GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER
İran’a yönelik ABD ve işgalci İsrail tarafından 28 Şubat tarihinde başlatılan saldırılar, tarafların karşılıklı bombalamaları şeklinde devam ederken hem İran hem de ABD ile ticari ve diplomatik ilişkileri olan, analistler tarafından da 2030’lu yıllarda ekonomik anlamda Süper Güç ve birinci ülke olacağı konuşulan Çin ise savaşın taraflarından biri olmak yerine, denge politikası yürütmeyi sürdürüyor.
ÇİN’İN ABD-İRAN SAVAŞINA DAHİL OLUP OLMAMA DURUMUNUN PERDE ARKASI
Peki Çin, ABD-İran Savaşı’na karşı neden tarafsızlık politikası sürdürüyor ya da gerçekten tarafsız mı yoksa stratejik bir oyun mu oynuyor, Çin’in, ABD ve İran Savaşı’nda sessiz kalması kendini daha güçlü bir pozisyona getirme hamlesi mi, Çin, ABD-İran Savaşı’na girecek mi, Çin savaşa girmesi durumunda kimin yanında yer alır ve neden? Alanya Keykubat Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Diren Doğan, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi.

ÇİN’İN ULUSLARARASI İLİŞKİLER REÇETESİNDEKİ KURALLAR
Çin’in, ABD-İran Savaşınna karşı yürüttüğü tarafsızlık politikasına ilişkin konuşan Dr. Diren Doğan, “Esasında bu sorunun yanıtını Çin tarzı yönetişim sisteminde ve Çin’in uluslararası sisteme sunduğu alternatif uluslararası ilişkiler reçetesinde bulmak mümkün. Zira Çin bu mekanizmaların tamamında bloklara dahil olmama, içişlerine karışmama ve uluslararası hukuk çerçevesinde egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı duyma prensiplerini yüksek sesle dile getiren bir aktör pozisyonunda. Daha önceki krizlerin genelinde gerek Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin açıklamalarında gerekse Dışişleri sözcülerinin brifinglerinde Çin’in durduğu pozisyon hep bu ilkeler çerçevesinde şekillenmiş durumdadır. Mevcut İran, ABD, İsrail savaşında da Çin’in bu stratejisini sürdürdüğünü ve bu sayede bir taraftan da uluslararası topluma; prensiplerine sadık, uluslararası hukuka bağlı, sorunların barışçıl yoldan çözümüne odaklanan bir aktör portresi çizdiğini görebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ÇİN TARZI YÖNETİŞİM SİSTEMİNDE MÜTTEFİKLİK KAVRAMI MEVCUT DEĞİL”
Dr. Doğan, Çin tarzı yönetişim sisteminde müttefiklik kavramının mevcut olmadığını belirterek şunları kaydetti, “Ortaklık kavramı yerleşiktir ki bu da özellikle 1990’lardan itibaren geliştirilen “ittifak kurmama” (non-alliance) çizgisiyle uyumlu bir çerçeveye dayanırken genelde ekonomik veya diplomatik düzlemde geliştirilir. Tüm bu yaklaşımlar daha önce de belirttiğim gibi; iç işlerine karışmama, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı, Üçüncü bir ülkeyi hedef almama, Eşitlik ve karşılıklı fayda vb. tarzdaki bazı prensipler etrafında şekillenmiştir. Bu nedenle bu savaşta Çin’den bir taraf olunmasını beklemek için direkt kendisini hedef alan bir pozisyonun yaşandığını görmek gerekir.”
SÜRECİ İZLEME STRATEJİSİ UYGULUYOR
Çin’in, ABD-İran Savaşında sessiz kalmasının kendini daha güçlü bir pozisyona getirme hamlesi olup olmama durumunu yorumlayan Dr. Doğan, “Daha güçlü bir pozisyona getirme hamlesinden ziyade buna süreci izleme stratejisi diyebiliriz. Çin’de Deng Xiaoping döneminde benimsenen ve sonraki dönemde liderler tarafından da devam ettirilen “kapasiteni gizle, zamanını bekle, düşük profilli imajını koru ve asla liderlik iddiasında bulunma.” tarzı bir yaklaşım hüküm sürmektedir. Bu yaklaşımın da paralelinde biz Çin’in krize dönük gerekli pozisyonunu aldığını ve güvenli alandan an be an takip ettiğini söyleyebiliriz. Tabi burada şunu atlamamak lazım İran’ın Batılı liberal küresel sistemden aforoz edilmesinin ardından tabi olduğu yaptırımlar neticesinde İran petrolünün %80’ine yakının alıcısı bizzat Çin oldu ve bu petroller gölge filolar da dahil edildiğinde çok daha yüksek bir orana tekabül etmekte. Ancak bu oran Çin’in toplam petrol ithalatının yaklaşık %15’lik kısmına denk geliyor ki İran krizi dediğimiz gelişme uzun yıllardır patlamak için kaynayan bir volkan dağı gibi sesini çok daha önceden duyuran bir vaka. Bu nedenle biz Çin’in devasa depolarında bu krizden minimum etkilenmek üzere stoklarını doldurduğunu biliyoruz.” şeklinde konuştu.
“ASIL KRİZ HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN KAPATILMASI”
ABD-İran Savaşında asıl krizin Hürmüz Boğazı’nın kapatılması olduğunu belirten Dr. Doğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Çünkü neredeyse toplam enerji ithalatının yarısına yakını Hürmüz’den geçiyor ve buraya alternatif rotaların aynı fiyat-performans dengesini sağlaması mümkün değil. Bu perspektiften yaklaşıldığında Çin’in zamanını kollama stratejisi aynı zamanda son raddeye kadar bekle stratejisini de beraberinde getiriyor.”
“MEVCUT DÜZLEMDE ENERJİ HER ŞEY”
Dr. Doğan, Çin için mevcut düzlemde enerjinin her şey olduğunu vurgulayıp, “Çarkların dönmesi için enerjinin kesintisiz varlığına duyulan ihtiyaç çok kritik. Bu noktada Pekin’in stratejik zekasını konuşturarak enerji yumurtalarını çeşitli sepetlere doldurduğunu biliyoruz ancak bu sepetlerden bazılarını tutan ellerin Hürmüz Boğazı olduğu düşünülürse ilerleyen süreçte buradaki tıkanıklık Çin için farklı bir diplomatik pozisyon almasına sebebiyet verebilir.” dedi.
“DOĞRUDAN VE VAROLUŞSAL BİR OLUŞMADIKÇA ASKERİ ÇATIŞMAYA GİRMEZ”
Çin üzerine çalışan pek çok uzman açısından Çin’in ABD-İran Savaşına girip girmeme sorusuna verilecek cevabın oldukça net olduğuna dikkat çeken Dr. Doğan, şunları söyledi, “Büyük olasılıkla hayır. Çin dış politikasının uzun vadeli stratejik davranış kalıpları incelendiğinde, Pekin yönetiminin doğrudan askeri müdahaleye dayalı riskli angajmanlardan sistematik biçimde kaçınma eğiliminde olduğu görülmektedir. Çin, tarihsel olarak kendisine yönelik doğrudan ve varoluşsal bir tehdit oluşmadıkça askeri çatışmaya girme yerine ekonomik, ticari ve finansal karşılıklı bağımlılık ilişkileri kurarak stratejik manevra alanını korumayı tercih eden bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım, Pekin’in uluslararası sistemde nüfuzunu genişletirken aynı zamanda yüksek maliyetli askeri çatışmalardan uzak durma stratejisiyle de uyumludur.”
“ENERJİ ARZINDA CİDDİ BİR KESİNTİ YAŞANMASI DAHİ…”
Dr. Doğan, ABD ile İran arasında doğrudan bir savaşın ortaya çıkması durumunda Çin’in askeri anlamda çatışmaya dahil olmasının oldukça düşük bir olasılık olduğunu aktararak, “Enerji güvenliği Çin açısından kritik bir mesele olsa da, Pekin’in bu tür krizlerde tercih ettiği araçlar genellikle diplomatik dengeleme, ekonomik uyum sağlama ve alternatif tedarik kanalları geliştirme şeklinde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla enerji arzında ciddi bir kesinti yaşanması dahi Çin’in doğrudan askeri müdahaleye yönelmesinden ziyade, krizin diplomatik yollarla yönetilmesini teşvik eden ve ekonomik etkileri sınırlamaya çalışan bir politika izlemesi ile sonuçlanma ihtimali daha yüksek görünmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“KENDİSİNİ KÜRESEL GÜNEYİN SESİ OLARAK KONUMLANDIRMAKTA”
Çin’in savaşa girmesi durumunda tarafının ne olacağına dair konuşan Dr. Doğan, şunları ifade etti, “Böyle bir projeksiyonda Çin’in pozisyonu büyük ölçüde mevcut uluslararası sistemdeki güç dengeleri ve Pekin’in uzun vadeli stratejik hedefleri üzerinden şekillenecektir. Çin dış politikası son yıllarda kendisini giderek daha belirgin biçimde “küresel güneyin sesi” olarak konumlandırmakta ve uluslararası sistemin Batı merkezli yapısına karşı daha çok kutuplu bir düzenin oluşmasını destekleyen söylemler üretmektedir. Bu bağlamda Pekin yönetimi, ABD’nin küresel ölçekteki askeri ve siyasi nüfuzunu sınırlayan veya dengeleyen aktörlerle diplomatik ve ekonomik yakınlık kurma eğilimindedir. Dolayısıyla ABD ile İran arasında ortaya çıkabilecek bir savaş senaryosunda Çin’in siyasi söylem ve diplomatik pozisyon bakımından ABD’nin karşısında konumlanan aktörlere daha yakın bir duruş sergilemesi beklenebilir. Bunun temel nedenlerinden biri, Çin’in küresel güç dağılımının tek bir merkezde yoğunlaşmasını kendi uzun vadeli stratejik çıkarlarıyla uyumsuz görmesidir.”
“DAHA DENGELİ VE ÇOK MERKEZLİ BİR GÜÇ YAPISININ ORTAYA ÇIKMASINI DESTEKLİYOR”
Dr. Doğan, Pekin yönetiminin uluslararası sistemde daha dengeli ve çok merkezli bir güç yapısının ortaya çıkmasını desteklemekte olduğunu hatırlatıp, “Bu çerçevede Batı dışı aktörlerle kurduğu ekonomik, siyasi ve kurumsal ilişkileri stratejik bir araç olarak kullanmaktadır. İran da enerji kaynakları, jeopolitik konumu ve ABD ile yaşadığı gerilim nedeniyle bu çerçevede Çin açısından önemli bir ortak olarak değerlendirilmektedir. Çin–İran ilişkileri özellikle enerji ticareti, altyapı yatırımları ve bölgesel jeopolitik dengeler bağlamında son yıllarda daha görünür bir stratejik boyut kazanmıştır.” diye konuştu.
“BÖYLE BİR ÇATIŞMA ORTAMINDA ASKERİ ANLAMDA SAHAYA İNMESİ…”
Çin’in böyle bir çatışma ortamında askeri anlamda sahaya inmesinin oldukça düşük bir ihtimal olarak değerlendirilmekte olduğunu belirten Dr. Doğan, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Pekin yönetimi küresel krizlerde genellikle doğrudan askeri angajman yerine diplomatik dengeleme, ekonomik iş birliği ve siyasi söylem yoluyla pozisyon almayı tercih etmektedir. Bu nedenle Çin’in böyle bir savaş durumunda askeri müdahaleden ziyade diplomatik destek, ekonomik ilişkileri sürdürme ve uluslararası platformlarda ABD’nin politikalarını eleştiren bir çizgide hareket etmesi daha olası görünmektedir.”