GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER - Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile işgalci İsrail’in 28 Şubat tarihinde İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılara; İran’dan gelen güçlü karşılık ve İran’ın Hürmüz Boğazı kartını etkin bir şekilde kullanması; ABD ve işgalci İsrail’i zora sokmaya devam ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın imaj kaybı, elinin güçlü olmaması, Kasım ayında gerçekleşecek seçimlerde oy kaybı korkusu ve ABD’de halkın gösterdiği tepkiler de gündemdeki yerini koruyor. Trump’ın İran’daki başarısızlığı, son olarak Çin Lideri Şi Cinping ile gerçekleşen görüşmeye de net bir şekilde yansıdı. Cinping, Trump’a Tayvan meselesinin uygun biçimde ele alınmaması halinde; ABD ile Çin'in çatışabileceğini ve ilişkileri büyük tehlikeye atacağı yönünde açıklamalarda bulundu.
TRUMP’TAN İRAN’A YÖNELİK ASKERİ SALDIRININ DURDURULMASI HAKKINDA AÇIKLAMA
ABD Başkanı Donald Trump son yaptığı açıklamada ise İran’a gerçekleştirilmesi planlanan askeri saldırının; Körfez ülkelerinin üst düzey liderleriyle yapılan temaslar ve devam eden diplomatik girişimler sonucunda ertelendiğini duyurdu.
HAMANEY: SAVAŞ DURUMUNUN DEVAMI HALİNDE…
İran lideri Mücteba Hamaney de resmi Telegram hesabı üzerinden yaptığı açıklamada düşmanın savunmasız kalacağı ve tecrübe sahibi olmadığı cephelerin açılması hususunda çalışmalar gerçekleştirildiğini belirterek, “Savaş durumunun devamı halinde çıkarlar gözetilerek söz konusu başka cepheler açılacaktır.” ifadelerini kullandı.
İRAN-ABD SAVAŞI’NIN BUGÜNÜ VE GELECEĞİNE DAİR MERAK EDİLENLER
Peki Mücteba Hamaney’in savaşta yeni cephe açıklaması ne anlama geliyor, ABD Başkanı Donald Trump tehditlerini neden sürekli ertelemek zorunda kalıyor, Savaşın seyrine bakınca ABD İran’da bataklığa mı saplandı, İran ABD Savaşı’nda kalıcı ateşkes veya barış olacak mı? İran Araştırmacısı Ali Şahin Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi.

KARŞI TARAFA VERİLMİŞ GÜÇLÜ BİR CAYDIRICILIK MESAJI!
Mücteba Hamaney’in “yeni cephelerin açılabileceği” yönündeki açıklamasının; öncelikle İran’ın mevcut çatışmayı yalnızca kendi topraklarıyla sınırlı görmediğini ve gerektiğinde bölgesel ölçekte farklı araçları devreye sokabileceğini gösterdiğini belirten Ali Şahin, “Bu ifadeyi, doğrudan bir savaş ilanından ziyade, karşı tarafa verilmiş güçlü bir caydırıcılık mesajı olarak değerlendirmek gerekir.” şeklinde konuştu.
İRAN’IN NÜFUZ ALANINDA BULUNAN UNSURLARIN DAHA AKTİF HALE GETİRİLMESİ
Şahin, İran’ın uzun yıllardır güvenlik stratejisini yalnızca ulusal sınırlarını savunmak üzerine değil, aynı zamanda bölgedeki müttefik ve vekil aktörler üzerinden çok katmanlı bir savunma hattı kurmak üzerine inşa ettiğini hatırlatarak şunları kaydetti:
“Dolayısıyla burada sözü edilen “yeni cepheler”, Lübnan’dan Yemen’e ve Irak’a kadar İran’ın nüfuz alanında bulunan unsurların daha aktif hale getirilmesi ihtimaline işaret ediyor olabilir. Bu da Tahran’ın, kendisine yönelik baskıyı artıran aktörlere, çatışmanın coğrafyasını genişletebileceği mesajını verdiğini düşündürüyor.”
“BU TARZ AÇIKLAMALAR HER ZAMAN DOĞRUDAN ASKERİ BİR ADIMIN HABERCİSİ DEĞİLDİR”
Hamaney’in yaptığı açıklamanın bir diğer boyutunun da psikolojik ve siyasi mesaj olduğuna dikkat çeken Şahin, “İran yönetimi, özellikle kritik dönemlerde sert söylemlerle hem dış aktörlerin hesaplarını etkilemeye hem de iç kamuoyuna devletin kontrolü elinde tuttuğunu göstermeye çalışır. Mücteba Hamaney’in böyle bir ifadeyi öne çıkarması, aynı zamanda kendi liderlik pozisyonunu güçlendirme ve İran’daki güvenlik bürokrasisine kararlılık mesajı verme amacı da taşıyor olabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki, bu tarz açıklamalar her zaman doğrudan askerî bir adımın habercisi değildir. Çoğu zaman fiilî harekâttan çok, karşı tarafı belirsizlik içinde bırakmaya ve olası adımların maliyetini artırmaya yönelik stratejik bir dil kullanılır.” değerlendirmesinde bulundu.
“ÖNCE TEHDİDİ YÜKSELT SONRA MÜZAKERE ALANI AÇ YÖNTEMİNİ BENİMSİYOR”
Şahin, Trump’ın tehditlerini sık sık sert bir dille dile getirip ardından uygulamayı ertelemesinin, aslında onun siyasal tarzının ve müzakere yönteminin önemli bir parçası olarak değerlendirilebileceğini belirterek, şunları kaydetti:
“Bunu yalnızca “geri adım atmak” şeklinde okumak eksik kalır; daha çok maksimum baskı kurarak karşı tarafı tavize zorlamaya çalışan bir pazarlık stratejisi olarak görmek gerekir. Öncelikle Trump, dış politikada sıklıkla “önce tehdidi yükselt, sonra müzakere alanı aç” yöntemini benimsiyor. Bu yaklaşım, özellikle İran, Çin ya da Kuzey Kore gibi dosyalarda görüldü. Sert açıklamalarla karşı taraf üzerinde psikolojik baskı oluşturuyor; ancak bu baskının ardından çoğu zaman doğrudan askerî ya da ekonomik bir adımı hemen hayata geçirmiyor. Çünkü tehdit, bazen uygulanmasından daha etkili bir araç olabilir.”
TEMEL SORUN: TEHDİTLERİN UYGULANMASININ MALİYETİ!
Trump’ın, karşı karşıya olduğu temel sorunun, tehditlerin uygulanmasının maliyeti olduğunu vurgulayan Şahin, “Özellikle askerî tehditlerde, verilen sözün yerine getirilmesi yalnızca başkanın iradesine bağlı değildir. Amerikan güvenlik bürokrasisi, Pentagon, Kongre ve uluslararası müttefikler bu süreçte belirleyici aktörlerdir. Örneğin İran’a yönelik sert söylemler kolaylıkla dile getirilebilir; ancak bunun fiilî bir çatışmaya dönüşmesi, ABD’nin bölgedeki üslerini, enerji güvenliğini ve küresel ekonomik dengeleri ciddi biçimde etkileyebilir. Bu nedenle Beyaz Saray çoğu zaman söylem ile eylem arasında bilinçli bir mesafe bırakır.” ifadelerini kullandı.
“SERT SÖYLEM KENDİ SEÇMEN TABANINDA GÜÇLÜ LİDER İMAJINI BESLER”
Şahin, Trump’ın iç siyaseti de gözetmek zorunda olduğunu belirterek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Sert söylem, özellikle kendi seçmen tabanında “güçlü lider” imajını besler. Ancak uzun süreli bir askerî müdahale ya da büyük ekonomik kriz, aynı seçmen kitlesinde hızla tepki doğurabilir. Bu nedenle Trump çoğu zaman tehdidi bir mobilizasyon aracı olarak kullanır. Fakat son aşamada kontrollü davranmayı tercih eder.”
TRUMP’IN AMACI: BELİRSİZLİK YARATMAK!
Uluslararası aktörlerin de Trump’ın tehdit tarzını artık tanıdığını anımsatan Şahin, “Sürekli ertelenen tehditler zamanla caydırıcılığı zayıflatabilir. Ancak Trump açısından bu durum bazen bilinçli bir stratejidir: Belirsizlik yaratmak. Karşı taraf, tehdidin gerçekten uygulanıp uygulanmayacağını bilemediği için temkinli davranmak zorunda kalır.” dedi.
“EĞER TEHDİTLER SÜREKLİ ERTELENİRSE…”
Şahin, Trump’ın tehditlerini sürekli ertelemesinin, çoğu zaman bir kararsızlıktan değil; baskıyı artırırken doğrudan maliyet üstlenmekten kaçınan, pazarlık odaklı bir dış politika anlayışından kaynaklandığını dile getirip şunları aktardı:
“Ancak bu stratejinin sınırı da burada ortaya çıkıyor: Eğer tehditler sürekli ertelenirse, bir süre sonra karşı taraf bunları ciddiye almamaya başlayabilir ve bu da Amerikan caydırıcılığını zedeleyebilir.”
“İRANDA BATAKLIĞA SAPLANDIĞINI SÖYLEMEK İÇİN HENÜZ ERKEN”
Savaşın mevcut seyrine bakıldığında, ABD’nin İran’da klasik anlamda bir “bataklığa saplandığını” söylemek için henüz erken olduğunu dile getiren Şahin, “Ancak gelişmeler, Washington’un planladığından daha karmaşık ve maliyetli bir sürece sürüklenme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bugün ABD açısından İran dosyasında görülen tablo tam da bu ihtimali gündeme getiriyor. Çünkü Washington, bir yandan İran üzerindeki baskıyı artırmak isterken diğer yandan doğrudan geniş çaplı bir savaşa girmekten kaçınmaya çalışıyor. Bu ikili durum, stratejik bir sıkışmışlık yaratıyor.” ifadelerine yer verdi.
ABD’NİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU EN BÜYÜK SORUN!
Şahin, ABD’nin en büyük sorununun, İran’ın klasik bir devlet aktörü olmanın ötesinde çok katmanlı bir caydırıcılık ağına sahip olması olduğunu vurgulayıp, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Tahran yalnızca kendi askerî kapasitesiyle değil; bölgedeki vekil güçleri, enerji yolları üzerindeki etkisi ve asimetrik savaş kabiliyetiyle de karşılık verebiliyor. Bu durum, ABD’nin herhangi bir askerî adımının etkilerini İran sınırlarının çok ötesine taşıyor. Washington’un yalnızca İran’ı değil, aynı zamanda Irak, Suriye, Körfez ve hatta Kızıldeniz hattındaki güvenlik risklerini de aynı anda yönetmesi gerekiyor.”
“ZAMANLA SİYASİ EKONOMİK VE ASKERİ YIPRANMAYA DÖNÜŞEBİLİR”
ABD henüz doğrudan İran topraklarında kapsamlı bir kara savaşı yürütmediğini hatırlatan Şahin, şunları aktardı:
“Bu nedenle mevcut durumu Irak ya da Afganistan tipi bir bataklık ile eşitlemek doğru olmaz. Ancak eğer çatışma uzar, İran vekil aktörleri üzerinden baskıyı artırır ve ABD bölgedeki askerî varlığını sürekli tahkim etmek zorunda kalırsa, bu durum zamanla siyasi, ekonomik ve askerî bir yıpranmaya dönüşebilir.”
“STRATEJİK HEDEFİ NET DEĞİL”
Şahin, kritik meselenin ABD’nin stratejik hedefinin net olmaması olduğuna dikkat çekip, şunları kaydetti:
“Amaç yalnızca İran’ı caydırmak mı, rejimi zayıflatmak mı, yoksa bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirmek mi? Bu soruya net bir cevap verilmeden sürdürülen baskı politikaları, genellikle uzun süreli angajmanlara dönüşebilir.”
“KISA VADEDE KALICI ATEŞKES VE BARIŞ ANLAŞMASI ZOR GÖRÜNÜYOR”
İran ile ABD arasında yaşanan mevcut gerilim ve çatışma dinamiklerine bakıldığında, kısa vadede kalıcı bir ateşkes ya da kapsamlı bir barış anlaşmasının sağlanmasının zor göründüğünü söyleyen Şahin, “Daha olası olan senaryo, dönemsel gerilim düşüşleri, sınırlı ateşkesler veya örtülü mutabakatlarla çatışmanın kontrol altında tutulmaya çalışılmasıdır. Bunun temel nedeni, iki taraf arasındaki meselenin yalnızca askerî değil, aynı zamanda stratejik ve ideolojik bir rekabet olmasıdır. İran açısından ABD, yalnızca bir dış politika rakibi değil, devrim sonrası siyasi kimliğin önemli ölçüde karşısında konumlandığı bir güçtür. ABD açısından ise İran, Ortadoğu’daki güvenlik mimarisini zorlayan ve bölgesel nüfuzunu vekil aktörler üzerinden genişleten bir aktör olarak görülmektedir. Bu nedenle taraflar arasında güven inşa etmek son derece güçtür.” diye konuştu.
“KONTROLLÜ GERİLİM VE DOLAYLI DİPLOMASİ İHTİMALİ HER ZAMAN MASADA OLACAKTIR”
Şahin, kalıcı bir ateşkesin önündeki en büyük engellerden birinin de dolaylı çatışma alanlarının fazlalığı olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Taraflar yalnızca doğrudan değil; Irak, Yemen, Lübnan ve Körfez hattında da karşı karşıya gelmektedir. Bir ateşkes ilan edilse dahi bu alanlardaki vekil aktörlerin tamamen devre dışı bırakılması zor görünüyor. Bu da barış ilan edilse bile düşük yoğunluklu çatışmaların devam edebileceği anlamına gelir. Bununla birlikte, her iki tarafın da uzun süreli ve tam ölçekli bir savaşın maliyetinin farkında olduğu unutulmamalıdır. İran ekonomik ve iç siyasi baskılarla karşı karşıyayken, ABD de bölgede yeni bir uzun süreli askerî angajmanın siyasi yükünü taşımak istemeyebilir. Bu nedenle kontrollü gerilim yönetimi ve dolaylı diplomasi ihtimali her zaman masada olacaktır.”
“ÜÇÜNCÜ TARAFLARIN ARABULUCULUK GİRİŞİMLERİ ÖNEMLİ”
Önümüzdeki süreçte üçüncü tarafların arabuluculuk girişimlerinin önemli olabileceğinin altını çizen Şahin, sözlerini şu şekilde sonlandırdı:
“Eğer taraflar çatışmanın maliyetinin kazanımlarını aştığına kanaat getirirse, önce geçici ateşkesler, ardından daha geniş diplomatik temaslar gündeme gelebilir.”