Yeni Birlik Gazetesi Röportaj Barış Kurulu Gazze’de kalıcı barış sağlayacak mı?

Barış Kurulu Gazze’de kalıcı barış sağlayacak mı?

Barış Kurulu’nun, Gazze Şeridi’ndeki saldırıların durması, kalıcı barışın sağlanmasına etkilerini yorumlayan Dr. Yusuf Bahadır Keskin, “Kurulun somut katkısını zaman gösterecektir. Fakat kalıcı barışa giden rotanın parametreleri bellidir: Gazze halkının iradesini temsil eden bir yönetim, işgalin tamamen sonlanması, 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti ve Kudüs’ün statüsünün korunması. İsrail’in gerçekleştirdiği soykırım cezasız kalır ve sorun sadece bölgeye yüksek katlı binalar dikilerek çözülmeye çalışılırsa ne bu kurul ne de başka bir organizasyon Gazze’de kalıcı huzuru tesis edebilir.” dedi.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER

Barış Kurulu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump tarafından; istikrarı teşvik etmek, güvenilir ve yasal yönetişimi tesis etmek ve çatışmalardan etkilenen ve tehdit altındaki bölgelerde kalıcı barışı sağlamak amacıyla Eylül 2025'te önerildi ve 15 Ocak 2026'da kurulduğu dünya kamuoyu ile paylaşıldı.

TRUMP’IN BARIŞ KURULU’NU KURMA NEDENİ

Trump, 20 Ocak 2026 tarihinde Barış Kurulu'nu kurma nedenini;
Birleşmiş Milletler’in kendisine hiç yardım etmediği şeklinde öne sürdü. Yönetim kurulunun, BM’nin yerini alabileceğini iddia eden Trump, kalıcı üyelikler için 1 Milyar dolar talep etmeyi planlarken; talepler ise Trump tarafından belirlenecek.

GAZZE’DE KALICI BARIŞA ETKİSİ

7 Ekim 2023 tarihinden bu yana işgalci İsrail’in soykırımcı Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Gazze Şeridi’nde hiçbir hukuk kuralı tanımadan gerçekleştirdiği saldırılara Türkiye ve dünyadan tepkiler gelmeye devam ederken; Barış Kurulu’nun kalıcı barışın sağlanmasındaki rolü de gündemin merak edilen başlıkları arasında yer alıyor.

KURUCU 26 ÜYE DEVLET AÇIKLANDI

Barış Kurulu ile ilgili yapılan son açıklamaya göre ise; ABD’nin onayı ile kabul edilen kurucu üyeler arasında; Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Arnavutluk, BAE, Bahreyn, Arjantin, Belarus, Bulgaristan, Kamboçya, El Salvador, Mısır, Macaristan, Endonezya, Ürdün, Kazakistan, Kosova, Kuveyt, Moğolistan, Fas, Pakistan, Paraguay, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Vietnam olmak üzere 26 devlet yer aldı.

BARIŞ KURULU HAKKINDA MERAK EDİLENLER

Peki Barış Kurulu’nun görevi ne olacak, Trump, BM’ye alternatif bir oluşum mu kurdu, Barış Kurulu Gazze’de kalıcı barış sağlayacak mı, Daimî üyelerden 1 milyar dolar istenmesinin gerekçesi nedir, İşgalci İsrail Gazze’nin yeniden inşası için savaş tazminatı ödeyecek mi? Amasya Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (AÜSSAM) Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Yusuf Bahadır Keskin, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi. 

Dr. Yusuf Bahadır Keskin

“BM’NİN İŞLEVSİZLİĞİNİN BİR ÇIKTISI”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler’in, şu ana kadar "yeni bir dünya savaşı" çıkmasını engelleme konusunda başarılı olsa da maalesef küresel barış, insan hakları ve uluslararası adalet gibi alanlarda sınıfta kalmış durumda olduğunu aktaran Dr. Yusuf Bahadır Keskin, “Bosna’dan Sudan’a, Afganistan’dan Venezuela’ya kadar birçok örnekte BM’nin etkisizliğini görebilmek mümkün; ancak bunun en net örneği, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım ve Filistin’deki işgaldir. Güvenlik Konseyi’nin daimî üyelerinin veto yetkisi, örgütü işlevsizleştirmekle kalmıyor; uluslararası ilişkilerdeki anarşi ortamını da pekiştiriyor. Davos Deklarasyonu sonrası Gazze’de çözüm için ortaya atılan Barış Kurulu, işte bu işlevsizliğin bir çıktısıdır.” şeklinde konuştu. 

“BAZI SORU İŞARETLERİNİN ÜZERİNDE DURMAK GEREKİR”

Dr. Keskin, BM’deki veto engellerini aşarak anlık, "hızlı ve etkin" kararlar almayı amaçlayan Barış Kurulu’nu değerlendirmeden önce, bazı soru işaretlerinin üzerinde durmak gerektiğini belirterek, şunları kaydetti, “Gazze’nin yeniden inşası için kurulan bir kurulda İsrail’in etkisi kabul edilebilir mi, 80 senedir Filistin’de süren İsrail işgalinin ve Gazze’de iki yılı aşan soykırımın BM tarafından engellenememesinin en önemli sorumlusu ABD’dir. ABD’nin böyle bir kurula başkanlık etmesi ve bunun için BM’nin işlevsizliğini gerekçe göstermesi ne kadar akla ve mantığa uygundur, Dış politikasında ABD halkının çıkarlarından önce İsrail’in ihtiraslarını gözeten bir Washington yönetiminin, Gazze konusunda sağlıklı adımlar atabilmesi için kurulun diğer üyelerinin üzerine düşen sorumluluk ne kadar büyüktür.”

“HEM FIRSATLAR HEM DE RİSKLER TAŞIMAKTA”

ABD ve İsrail dışındaki ülkelerin perspektifinden bakıldığında ise sürecin farklılaştığını ifade eden Dr. Keskin, “BM’nin etkisizliği dolayısıyla Gazze’deki soykırımı önlemek konusunda zorluk yaşayan ülkeler için bu kurul hem fırsatlar hem de riskler taşımaktadır. "Eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan evladır" mantığıyla, hiçbir işe yaramayan BM yerine, alternatif bir kurulda yer alarak mücadele etmek mantıklı kabul edilebilir.” şeklinde konuştu.  

“TÜRKİYE’NİN BU KURULDA HAKAN FİDAN GİBİ BİR İSİMLE YER ALMASI…”

Kurula sırt dönmenin, Gazze’yi terk etmek şeklinde de görülebileceğini söyleyen Dr. Keskin, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Dolayısıyla Türkiye’nin bu kurulda Hakan Fidan gibi bir isimle yer alması; Gazze üzerinden geliştirilen planları yerinde görme ve hukuki mücadeleyi sürdürme hamlesi olarak okunmalıdır.” 

“DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR MESAJININ DOĞRULUĞU ZIMNEN KABUL EDİLDİ”

Dr. Keskin, Barış Kurulu’nun, aslında ABD'nin kurucu bir parçası olduğu BM sisteminin "beyin ölümünün" en somut kanıtı olduğunu belirterek, “Güvenlik Konseyi’ndeki işlevsiz yapı, artık beş daimî üyeyi dahi alternatif arayışlara itmektedir. İlerleyen dönemlerde benzer çözümsüzlüklerde bu tarz yapılarla daha sık karşılaşabiliriz. Belki BM’nin kurumsal yapısı henüz değişmedi ama dünya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” mesajının doğruluğunu bu yeni oluşumla zımnen kabul etmektedir.” ifadelerini kullandı. 

“FİLİSTİN HALKI İÇİN BİR SİGORTA İŞLEVİ GÖRECEKTİR”

Dünyada şu an BM’nin etkisizliğini eleştiremeyecek durumda olan altı ülke olduğunu hatırlatan Dr. Keskin, sözlerine şu satırları ekledi, “BMGK’nın beş daimî üyesi ve İsrail. Dolayısıyla İsrail ile doğrudan alakalı bir meselede, Washington yönetiminin mutlak bir yönetimi olduğu böylesi bir kurul şüpheyle karşılanmalıdır. Trump, görev süresi boyunca İsrail’e verdiği koşulsuz destekle öne çıkmış bir isimdir. Küresel piyasalardaki dondurulmuş varlıkların veya özel fonların kullanımı önündeki bürokratik engeller düşünüldüğünde, Trump’ın BM’nin hantallığına yönelik eleştirileri kısmen haklı görülebilir. Lakin Filistin ve Gazze konusunda asıl sorun finansal yardım akışı değildir; zira Körfez ülkeleri başta olmak üzere birçok Müslüman aktör, Filistin halkına karşı her zaman cömert davranmıştır. Bu veriler, Türkiye gibi Filistin’in yanında duran aktörlerin neden bu yapıda varlık göstermesi gerektiğinin cevabıdır; Türkiye’nin katılımı, bu oluşum içerisinde Filistin halkı için bir sigorta işlevi görecektir.”

“KURULUN EN DİKKAT ÇEKİCİ NOKTALARINDAN BİRİ…”

Dr. Keskin, kurulun en dikkat çekici noktalarından birinin, BM’deki şeffaf tartışma ortamının aksine, 19. Yüzyıl diplomasisindeki gibi “kapalı kapılar ardında pazarlık” kültürünü hortlatacak olması olduğuna dikkat çekerek, “Gizli anlaşmaların ve kapalı kapı siyasetinin insanlığa bıraktığı yıkıcı savaş mirasları unutulmamalıdır. Ayrıca Barış Kurulu gibi yapılar, BM’nin kurumsallığı ile kıyaslanamayacak düzeyde zayıftır ve BM kararları üzerinden kendine kalkan oluşturarak aslında BM’nin yetki alanını kemirmektedir. Tamamen Trump’ın şahsi otoritesi etrafında şekillenen bu mekanizmanın, öngörülemez liderlik ve kısıtlı siyasi ömür faktörleri ışığında ne kadar sürdürülebilir fayda üreteceği tartışmalıdır.” diye konuştu. 

BM’NİN TASFİYE SÜRECİNİN KRİTİK BİR PARÇASI

Bu yapının BM’nin tasfiye sürecinin kritik bir parçası olduğunu gözden kaçırmamak gerektiğini belirten Dr. Keskin, “Bu anlayışın devam etmesi halinde yarın Tayvan, Çin veya Ukrayna meselelerinde de Rusya gibi aktörlerin benzer yapılar inşa ederek BM sisteminin mezarına son küreği atması işten bile değildir.” dedi.

“GAZZE HALKI ADINA BÜTÜNÜYLE ÜMİTVAR OLMAK GÜÇLEŞMEKTEDİR”

Dr. Keskin, Barış Kurulu’nun Gazze’de kalıcı barışa etkisini, “Öncelikle şu temel soruyu sormak gerekir: Gazze’de aranan şey sadece silahların susması mıdır? Yani 7 Ekim öncesi statükoya dönmek, sorunun çözüldüğü anlamına gelir mi? Silahların susması ve insani yardımın akışı kuşkusuz hayati öneme sahiptir; ancak burada asıl odaklanılması gereken, adaletin tesis edildiği onurlu bir "pozitif barış" senaryosudur. Tanıdığımız Trump’ın "iş adamı kimliği", "öngörülemez karakteri" ve "İsrail’e sarsılmaz desteği" bir arada düşünüldüğünde, Gazze halkı adına bütünüyle ümit var olmak güçleşmektedir. Zira Trump, sağlanacak bir barışı Gazze halkının doğal hakkı olarak değil, ekonomik bir "yatırım projesi" perspektifiyle görme eğilimindedir.” şeklinde değerlendirdi. 

FİLİSTİNLİLERİN TAMAMEN KARAMSAR OLMAMALARININ SEBEBİ

Filistinlilerin bugün Barış Kurulu’na karşı tamamen karamsar olmamalarının temel sebebinin, Türkiye gibi aktörlerin bu masadaki varlığı olduğunu vurgulayan Dr. Keskin, şunları aktardı, “Şüphe yok ki Türkiye ve haklı davasında Filistin’in yanında duran diğer Müslüman ülkeler bir blok halinde hareket edebilirse; kurul gerçek bir fayda üretebilir. Özellikle oluşturulacak "uluslararası istikrar gücü" içerisinde Türkiye gibi aktörlerin yer alması, İsrail’in tek taraflı hukuksuz eylemlerini dizginleyebileceği için siyonist Netanyahu yönetiminin en büyük endişesidir.”

KALICI BARIŞA GİDEN ROTANIN PARAMETRELERİ

Dr. Keskin, kurulun somut katkısını zamanın göstereceğini vurgulayıp, “Fakat kalıcı barışa giden rotanın parametreleri bellidir: Gazze halkının iradesini temsil eden bir yönetim, işgalin tamamen sonlanması, 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti ve Kudüs’ün statüsünün korunması. İsrail’in gerçekleştirdiği soykırım cezasız kalır ve sorun sadece bölgeye yüksek katlı binalar dikilerek çözülmeye çalışılırsa ne bu kurul ne de başka bir organizasyon Gazze’de kalıcı huzuru tesis edebilir.” ifadelerine yer verdi. 

BEDELİNİ ÖDEYENİN SÖZ SAHİBİ OLDUĞU PROFESYONEL BİR SİSTEM

Kurula dair en çok tartışılan başlıklardan biri olan bu "1 milyar dolarlık giriş bileti"nin, Trump’ın meselelere bakışındaki iş adamı kimliğinin bir teyidi olduğunu belirten Dr. Keskin, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “2026 itibarıyla küresel diplomasiye giren bu kavram, uluslararası ilişkilerin "eşit egemenlik" ilkesini rafa kaldırıp "hissedar egemenliği" modeline geçildiğini kanıtlamaktadır. Trump, küresel sorunların artık BM gibi gönüllü bağışçılar üzerinden değil, bedelini ödeyenin söz sahibi olduğu profesyonel bir sistemle çözülmesi gerektiğini düşünmektedir.”

“MADALYALAR YERİNİ FİNANSAL GÜCE BIRAKMAKTA”

Dr. Keskin, meblağın devasa bir bütçe yaratırken, aynı zamanda kurulu meşru kılacak bir "başarı hikayesi" sunmayı amaçlamakta olduğunu dile getirip, "BM finansal olarak hantaldı, biz bu modelle somut işler yapabiliyoruz söylemi bu yapıyı destekleyecektir. Böylece ABD, siyaseten güç devşirdiği bir kurumu kendi hazinesine yük bindirmeden işletebilecektir. 1 milyar dolar ödeyen ülkeler, doğrudan söz hakkına sahip bir "şirket yönetim kurulu" yapısı içinde yer alacaktır. Kim bilir, belki ileride bu sistem "gold-premium" üyeliklere ve parayı verene sunulan veto haklarına kadar evrilecektir; yani İkinci Dünya Savaşı galibiyetinin sunduğu madalyalar, artık yerini finansal güce bırakmaktadır.” şeklinde yorumladı. 

“FAKİR ÜLKELERİN TEMSİL KAPASİTESİNİN YOK OLMASINA YOL AÇABİLİR”

Büyük resme bakıldığında ise yaşanan durumun, fakir ülkelerin temsil kapasitesinin yok olmasına ve küresel barış masasında söz haklarının kalmamasına yol açabileceğine dikkat çeken Dr. Keskin, şunları söyledi, “Adaletin paraya endekslendiği bir dönem, dünyaya kesinlikle gerçek bir barış getirmeyecektir. Aksine bu model; küresel güneyi sadece "yönetilen" pozisyonuna hapsederken, kuzeyi ve doğudaki zengin devletleri "yöneten" katına çıkarmaktadır.”

“SİYONİZMİN GÜVENLİK DUVARINA ÇARPIP GERİ DÖNEN BUMERANG”

Dr. Keskin, İşgalci İsrail’in, Gazze Şeridi’nin yeniden inşası için savaş tazminatı ödeme durumu hakkında ise şu değerlendirmelerde bulundu, “Aslında bu fazlasıyla iyimser bir soru. Uluslararası hukuk mekanizmaları, işgalci İsrail’in modern tarihin gördüğü en ağır soykırımlardan birini gerçekleştirmesini dahi durduramadı. Hukuktaki "yıkan öder" prensibi, genellikle bir yenilginin sonucudur; nitekim 1945'te Almanya örneğinde bunu gördük. Oysa bugün Netanyahu yönetimi, Gazze'de bıraktığı yıkımı halkına bir "zafer" olarak pazarlamaktadır. Mevcut düzende uluslararası hukuk, siyonizmin güvenlik duvarına çarpıp geri dönen bir bumerang gibidir.”

“İSRAİL’E GERÇEK BİR TAZMİNAT BASKISI YAPILMASINI ZORLAŞTIRMAKTADIR”

Kurulun yapısına bakıldığında, İsrail’in borcunun adeta imece usulüyle dünyaya dağıtıldığının görülmekte olduğunu hatırlatan Dr. Keskin, “Hatta yeni dönemde Gazze’nin varlıklarına el konulup, bundan yine İsrail’in faydalanacağı bir senaryonun hayali kurulmaktadır. Ankara masada "zulmün faturası mazluma kesilemez" diye haykırsa da Trump’ın "geçmişin günahları değil, gelecekteki kâr önemlidir" felsefesiyle hareket etmesi, İsrail’e gerçek bir tazminat baskısı yapılmasını zorlaştırmaktadır. Öyle ki, İsrail bu kurula 1 dolar verirse, karşılığında ABD'den 100 dolarlık yardım isteyecek bir pişkinliğe sahiptir.” dedi.

“KATİLİN CENAZE MASRAFLARINI MAKTULÜN AİLESİNE ÖDETTİĞİ KARANLIK DÜZEN”

Dr. Keskin, Gazze’nin yeniden ayağa kaldırılması için gereken ekonomik yükü; Türkiye’nin de dahil olduğu Müslüman ülkelerin karşılayabileceğini belirterek, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Ancak asıl mesele, failin bu yıkımın bedelini ödemesidir. Maalesef İsrail’in mal varlıklarını dondurup bunları Gazze’nin inşasına harcayacak küresel bir irade şu an mevcut değildir. İsrail’in "savaş tazminatı" ödemesi, ancak Türkiye gibi aktörlerin zorlamasıyla ve belki de "barış payı" gibi isim oyunlarıyla mümkün olabilir. Aksi takdirde dünya, katilin cenaze masraflarını maktulün ailesine ödettiği karanlık bir düzene teslim olmuş olacaktır.”