Yeni Birlik Gazetesi Röportaj İran’da Hamaney sonrası ne olacak?

İran’da Hamaney sonrası ne olacak?

İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in, ABD ve işgalci İsrail tarafından düzenlenen saldırı sonrası öldürülmesinin ardından İran’da yaşanacaklara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, “Ali Rıza Arafi’nin Anayasa Koruyucular Konseyi üyeleri arasından Konseye atanması Ali Hamaney sonrası döneme dair ipuçları vermektedir. Siyasi tarihinin en karanlık dönemini yaşayan İran için Ali Hamaney sonrası birkaç senaryo ön plana çıkmaktadır. İran rejiminin teşkilat yapısı dikey değil yatay bir örgütlenme modeli üzerine kurulu. Bu sebeple, sistem içerisindeki koordinasyon devam etmekle birlikte Liderlik anlamında ciddi sorunlar ortaya çıkabilecektir.” dedi.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER

ABD ile işgalci İsrail’in, İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney başta olmak üzere; Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi, Savunma Konseyi Başkanı Ali Şemhani, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade gibi Tahran Yönetimi’nin üst düzey yetkililerinin yanında İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad hayatını kaybetti. Yaşanan gelişmelerin akabinde ise tarafların karşılıklı saldırıları devam ediyor.

İRAN’DA BUNDAN SONRA YAŞANACAKLAR

Peki İran’da üst düzey yetkililerin öldürülmesinin ardından neler yaşanacak, Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad neden hedef alındı, Hamaney sonrası İran ne yapacak, Rejim değişir mi değişmezse olası senaryolar ne olur, ABD ve İşgalci İsrail’in İran’a saldırılarının bölgeye etkileri hakkında neler söylenebilir? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, Yeni Birlik Gazetesi’ne yorumladı.

“AHMEDİNEJAD ULUSLARARASI SİSTEMDE GERİLİMİN SEMBOL İSİMLERİNDEN BİRİYDİ”

ABD-İsrail saldırısında sadece aktif görevde olan siyasi ve askeri isimlerin değil aynı zamanda eski politikacı ve askerlerin de hedef alındığının görüldüğünü hatırlan Dr. Anar Ali, “Saldırıda hedef alınan isimlerden biri de ülkenin en tartışmalı ve popüler politikacılarından biri eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’dı. Tahran’daki konutuna yapılan saldırıda hayatını kaybeden Ahmedinejad, 2005–2013 yılları arasındaki görev süresi boyunca ABD ve İsrail karşıtı sert söylemi, İran’ın nükleer programını hızlandıran politikaları ve Batı ile yaşanan yoğun yaptırım süreciyle uluslararası sistemde gerilimin sembol isimlerinden biriydi.” ifadelerini kullandı.

“KRİZ DÖNEMLERİNDE YENİDEN ETKİLİ OLABİLECEK BİR AKTÖR”

Dr. Ali, Ahmedinejad’ın, yalnızca geçmişte sistem içerisinde görev yapmış bir lider değil, aynı zamanda İran’ın “direniş eksenli” dış politika anlayışının ve güvenlikçi çizgisinin temsilcilerinden biri olarak görülmekte olduğunu belirtip, şunları kaydetti, “Her ne kadar son yıllarda sistem içi bazı kurumlarla gerilim yaşamış ve siyaseten kısmen dışlanmış olsa da kriz dönemlerinde yeniden etkili olabilecek bir aktör olarak değerlendiriliyordu. Bu çerçevede hedef alınmasını sembolik ve psikolojik etkisi yüksek bir mesaj olarak değerlendirmek mümkün. Ayrıca, 1979’da ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’nde yaşanan 444 günlük rehine krizinde, Mahmud Ahmedinejad’ın eylemci öğrencilerden biri olduğu iddiası ABD’nin bu isme karşı “özel kininin” sebeplerinden biri olarak değerlendirilebilir.”

TARİHİN EN BÜYÜK “BAŞ KESME” OPERASYONLARINDAN BİRİ!

Umman’ın aracılığıyla devam eden diplomatik müzakerelerin ortasında ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik eşgüdümlü askeri operasyonlar başlattığını anımsatan Dr. Ali, “Bu saldırıyı günlerce sürecek, uzun soluklu bir askeri harekatın başlangıcı olarak değerlendirmek mümkün. Zira, ilk saldırı dalgasında İran Dini Lideri Ali Hamaney dahil 40’a yakın üst düzey sivil ve askeri yetkili öldürüldü. Bunu tarihin en büyük “baş kesme “operasyonlarından biri olarak değerlendirebiliriz. Dini Lider Ali Hamaney’in öldürülmesi bu kapsamlı askeri harekatın amacının salt İran’ın güvenlik aygıtını ortadan kaldırmak olmadığını, bununla birlikte İran'ın siyasi düzenini yeniden şekillendirmeye yönelik girişim olduğu görülmektedir.” şeklinde konuştu. 

ABD VE İŞGALCİ İSRAİL’İN AMACI

Dr. Ali, İran Anayasanın 5. maddesinde “gayb aleminde” olduğuna inanılan Mehdi’nin zuhuruna kadar “İslam devlet başkanlığı” görevinin Devrim Rehberi tarafından üstlenileceği belirtilerek bu makama verilen önemin altının çizildiğini aktarıp, şunları söyledi, “Bu bağlamda, ABD-İsrail, Devrim Rehberini hedef alıp akabinde stratejik noktaları bombalayarak ülkeyi yönetilemez hale getirmeyi, kamu otoritesini çökertmeyi ve bununla birlikte İran’ı felç etmeyi amaçlamaktadır. Maalesef, ilk dalga operasyonuyla bu anlamda ciddi bir başarı söz konusudur.” 

“İRAN İÇİN VAROLUŞSAL VE HAYATTA KALMA AMACI TAŞIYAN BİR SAVAŞ”

İran için bu savaşın varoluşsal ve hayatta kalma amacı taşıyan bir savaş olduğunu vurgulayan Dr. Ali, “2020 senesinde Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle başlayan rejimin çöküş süreci Devrim Liderinin öldürülmesi ile sona yaklaşmış gözüküyor. ABD açısından ise bu savaş yüksek riskli olmakla birlikte rejimin devrilmesi durumunda getirisi çok yüksek bir amacı barındırmaktadır. 2025 Haziran ayındaki 12 günlük savaşın ardından İran’ın yeniden hedef alınması İsrail’in ABD’nin Ortadoğu politikasının şekillenmesinde ne denli etkili olduğunu bir kez daha bizlere göstermektedir.” dedi. 

“SALDIRININ BOYUTU OLABİLDİĞİNCE GENİŞLETİLECEK”

Dr. Ali, ABD-İsrail’in “Kontrollü” ve “İtaatkâr bir İran rejimi için saldırının boyutunu olabildiğince genişleteceğini belirtip, sözlerine şu satırları ekledi, “Saldırının salt bir cezalandırma amacı taşımadığını, nihai hedefin İran'ın yönetim ve askeri kapasitesini hızla zayıflatarak, içerdeki toplumsal huzursuzluğu harekete geçirip bir halk ayaklanmasıyla son darbeyi vurmak olduğunu belirtmek gerekir.”

HAMANEY SONRASI YAPILACAKLAR

İran Anayasanın 111. Maddesinin Devrim Rehberi’nin istifası, azli veya ölümü durumunda yeni Rehber’in nasıl seçileceğini belirttiğini ifade eden Dr. Ali, “Buna göre, Uzmanlar Meclisi, Devrim Rehberi’nin ölümü, istifası veya azli durumunda en kısa sürede yeni Rehberi belirlemeli ve ilan etmelidir. Yeni Devrim Rehberi belirlenene kadar Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyinin Anayasa Koruyucular Konseyi üyesi fakihleri arasından belirleyeceği bir fakihten oluşan üç kişilik bir konsey Rehberliğin bütün yetkilerini geçici olarak kullanmaya yetkili kılınmıştır. Nitekim bu mekanizma derhal işletilerek, Devrim Rehberinin görev ve yetkilerini icra edecek Geçici Liderlik Konseyi oluşturuldu. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Anayasa Koruyucular Konseyi üyesi Ali Rıza Arafi’den oluşan Geçici Liderlik Konseyi görevine başladı.” diye konuştu. 

“ALİ RIZA ARAFİ’NİN KONSEYE ATANMASI HAMANEY SONRASI DÖNEME DAİR İPUÇLARI VERİYOR”

Dr. Ali, özellikle Ali Rıza Arafi’nin Anayasa Koruyucular Konseyi üyeleri arasından Konseye atanmasının Ali Hamaney sonrası döneme dair ipuçları vermekte olduğunu belirterek, sözlerine şu satırları ekledi, “Siyasi tarihinin en karanlık dönemini yaşayan İran için Ali Hamaney sonrası birkaç senaryo ön plana çıkmaktadır. İran rejiminin teşkilat yapısı dikey değil yatay bir örgütlenme modeli üzerine kurulu. Bu sebeple, sistem içerisindeki koordinasyon devam etmekle birlikte Liderlik anlamında ciddi sorunlar ortaya çıkabilecektir. Birkaç olası halef profilinden bahsetmek mümkün. İdeolojik anlamda birleştirici bir profil olarak Ali Rıza Arafi, Muhammed Mehdi Mirbagheri, Haşem Hüseyin Buşehri ve Sadık Laricani gibi isimler ön plana çıkmaktadır. Gulam Hüseyin Muhsini Ejei gibi güvenlik odaklı isimler, Ayetullah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni ve reformist kanadın temsilcilerinden eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ismi de Rehberlik Makamı için geçmektedir.”

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali

“YENİ DİNİ LİDER İRAN’IN ROTASININ NASIL OLACAĞI SORUSUNA CEVAP OLACAK”

Seçilecek yeni Dini Lider’in, İran’ın rotasının nasıl olacağı sorusuna cevap olacağını söyleyen Dr. Ali, “Askeri operasyonların devam ettiği ve hayatta kalma mücadelesinin verildiği böyle bir dönemde bir süreliğine Geçici Liderlik Konseyi ile yola devam edileceği gözükmektedir. İran rejimi, bu saldırı dalgasını hayatta kalarak atlata bilirse yeni bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaktır. Ya Hasan Ruhani gibi Batı ile ilişkileri normalleştirmek isteyen ve Ali Hamaney yönetim tarzına muhalif ve reformist bir isim ve kadroyla yola devam edilecek ya da çok daha sertlik yanlısı bir Rehberlik seçilerek aynı politik çizgi devam edilecektir.” ifadelerine yer verdi. 

“REFORMİSTLERE ALAN AÇILIRSA İRAN NORMALLEŞME SÜRECİNE GİREBİLİR ANCAK…”

Dr. Ali, İran rejimin en önemli siyasi ve güvenlik bileşeni olan Devrim Muhafızları’nın yeni Liderliğin belirlenmesinde kilit rol oynayacağını hatırlatarak, sözlerini şu şekilde devam ettirdi, “Reformistlere alan açılırsa İran normalleşme sürecine girebilir, ancak tam tersi senaryoda ülke periyodik aralıklarla bu ve benzeri saldırı dalgasıyla karşı karşıya kalır ve bu durum kamu otoritesini çökerterek yeni bir Irak, Libya veya Suriye senaryosunu beraberinde getirebilir.”

“SİMETRİK OLARAK KARŞILIK VERME İMKÂN VE KAPASİTESİ BULUNMUYOR”

ABD ve İşgalci İsrail’in, İran’a saldırılarının bölgeye olası etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunan Dr. Ali, şunları söyledi, “İran’ın simetrik olarak ABD-İsrail’in saldırılarına karşılık verme imkân ve kapasitesi bulunmamaktadır. Konvansiyonel olarak da uzun süreli bir savaştan sağ çıkma şansının olmadığını söylemek mümkün. Bu durumda İran’ın elindeki tek seçenek olabildiğince uzun süre hayatta kalmaya çalışmak ve bu süre zarfında ABD’ye bu savaşın ne denli büyük maliyetler ortaya çıkarabileceğini göstermek olacaktır.”  

“ÇATIŞMAYI KÖRFEZ ÜLKELERİ BAŞTA OLMAK ÜZERE BÖLGEYE İHRAÇ EDEBİLİR”

Dr. Ali, ABD-İsrail saldırılarının hemen ardından Tahran yönetiminin, Körfez ülkelerindeki ABD üslerine saldırılar düzenleyerek savaşı tırmandırma yeteneğinin olduğunu gösterdiğini dile getirip, “Savaşı Körfez ülkelerine doğru tırmandırma stratejisinin İran liderliğinin önceden belirlediği stratejik hayatta kalma yöntemlerinden biri olduğu gözükmektedir. Bu yolla ABD’ye maliyetli ve yıkıcı bir karar aldığı mesajı verilmektedir. Varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalan İran hayatta kalmak için çatışmayı Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgeye ihraç edebilir. Bu durum mezhepsel çatışmalar dahil birçok tehlikeli dinamikleri tetikleyebilir.” ifadelerini kullandı. 

“MÜZAKERE İLE HAYATTA KALMA ÜMİDİ HALEN DEVAM EDİYOR”

Şu ana kadar İran’ın misillemelerinin mütekabiliyet ilkesinden uzak, sembolik ve sınırlı zarar verme açısından ihtiyatlı saldırılar olduğunun söylenebileceğini vurgulayan Dr. Ali, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “İran’ın, bu denli hasar almasına rağmen ABD’nin tolere edemeyeceği saldırılardan uzak durması müzakere ile hayatta kalma ümidinin halen devam ettiğini göstermektedir. Sonuç olarak ABD ve İsrail bu saldırı dalgasıyla İran’ı hızlı bir şekilde felç etmeyi ve rejim değişikliğini amaçlayan stratejik bir hedef belirlemişken, İran ise Körfez ülkelerine başlattığı saldırı dalgasıyla savaşın hasım ülkeler için ne denli maliyetli olduğunu göstermeyi ve netice itibariyle iç istikrarını korumayı hedeflemektedir.”