Yeni Birlik Gazetesi Röportaj El-Sayed’in Michigan’da İsrail destekçesi Stevens’e karşı parti adaylığını kazanması neden önemli?

El-Sayed’in Michigan’da İsrail destekçesi Stevens’e karşı parti adaylığını kazanması neden önemli?

ABD'nin Michigan eyaletindeki Demokrat Parti ön seçimlerinde, İsrail ve soykırımcı Netenyahu’ya dönük eleştirileriyle dikkat çeken Abdul El-Sayed’in, İsrail destekçisi ve İsrail Lobisi tarafından desteklenen Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’i yenip; ABD Senatosu parti adaylığını kazanmasının önemini değerlendiren, Necmettin Erbakan Üniversitesi Küresel ve Bölgesel Çalışmalar Merkezi Direktörü Doç. Dr. Gökhan Çınkara, “El-Sayed’in zaferi bir adayın başarısından daha fazlasıdır. Demokrat Parti içinde siyasetin merkezden mi, yoksa ekonomik popülizm ve taban mobilizasyonu üzerinden mi yeniden kurulacağına ilişkin mücadelenin önemli bir aşamasıdır.” dedi.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER - İşgalci İsrail’in, Gazze-Filistin başta olmak Orta Doğu’da gerçekleştirdiği katliamlara gerek protestolar gerekse yönetimsel anlamda tepkiler gelmeye devam ediyor.

MAMDANİ’DEN SONRA EL-SAYED DE KAZANDI

İsrail ve Netenyahu karşıtı söylemleri ile New York Belediye Başkanı olarak seçilen Zohran Mamdani’nin ardından; ABD'nin Michigan eyaletindeki Demokrat Parti ön seçimlerinde, İsrail ve soykırımcı Netenyahu’ya dönük eleştirileriyle dikkat çeken, Abdul El-Sayed ABD Senatosu parti adaylığını kazandı.

İSRAİL POLİTİKASINI SERT BİÇİMDE ELEŞTİRMESİYLE TANINIYOR

Mısır göçmeni bir aileden gelen Doktor ve Halk Sağlığı uzmanı olan El-Sayed, Gazze savaşı sırasında Biden ve ardından Demokrat Parti yönetiminin İsrail politikasını sert biçimde eleştirmesiyle dikkat çekti. El-Sayed “Önce Amerika” söylemlerini ön plana çıkaran biri ve Kasım ayında yapılacak seçimlerde aday olarak karşımıza çıkacak.

GAZZE’DE YAŞANANLARI “SOYKIRIM” DİYE NİTELEDİ

İklim aktivisti William Lawrence de Demokrat Parti'nin Michigan 7. Bölge Temsilciler Meclisi adaylığını kazandı. Lawrence, Gazze'de yaşananları soykırım diye niteleyip, Filistin Devleti'nin tanınmasını savundu.

İSRAİL LOBİSİ’NİN DESTEĞİNE RAĞMEN KAYBETTİ

El-Sayed’in karşısındaki aday Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens ise Demokrat Parti yönetimi ve Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) başta olmak üzere İsrail yanlısı lobi gruplarının hem parasal hem lobisel desteklemelerine rağmen kaybetti.

MİCHİGAN’DAKİ SEÇİM SONUÇLARININ YANSIMALARI

Peki Abdul El-Sayed’in Michigan’da parti adaylığını kazanması neden önemli, El-Sayed’e adaylığı kazandıran seçim propagandası neydi, İsrail’in gerçekleştirdiği soykırımdan dolayı verilen tepkilere bakınca gelecekte neler yaşanacak, Trump’ın sonuçlara ilişkin yaptığı açıklamada El-Sayed'i "komünist" olarak nitelemesi ve yaşananları “delilik” olarak ifade etmesi ne anlama geliyor? Necmettin Erbakan Üniversitesi Küresel ve Bölgesel Çalışmalar Merkezi Direktörü Doç. Dr. Gökhan Çınkara, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi. 

Necmettin Erbakan Üniversitesi Küresel ve Bölgesel Çalışmalar Merkezi Direktörü Doç. Dr. Gökhan Çınkara

“SİYASİ EĞİLİMLER YALNIZCA EYALET SİYASETİYLE SINIRLI KALMAZ”

Michigan’da yapılan seçimlerin, ABD Senatosu’nda temsil edecek adayın belirlendiği Demokrat Parti ön seçimi olduğunu aktaran Doç. Dr. Gökhan Çınkara, “Fakat Michigan aynı zamanda başkanlık seçimlerinin sonucunu belirleyebilecek salıncak eyaletlerden biridir. Dolayısıyla burada ortaya çıkan siyasi eğilimler yalnızca eyalet siyasetiyle sınırlı kalmaz; Demokrat Parti’nin ulusal düzeyde gidişatı bakımından da bir gösterge kabul edilir.” ifadelerini kullandı. 

“KASIM AYINDA CUMHURİYETÇİ MİKE ROGERS’I YENMESİ DURUMUNDA…”

Doç. Dr. Çınkara, El-Sayed’in zaferini önemli kılan birinci unsurun, progresif bir adayın New York veya California gibi Demokratların açık biçimde hâkim olduğu bir yerde değil, Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında gidip gelen Michigan’da başarı göstermesi olduğunu belirterek şunları kaydetti, “Şimdiye kadar Demokrat Parti yönetiminin temel tezi, ilerici adayların büyük şehirlerde ön seçim kazanabileceği, fakat rekabetçi eyaletlerde merkez seçmeni kaybedeceği yönündeydi. El-Sayed’inadaylığı bu tezi sınayan ciddi bir vaka oluşturuyor. Kasım ayında Cumhuriyetçi Mike Rogers’ı yenmesi durumunda, progresif-sol siyasetin yalnızca parti tabanında değil, eyalet genelinde de seçim kazanabileceği iddiası güçlenecektir. Kaybetmesi halinde ise parti yönetimi bu sonucu “fazla sola yönelmenin bedeli” olarak sunacaktır.” 

YALNIZCA İKİ ADAY ARASINDAKİ BİR YARIŞ DEĞİL!

Michigan'daki seçim sonuçlarının ikinci önemli noktasının, El-Sayed’in parti yönetiminin desteklediği Haley Stevens’ı yenmiş olması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çınkara, “Stevens; Chuck Schumer, Michigan Valisi Gretchen Whitmer ve Demokrat Parti kurumlarının önemli bölümü tarafından destekleniyordu. Ayrıca AIPAC bağlantılı gruplar Stevens lehine yaklaşık 30 milyon dolar harcadı. Stevens’ı destekleyen dış grupların toplam harcaması ise 50 milyon dolara yaklaştı. El-Sayedbuna yaklaşık 10 bin gönüllüye dayanan saha örgütlenmesiyle karşılık verdi. Bu nedenle sonuç, yalnızca iki aday arasındaki yarış değil, parti kurumları ve büyük bağışçılarla taban hareketi (grassroots) arasındaki mücadelenin sonucu olarak okunuyor.” şeklinde konuştu. 

“SEÇİLİRSE ABD TARİHİNDEKİ İLK MÜSLÜMAN SENATÖR OLACAK”

Doç. Dr. Çınkara, üçüncü boyutun temsil meselesi olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi, “El-Sayed Kasım ayında seçilirse ABD tarihindeki ilk Müslüman senatör olacaktır. Ancak sonucu yalnızca Müslüman veya Arap Amerikalı seçmenlerle açıklamak doğru olmaz. El-Sayed; gençleri, sağlık sisteminden rahatsız olan çalışan sınıfları, parti yönetimine tepki duyan progresifleri ve Gazze politikasına karşı çıkan seçmenleri bir araya getirdi. Michigan’daki sonuç bu farklı hoşnutsuzlukların ortak bir siyasi koalisyona dönüşebildiğini gösteriyor.”

“BİR ADAYIN BAŞARISINDAN DAHA FAZLASI”

El-Sayed’in zaferinin, bir adayın başarısından daha fazlası olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çınkara, “Demokrat Parti içinde siyasetin merkezden mi, yoksa ekonomik popülizm ve taban mobilizasyonu üzerinden mi yeniden kurulacağına ilişkin mücadelenin önemli bir aşamasıdır.” değerlendirmesinde bulundu. 

SLOGAN: “ÇOĞUNLUĞA KARŞI PARA” DEĞİL “ÇOĞUNLUK PARAYA KARŞI” 

Doç. Dr. Çınkara, El-Sayed’in kampanyasını tek bir sloganla özetlemek gerekirse bu, “çoğunluğa karşı para” değil, “çoğunluk paraya karşı” söylemi olduğunu dile getirip, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Kendi ifadesiyle seçim, “the many versus the money”, yani geniş halk kesimleriyle büyük para sahipleri arasında bir mücadeleydi. Böylece rakibi Haley Stevens’ı yalnızca farklı politikalara sahip bir aday olarak değil, parti yönetiminin, şirketlerin ve büyük siyasi bağışçıların adayı olarak tanımladı. Söylemin ilk ayağını sağlık politikası oluşturdu. El-Sayed bir doktor ve eski kamu sağlığı yöneticisi olarak Medicare for All, yani bütün Amerikalıları kapsayan kamusal sağlık sigortası önerisini kampanyasının merkezine yerleştirdi. Sağlık hizmetini ideolojik bir tartışma olarak değil, insanların ilaç, hastane ve sigorta masrafları nedeniyle borçlanması üzerinden anlattı. Böylece soyut bir sol program yerine, gündelik hayatın ekonomik sorunlarına dayanan bir mesaj geliştirdi.”

MEVCUT DÜZENE KARŞI DEĞİŞİM ARAMASININ GÖSTERGESİ

El-Sayed’in söyleminin ikinci ayağının, Demokrat Parti yönetimine karşı mücadele olduğunu anımsatan Doç. Dr. Çınkara, “El-Sayed’in temel iddiası, Demokratların Cumhuriyetçilere benzeyerek veya sürekli merkeze yaklaşarak seçim kazanamayacağıydı. Michigan’ın hem Trump’a hem de Demokrat adaylara oy verebilmesini, seçmenin ideolojik olarak merkezci olmasından ziyade mevcut düzene karşı değişim aramasının göstergesi olarak sundu.” dedi. 

KAZANMAYA KAPI ARALAYAN UNSURLAR

Doç. Dr. Çınkara, üçüncü unsurun Gazze ve AIPAC meselesi olduğunu hatırlatarak,şunları söyledi, “El-Sayed İsrail’in Gazze’deki savaşını açık biçimde soykırım olarak niteledi, İsrail’e askerî yardımın sona erdirilmesini savundu ve AIPAC’ın Demokrat Parti üzerindeki etkisini hedef aldı. AIPAC bağlantılı grupların Stevens lehine yaptığı rekor harcama, paradoksal biçimde El-Sayed’in anlatısını güçlendirdi. Çünkü kampanya, bu harcamaları “Washington’daki güçlü çıkar çevreleri Michigan seçmeninin kararını satın almaya çalışıyor” şeklinde sundu. Son olarak El-Sayedsosyal medya, üniversite kampüsleri ve gönüllü saha çalışmasını bir arada kullandı. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez’in desteği de kampanyaya ulusal görünürlük kazandırdı. Kısacası El-Sayed yalnızca Filistin meselesi üzerinden kazanmadı. Ekonomik güvensizlik, sağlık harcamaları, büyük bağışçıların siyasetteki etkisi, Demokrat Parti yönetimine tepki ve Gazze konularını tek bir sistem karşıtı anlatı içinde birleştirdi. Kampanyanın başarısı tam olarak bu birleşmeden kaynaklandı.”

“İSRAİL POLİTİKASININ KISA SÜREDE TAMAMEN DEĞİŞECEĞİNİ SÖYLEMEK İÇİN ERKEN”

El-Sayed’in başarısına bakarak ABD’nin İsrail politikasının kısa sürede tamamen değişeceğini söylemenin erken olduğunu belirten Doç. Dr. Çınkara, “Amerikan Kongresinde, savunma kurumlarında ve dış politika bürokrasisinde İsrail’e verilen destek hâlâ güçlüdür. Fakat daha temel ve uzun vadeli bir değişimin yaşandığını eklemek gerekir: İsrail’e destek artık Amerikan siyasetinde iki partiyi birleştiren tartışmasız bir mutabakat olmaktan çıkıyor. Pew’in Mart 2026 araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 60’ı İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip. Demokratlar ve Demokrat eğilimli bağımsızlar arasında bu oran yüzde 80’e çıkıyor. Elli yaşın altındaki Cumhuriyetçilerin bile çoğunluğu İsrail’e olumsuz bakıyor. Gallup verileri de Amerikalıların sempatisinin ilk kez İsraillilerden açık biçimde yana olmadığını, Demokrat seçmenlerin Filistinlilere daha olumlu yaklaştığını gösteriyor. Dolayısıyla burada geçici bir protestodan ziyade kuşaksal ve partizan bir değişime tanıklık ediyoruz.” diye konuştu. 

“DEĞİŞİMİN İLK SONUCU DEMOKRAT PARTİ ÖN SEÇİMLERİNDE ORTAYA ÇIKACAK”

Yaşanan değişimin ilk sonucunun Demokrat Parti ön seçimlerinde ortaya çıkacağını aktaran Doç. Dr. Çınkara, sözlerine şu satırları ekledi, “Gelecekte Demokrat adayların İsrail’e koşulsuz destek vermesi daha maliyetli hâle gelecektir. Adaylar askerî yardımların şartlara bağlanması, silah satışlarının sınırlandırılması, Filistin devletinin tanınması ve İsrail hükûmetinin uluslararası hukuka uymaya zorlanması gibi taleplerle daha fazla karşılaşacaktır. İsrail politikası özellikle genç Demokratlar arasında sağlık, iklim veya göç kadar önemli bir aday değerlendirme ölçütüne dönüşebilir.”

“AIPAC KARŞITLIĞI YALNIZCA FİLİSTİN YANLISI BİR TUTUM DEĞİL…”

Doç. Dr. Çınkara, yaşanan değişimin ikinci sonucunun AIPAC’ın konumuyla ilgili olduğunun altını çizip, “AIPAC hâlâ çok güçlüdür ve büyük mali kaynaklara sahiptir. Ancak Michigan örneği, büyük miktardaki dış harcamanın her zaman istenen sonucu üretmediğini gösteriyor. Hatta bu müdahale, bazı seçmenlerde dışarıdan yönlendirilme duygusu oluşturarak ters tepki yaratabilir. Bundan sonra AIPAC karşıtlığı yalnızca Filistin yanlısı bir tutum değil, siyasette büyük paraya karşı mücadelenin parçası olarak sunulacaktır.” ifadelerine yer verdi. 

“YENİ BİR SEÇMEN KOALİSYONU ORTAYA ÇIKACAK”

Değişimin üçüncü sonucunun yeni bir seçmen koalisyonunun ortaya çıkması olacağını ifade eden Doç. Dr. Çınkara, sözlerini şu şekilde devam ettirdi, “Arap ve Müslüman Amerikalılar, genç seçmenler, ilerici Yahudiler, savaş karşıtı gruplar ve ekonomik sol aynı adayların çevresinde birleşebilir. Ancak bunun karşısında Cumhuriyetçiler de “antisemitizm”, “radikal sol”, “İslamcılık” ve “Amerika karşıtlığı” suçlamalarını yoğunlaştıracaktır. Bu nedenle İsrail meselesi uzlaşma üreten değil, Amerikan siyasetindeki kutuplaşmayı daha da artıran bir konu hâline gelebilir.”

“ASIL DÖNÜM NOKTASI KASIM SEÇİMLERİ”

Doç. Dr. Çınkara asıl dönüm noktasının Kasım seçimi olacağını vurgulayıp,  “El-Sayed Michigan genelinde kazanırsa Demokrat siyasetçiler Gazze konusunda daha açık konuşmaya başlayacaktır. Kaybederse parti yönetimi, İsrail karşıtı veya AIPAC karşıtı tutumların rekabetçi eyaletlerde seçim kaybettirdiğini savunacaktır. Bu nedenle Michigan yalnızca bir Senato yarışı değil, Amerikan İsrail politikasının geleceği üzerine yapılmış dolaylı bir referandum niteliğindedir diyebiliriz.” ifadelerini kullandı. 

“EKONOMİK PROGRAMINI TANIMLAYAN BİR KAVRAM OLARAK GÖRMEMEK GEREK”

ABD Başkanı Donald Trump’ın “komünist” ifadesini El-Sayed’in ekonomik programını tanımlayan bir kavram olarak görmemek gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Çınkara, şunları kaydetti, “El-Sayed kendisini sosyalist olarak bile tanımlamıyor; özel mülkiyeti ve kapitalizmi reddetmediğini, ancak kapitalizmin daha sıkı biçimde düzenlenmesi gerektiğini söylüyor. Medicare for All, yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi alınması veya şirketlerin siyasetteki etkisinin azaltılması komünizm anlamına gelmez. Bu damgalamanın birinci amacı Michigan yarışını yerel meselelerden çıkarıp ulusal ve hatta varoluşsal bir mücadeleye dönüştürmektir. Trump seçmene “Karşımızda farklı bir sağlık veya vergi politikası öneren bir aday yok; Amerikan hayat tarzını ortadan kaldırmak isteyen bir hareket var” mesajı veriyor. Böylece Mike Rogers ile El-Sayed arasındaki mücadeleyi iki aday arasındaki normal bir seçim olmaktan çıkararak kapitalizm ile komünizm, düzen ile kaos arasında bir tercih şeklinde sunuyor.”

“DELİLİK” İFADESİ İLE AMAÇLANAN DURUMLAR

Doç. Dr. Çınkara, “Delilik” ifadesinin El-Sayed’in politikalarını tartışmak yerine, onun adaylığını başlı başına gayrimeşru ve akıl dışı göstermeyi amaçladığını dile getirip, Trump’ın siyasal iletişiminde bu yöntem sık görülür: Rakibin önerilerini ayrı ayrı ele almak yerine rakibi tehlikeli, radikal veya normal sınırların dışında gösterir. Böylece seçmeni politika ayrıntıları üzerinden değil, korku ve tehdit algısı üzerinden harekete geçirir. İkinci amaç Demokrat Parti içindeki bölünmeyi büyütmektir. “Komünistlerin parti yönetimini ele geçirdiği” iddiası, Chuck Schumer gibi merkez Demokratların artık etkisiz kaldığı ve partinin Bernie Sanders ile Alexandria Ocasio-Cortez çizgisine geçtiği anlatısını kuruyor. Trump yalnızca Cumhuriyetçi seçmeni harekete geçirmiyor; El-Sayed’den çekinebilecek merkez Demokratları ve bağımsızları da Cumhuriyetçilere yöneltmeye çalışıyor.” ifadelerini paylaştı. 

YÜRÜTÜLEN STRATEJİNİN RİSKİ!

Yürütülen stratejinin riskine dikkat çeken Doç. Dr. Çınkara, “Trump’ın saldırıları El-Sayed’in “Washington’daki bütün güçlü çevreler bana karşı” söylemini doğrulayabilir. Demokrat Parti yönetimi, AIPAC, Cumhuriyetçiler ve Trump aynı adaya saldırdığında, El-Sayed kendisini sistemin ortak düşmanı ve gerçek değişim adayı olarak sunabilir. Bu nedenle Trump’ın açıklaması iki anlama geliyor. Birincisi, Cumhuriyetçiler El-Sayed’i genel seçimde ideolojik olarak savunmasız görüyor. İkincisi, 2026 seçim kampanyasının ekonomi veya dış politika ayrıntılarından çok, “normal Amerika” ile “radikal Amerika” arasındaki kimlik mücadelesi üzerinden yürütüleceğini gösteriyor. Sonucu belirleyecek mesele, “komünist” etiketinin kararsız seçmeni korkutup korkutmayacağı veya seçmenin bu ifadeyi artık etkisini kaybetmiş bir Trump söylemi olarak görüp görmeyeceğidir.” diyerek sözlerini sonlandırdı.