DE…”

Doç. Dr. Sarı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, başlangıçta sert bir söylem ve saldırı hazırlığı içerisinde görünse de bölgesel müttefiklerin diplomatik çabaları, askerî bir operasyonun sonuçlarının belirsizliği ve İran ile kurulan diplomatik arka kanal neticesinde bir bekleyişe geçildiğini hatırlatıp, şunları kaydetti, “Dolayısıyla son durum; ABD’nin askerî varlığını bir caydırıcılık ve baskı kaldıracı olarak kullandığı, diplomasinin henüz tamamen masadan kalkmadığı ancak askerî operasyon seçeneğinin Demokles’in kılıcı gibi rejimin üzerinde sallanmaya devam ettiği stratejik bir bekleyiş hâlidir.”

“VENEZUELA BENZERİ BİR SENARYONUN MEVCUT OLMADIĞI AÇIKTIR”

Washington’un, İran’daki nihai hedefi konusunda stratejik bir belirsizlik hâkim olsa da mevcut verilerin ABD’nin “rejim değişikliği”nden ziyade “davranış değişikliği” veya rejimin kapasitesinin aşındırılmasını hedeflediğini göstermekte olduğunu belirten Doç. Dr. Sarı, “İran bağlamında “hızlı çözüm” ya da Venezuela benzeri bir senaryonun mevcut olmadığı açıktır. Rejim değişikliği, ABD’nin girmekten imtina ettiği uzun süreli ve kapsamlı saldırılar gerektirmektedir.” şeklinde konuştu.

“HEDEF ZORLA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL”

ABD’nin stratejisinin, askerî güç kullanımını bir tehdit unsuru olarak tutarak İran’ı ekonomik ve diplomatik bir ikileme zorlamak olduğunu dile getiren Doç. Dr. Sarı, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Bu strateji, özellikle Çin’e yönelik petrol ihracatının kısıtlanması ve ekonomik baskı yoluyla rejimi ya acı verici tavizler vermeye ya da yönetme kapasitesinin çöküşünü kabullenmeye zorlamayı amaçlamaktadır. Kısacası hedef; zorla rejim değişikliği değil, rejimin ekonomik ve stratejik maliyetler altında ABD’nin şartlarına teslim olmasıdır.”

“ABD DENİZALTILARI VE SAVAŞ UÇAKLARI ÇEŞİTLİ SEÇENEKLER SUNMAKTA”

Doç. Dr. Sarı, ABD’nin operasyonel planlamalar ve güç projeksiyonu incelendiğinde, İran’a yönelik olası bir müdahalenin ağırlık merkezinin deniz unsurları olacağının anlaşılmakta olduğunu söyleyip, şunları aktardı, “USS Abraham Lincoln ve ona bağlı uçak gemisi grubunun bölgedeki varlığı, ABD’nin saldırı seçeneklerinin temelini oluşturmaktadır. Daha önce iptal edilen 2019 saldırı planında dahi İran kıyısındaki bölgelerin hedef alınması ve bu saldırıların deniz ve hava unsurlarıyla gerçekleştirilmesi öngörülmüştü. Ayrıca ABD denizaltıları ve savaş uçakları, İran rejimi hedeflerine yönelik çeşitli seçenekler sunmaktadır.” 

“GÖRÜNÜR BİR TEHDİT UNSURU OLARAK ÖN PLANDA TUTMAKTA”

Temel hususun, deniz gücünün yalnızca bir vuruş aracı değil, aynı zamanda çatışma eşiğinin altında kalarak diplomatik baskıyı artıran stratejik bir kaldıraç olarak konumlandırılması olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Sarı, “Bu nedenle ABD, İran’ı denizden vurma kapasitesini Tahran’ın karar alma süreçlerini etkilemek için sürekli görünür bir tehdit unsuru olarak ön planda tutmaktadır.” dedi.

BEKA KAYGISI İLE HAREKET EDEN RASYONEL BİR AKTÖR

Doç. Dr. Sarı, İran rejiminin, beka kaygısı ile hareket eden rasyonel bir aktör olarak iki yönlü bir strateji izlemekte olduğunu ifade ederek, "Birinci hat ABD’yi caydırmaya, ikinci hat ise siyasi ve diplomatik seçenekleri açık tutmaya yöneliktir. Olası bir ABD saldırısı durumunda İran’ın tepkisi, doğrudan rejimin hayatta kalma içgüdüsüyle şekillenecektir. Diplomatik kanalda ise ABD saldırısının yakın olduğu algısı oluştuğunda, gerilimi düşürmek amacıyla taktiksel geri adımlar atılması (Witkoff’a gönderilen mesajda olduğu gibi) ihtimal dâhilindedir. Çok ihtimal vermesem de Devrim Rehberi Ali Hamaney, geçmişte rejimi korumak adına "taktiksel esneklik" gösterebilmiş bir liderdir. Ancak bu kez ABD'nin talepleri, İran'ın nükleer programdan vazgeçmesi gibi rejimin ideolojik temellerini sarsacak niteliktedir.” değerlendirmesinde bulundu. 

“ACI TAVİZLER VERME YOLUNA GİDEBİLİR”

Doç. Dr. Sarı, İran’ın, ekonomik çöküş veya savaş riskine girmektense, "Zehirli kadehi içerek" (İran-Irak savaşı sonunda Humeyni'nin ateşkesi kabul ederken kullandığı tabir) acı verici tavizler verme yoluna gidebileceğini de sözlerine eklerine ekledi.