Yeni Birlik Gazetesi Röportaj Abdullah Özdemir'den küskünlüğü bitirecek çalışma! Sahada veri siyaseti

Abdullah Özdemir'den küskünlüğü bitirecek çalışma! Sahada veri siyaseti

AK Parti İstanbul teşkilatı, kararsız seçmenle bağ kurarken hizmet belediyeciliğini samimiyet ve süreklilikle tahkim ediyor. Gri alandaki beklentilere, mahalle bazlı analizler ve gerçekçi çözümlerle yanıt verilerek siyasi iletişimin merkezi "iddia"dan "kanıt"a kaydırılıyor.

RÖPORTAJ/OKAN SARIKAYA - AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, teşkilatın raporlara değil birebir saha temasına odaklandığını belirtti.

Mevcut yerel yönetimden memnun olmayan ancak siyasete mesafeli duran seçmenler için savunma refleksi yerine empatiye dayalı bir retorik geliştiriliyor. Stratejinin temelini; dinleme ve anlama disipliniyle örülen, somut verilere dayalı sürdürülebilir bir güven ilişkisi kurmak oluşturuyor.

YeniBirlik Gazetesi'nin sorularını yanıtlayan AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, gençlere alan açarak ve küskün seçmene güven telkin ederek, İstanbul’un her mahallesinde yeniden güçlü bir bağ kurduklarını vurguladı.

Bağcılar Belediye Başkanlığı’ndan İstanbul İl Başkanlığı’na geçişinizin üzerinden bir yıl geçti. "Belediyeci" kimliğinizin, teşkilatın sahadaki pratik sorun çözme kabiliyetine katkısı ne oldu? Teşkilat yapısında "operasyonel" anlamda neyi değiştirdiniz?

Belediyecilik insana bir refleks kazandırır: Sorunu uzaktan izlemek yerine, içine girerek çözmek. Bağcılar’da geçirdiğimiz yıllar bize şunu öğretti; vatandaşın derdi raporla değil, temasla anlaşılır. İl Başkanlığı görevine geldiğimizde de bu bakış açısını İstanbul teşkilatının tamamına yaymayı hedefledik.

Operasyonel anlamda en temel değişiklik, teşkilatın sahadan merkeze doğru değil; sahayla birlikte çalışan bir yapıya kavuşmasıdır. İlçe ve mahalle teşkilatlarımızdan gelen geri bildirimlerin değerlendirildiği, çözüm üretildiği ve tekrar sahaya dönüldüğü bir sistem kurduk. AK Parti olarak meseleleri sadece tespit eden değil, sonuçlandıran bir teşkilat anlayışına sahibiz.

Bizim için teşkilat; seçim zamanı açılan bir yapı değil, İstanbul’un her mahallesinde sürekli nabız tutan canlı bir organizmadır.

AK Parti İstanbul teşkilatında son dönemde belirgin bir gençleşme gözleniyor. Bu yeni kadroların, özellikle 2024 seçimlerinde AK Parti ile arasına mesafe koyan "ilk kez oy kullananlar" ve "genç profesyoneller" nezdindeki sayısal karşılığına dair elinizde ne tür veriler var?

Gençleşmeyi bir sayı meselesi olarak değil, bir zihniyet dönüşümü olarak ele alıyoruz. Gençler artık siyasette izleyici olmak istemiyor; söz sahibi olmak istiyor. Biz de teşkilatlarımızda gençlere sadece alan açmakla kalmadık, sorumluluk da verdik.

Sahada gördüğümüz tablo net: Genç kadroların varlığı, özellikle ilk kez oy kullananlarla kurulan iletişimi ciddi biçimde dönüştürüyor. Gençler kendilerine yukarıdan bakan bir dili değil; yanlarında duran bir yaklaşımı önemsiyor.

Gençler için mesele sadece hangi partinin ne dediği değil, kimin onları gerçekten anladığıdır. Biz de bu anlayışı merkeze alıyoruz.

Saha çalışmalarınızda, mevcut İBB yönetiminden memnun olmayan ancak AK Parti’ye de henüz yönelmemiş olan "gri alan" seçmeni için geliştirdiğiniz özel bir retorik veya ikna modeli mevcut mu?

Bu seçmen grubunu tek bir kategoriye sıkıştırmak doğru değil. Gri alan seçmeni, aslında siyasetten kopmuş değil; siyasete temkinli yaklaşan bir kesim. Ne mevcut yönetimin performansından memnun ne de otomatik olarak başka bir adrese yöneliyor.

Bu nedenle bu seçmenle bağırarak değil, konuşarak iletişim kuruyoruz. Büyük iddialar yerine gerçekçi çözümler, sloganlar yerine somut planlar anlatıyoruz. Savunma refleksiyle değil, empatiyle yaklaşıyoruz.

İkna modelimizin merkezinde şu var: Dinlemek, anlamak ve güven vermek. Çünkü güven, her şeyden önce geliyor.

Son günlerde kamuoyunda çok konuşulan “Senin Hayatından Gidiyor” çalışmanız CHP tarafından sert şekilde eleştiriliyor. Bu kampanyayla neyi hedeflediniz?

Biz bu çalışmayı bir slogan olsun diye değil, İstanbul’un yaşadığı somut gerçekleri görünür kılmak için yaptık. “Senin Hayatından Gidiyor” ifadesi, İstanbullunun her gün yaşadığı aksaklıkların, kaybolan zamanın ve artan maliyetin özetidir. Yürümeyen merdivenler, aksayan toplu taşıma, sık sık yaşanan İETT ve metrobüs kazaları, zamlanan hizmetler, iflas noktasına gelen sosyal tesisler… Bunlar bizim iddiamız değil, şehrin bizzat içinden gelen gerçeklerdir.

CHP’yi asıl rahatsız eden şey de budur: Bu gerçeklerin toplum nezdinde karşılık bulması. Eğer ortada bir sorun yoksa, kimsenin panik yapmasına da gerek yoktur. Ama görüyoruz ki bu kampanya, İstanbul’un yönetiminde yaşanan zafiyetleri açık biçimde ortaya koyduğu için bir rahatsızlık oluşturdu.

Altını özellikle çizmek isterim: Bizim muhatabımız siyasi tartışmalar değil, İstanbullunun günlük hayatıdır. Sahadayız, çarşıdayız, pazardayız; milletin ne yaşadığını birebir görüyoruz. İnsanlar artık İBB’den hizmet bekliyor ama karşılığında ihmalle, aksaklıkla ve zaman kaybıyla karşılaşıyor.

Bu mesele son bir yılın meselesi de değildir. Yedi yıldır aynı sorunları konuşuyoruz ve yedi yıldır İstanbul’u aynı anlayış yönetiyor. Biz İstanbul’la CHP arasına girmeye çalışmıyoruz; tam tersine, CHP’nin İstanbul’la arasına ördüğü mesafe görünür hale geliyor. “Senin Hayatından Gidiyor” çalışması tam olarak bunu anlatıyor.

Son açıklamalarınızda İstanbul trafiğinin "yönetimsel bir başarısızlık" olduğunu vurguladınız. İBB’nin mevcut ulaşım yatırımları ile AK Parti döneminden devralınan projeler arasındaki makasın açıldığı temel noktaları, hangi somut verilerle açıklıyorsunuz?

İstanbul’da trafik artık belli günlerin ya da saatlerin sorunu olmaktan çıktı. Yağmurda da aynı, güneşte de. Sabah da kilit, akşam da. Bu tablo bize şunu gösteriyor: Sorun altyapıdan çok, yönetim anlayışıyla ilgili. İstanbul maalesef son 6 yıldır dünyanın en yoğun trafiğine sahip şehri, verilere göre yılda 118 saatimiz trafikte geçiyor.

AK Parti döneminde ulaşıma bakış; uzun vadeli planlama, entegrasyon ve süreklilik üzerine kuruluydu. Bugün ise açıklanan projelerle sahaya yansıyan işler arasında ciddi bir uyumsuzluk görüyoruz.

Trafik, sadece yol yapmakla çözülmez ama mevcut yönetim yol da yapmıyor. Doğru planlama, doğru önceliklendirme ve güçlü koordinasyon gerektirir. Bugün İstanbul’da yaşanan sorun, tam da bu eksikliğin sonucudur.

İstanbul’un en kritik gündemi olan deprem hazırlığı konusunda, merkezi hükümet ile yerel yönetim arasındaki "yetki karmaşası" iddialarına karşılık, İl Başkanlığı olarak sahada tıkanan kentsel dönüşüm süreçlerini aşmak için önerdiğiniz "üçüncü bir yol" var mı?

Deprem meselesini siyasetin tartışma alanına hapsetmek büyük bir hata olur. Bu konuda vatandaşın bekleyecek zamanı yok. Yetki tartışmaları değil, çözüm üretme iradesi gerekiyor.

Bizim önerdiğimiz üçüncü yol; merkezi hükümet, yerel yönetimler ve vatandaş arasında güçlü bir koordinasyon zemini oluşturmaktır. Bürokratik süreçleri sadeleştiren, vatandaşı muhatap alan ve süreci hızlandıran bir modelden bahsediyoruz.

Depremle mücadelede mesele kimin yetkili olduğu değil, kimin sorumluluk aldığıdır.

İBB’nin mevcut yönetiminin 2019’dan bu yana tamamlanmış olan kentsel dönüşüm bağımsız bölüm adedi 7 bin 378 dir. Bunun 2 bin 200’ü rahmetli Kadir Topbaş Başkanımız döneminde bizim yapımına başladığımız Bayrampaşa Sağmalcılar’daki konutlardır. Halen devam eden kentsel dönüşüm bağımsız bölüm 5 bin 052. Yani hepsini toplasak bile 12 bin 430 yapıyor.

Yani 2019 seçimlerinden bu yana taahhüt edilen 100 bin dairenin dönüşümü vaadinin sadece yüzdesi %7,3’ü hayata geçirildi. İBB’nin 14 bakanlıktan yüksek olan dev bütçesinin yüzde 1’i bile bu hayati meseleye ayrılmıyor.

Aynı dönemde sadece Esenler Belediyesi 6 bin bağımsız birimi dönüştürdü, son 16 yılda 60 bin konut dönüştürüldü. Bağcılar’da ise son 6 yılda toplam 15 bin 973 anahtar teslim edildi.

Saha çalışmalarınızda geleneksel yöntemlerin dışına çıkıp; yapay zeka, büyük veri analitiği veya mahalle bazlı dijital haritalandırmalardan ne ölçüde faydalanıyorsunuz? Siyaseti "tahminler" üzerinden mi yoksa "veriler" üzerinden mi kurguluyorsunuz?

Artık siyaset yalnızca sezgilerle yapılamaz. Veri, analiz ve ölçüm bu işin vazgeçilmez unsurları hâline geldi. Biz de mahalle bazlı geri bildirimler, dijital analizler ve veri temelli çalışmalarla süreci yönetiyoruz.

Veri bize yön gösteriyor, saha bize doğrulama imkânı sunuyor. Bu iki alanı birlikte kullanıyoruz.

Sandığa gitmeyen veya protesto oyu kullandığı söylenen AK Parti seçmenini tekrar ikna etmek için "hizmet siyaseti" dışında, duygusal bağ kurmaya yönelik hangi yeni iletişim kanallarını kullanıyorsunuz?

Seçmenle bağ kurmanın yolu yalnızca hizmetten geçmez; güven, samimiyet ve süreklilik gerekir. Vatandaşı sadece seçim döneminde hatırlayan bir anlayıştan uzak duruyoruz.

Yüz yüze temas, dijital iletişim ve yeni anlatım biçimleriyle bu bağı yeniden güçlendiriyoruz.

Dijital iletişimin yanı sıra geleneksel yöntemlerden de vazgeçmiyoruz. Örnek vermek gerekirse Mahalle Hamisi diye bir çalışmamızı başlattık. İstanbul’un 961 mahallesinde mahalle teşkilatlarımız aktif ve sahadalar. Mahalle teşkilatlarımıza yol göstericisi ve deneyimlerini paylaşacak Mahalle Hamileri belirliyoruz. Kim bunlar peki? Önceki dönemde teşkilatta aktif görev alan ilçe başkanlarımız, yönetim kurulu üyelerimiz, Bakanlarımız, milletvekillerimiz ve Belediye Başkanlarımız…

“Her mahallesiyle her hikayesiyle İstanbul” sloganıyla yola çıkmıştı, aynı anlayışla yolumuza devam ediyoruz.

Elinizdeki ilçe belediyeleri, AK Parti’nin İstanbul’daki "vitrini" konumunda. İl Başkanlığı olarak, bu belediyelerin performansını ölçen ve İBB ile kıyaslayan bir "başarı endeksi" takip ediyor musunuz?

Evet, belediyelerimizin performansını düzenli olarak takip ediyoruz. Hizmet kalitesi, vatandaş memnuniyeti ve sürdürülebilirlik temel kriterlerimiz.

AK Parti belediyeleri, İstanbul’da hizmet belediyeciliğinin ne olduğunu sahada göstermeye devam ediyor.

Pendik Belediyesi ile Beşiktaş Belediyesi örneği bu konuyu bize çok net anlatıyor aslında. Pendik’te 1000 kişiye 3,44 personel hizmet ediyor, Beşiktaş’ta ise 1000 kişiye 14,43 personel hizmet ediyor. Aradaki farka bakıyorsun; Pendik’te yüzme havuzları, spor kompleksleri, gençlik merkezleri, sosyal tesisler gibi sayısız hizmet alanları mevcut fakat Beşiktaş’ta bir elin parmaklarını geçmiyor.