Yeni Birlik Gazetesi Röportaj İslam Dünyası “Mekke Ortak Savunma Antlaşması” ile kendi NATO’sunu mu kuruyor?

İslam Dünyası “Mekke Ortak Savunma Antlaşması” ile kendi NATO’sunu mu kuruyor?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi güçlü üç Müslüman ülke arasında imzalanan “Mekke Ortak SavunmaAntlaşması”nın; İslam Dünyası’nın NATO’sunun kurulma durumu olarak değerlendirilmesini yorumlayan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, “Mekke Antlaşması’nı bugün için bir “MüslümanNATO”danziyade, NATO’nun kolektif savunma mantığından bazı unsurlar taşıyan yeni bir mini lateral savunma düzenlemesi olarak tanımlamak daha isabetlidir. Bunun gelecekte NATO benzeri bir ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceğini ise müşterek komuta yapısının kurulması, ortak tehdit algısının gelişmesi, askerî birlikte çalışabilirliğin artırılması ve kolektif savunma taahhüdünün gerçek bir kriz anında uygulanabilirliği belirleyecektir.” dedi.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER - İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra küresel ve bölgesel anlamda kartların yeniden dağıtıldığı, uluslararası kuruluşların etkisini yitirdiği veya çatırdamaya başladığı bir dönemde; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed Bin Selman arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" üç ülkenin savunma kapasitesini birleştirme ve küresel barışa katkı sağlamayı amaçlaması açısından dikkat çekiyor.

TARAFLARDAN HERHANGİ BİRİNE KARŞI BİR SALDIRI GERÇEKLEŞİRSE…

Anlaşmanın özellikle her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlaması ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlaması ise öne çıkan hususlar arasında yer alıyor.

MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI HAKKINDA MERAK EDİLENLER

Peki Mekke Antlaşması’nın içeriğinde neler var, Mekke Antlaşması’nın, imzalayan devletlere getirisi ne olacak, İslam Dünyası Mekke Antlaşması ile kendi NATO’sunu mu kuruyor, Mekke Antlaşması’na diğer ülkelerden de katılım olacak mı? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Ali Anar, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi. 

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali

“KOLEKTİF CAYDIRICILIK ANLAYIŞINA YAKLAŞMAKTA”

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması’nın, üç ülke arasındaki askerî ilişkileri daha kurumsal bir düzeye taşımayı amaçlamakta olduğunu aktaran Dr. Anar Ali, “Antlaşmanın temel unsurları; ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi, savunma iş birliğinin tüm alanlarda geliştirilmesi ve taraflardan birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasıdır. Bu yönüyle anlaşma, klasik askerî iş birliğinin ötesine geçerek kolektif caydırıcılık anlayışına yaklaşmaktadır. Bu hüküm NATO’nun 5. maddesini çağrıştırsa da iki yapı arasında önemli farklar bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı. 

SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ AMERİKAN ASKERİ VARLIĞI AÇISINDAN ÖNEMLİ UNSUR!

Dr. Ali, NATO’nun kolektif savunma ilkesinin, müşterek komuta yapısı, sürekli askerî planlama ve kurumsallaşmış karar mekanizmaları ile desteklenmekte olduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti, “Mekke Antlaşması’nda ise hangi saldırıların ortak savunma yükümlülüğünü harekete geçireceği ve tarafların ne ölçüde askerî karşılık vereceği henüz aynı açıklıkta tanımlanmamıştır. Bu belirsizlik özellikle Suudi Arabistan’daki Amerikan askerî varlığı açısından önemlidir. Suudi topraklarında konuşlanmış ABD unsurlarına yönelik bir saldırının yalnızca ABD’ye mi, yoksa Suudi Arabistan’a da yapılmış sayılacağı kritik bir yorum meselesidir. Dar yorum saldırının esas hedefini dikkate alırken, geniş yorum Suudi egemenlik alanına yönelik her silahlı saldırıyı Krallığa yapılmış kabul ederek Türkiye ve Pakistan’ın kolektif savunma yükümlülüğünü gündeme getirebilir.”

ANTLAŞMANIN GERÇEK STRATEJİK AĞIRLIĞINI BELİRLEYECEK OLAN HUSUS!

Mekke Antlaşması’nın gerçek stratejik ağırlığını belirleyecek olanın; yalnızca “birine saldırı hepsine saldırıdır” ilkesi değil; ortak caydırıcılığın nasıl uygulanacağı, savunma iş birliğinin hangi somut askerî kapasitelere dönüşeceği ve tarafların hangi koşullarda fiilen destek sağlayacağı olduğuna dikkat çeken Dr. Ali, “Bu çerçeve netleştikçe antlaşmanın klasik bir savunma ortaklığı mı, yoksa yeni bir bölgesel kolektif güvenlik mimarisinin çekirdeği mi olduğu daha açık görülecektir.” dedi. 

ÜÇ ÜLKEYİ AYNI STRATEJİK ÇERÇEVEDE BULUŞTURAN DURUM!

Dr. Ali, Mekke Ortak Savunma Antlaşması’nın temel öneminin, üç ülkenin farklı fakat birbirini tamamlayan güç unsurlarını aynı stratejik çerçevede buluşturması olduğunu vurgulayıp, şunları söyledi, “Suudi Arabistan finansal kapasitesiyle, Pakistan askerî gücü ve nükleer statüsüyle, Türkiye ise NATO tecrübesi, operasyonel kapasitesi ve savunma sanayiiyle bu yapıya farklı katkılar sunmaktadır. Bu nedenle antlaşma yalnızca askerî güvenlik değil; savunma sanayii, teknoloji, yatırım ve enerji alanlarına uzanan daha geniş bir ortaklık potansiyeli taşımaktadır.”

“TÜRKİYE NATO ÜYELİĞİNİ SÜRDÜRÜRKEN NATO DIŞI COĞRAFYALARDA DA…”

Türkiye açısından Mekke Antlaşması’nın, Ankara’nın NATO üyeliğini sürdürürken NATO dışı coğrafyalarda da güvenlik üreten ve bölgesel güvenlik mimarisinin şekillenmesinde rol oynayan bir aktör olma kapasitesini güçlendirmekte olduğunu dile getiren Dr. Ali, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve Pakistan’ın askerî kapasitesiyle kurulacak iş birliği, Türk savunma sanayii açısından ortak üretim, teknoloji transferi ve yeni pazar olanakları yaratabilir; TPAO’nun Pakistan’daki enerji faaliyetleri de bu yakınlaşmanın savunmanın ötesinde enerji ve jeoekonomik iş birliğiyle desteklendiğini göstermektedir.”

SUUDİ ARABİSTAN’IN TEMEL KAZANIMI: GÜVENLİK ORTAKLARININ ÇEŞİTLENDİRİLMESİ

Dr. Ali, Suudi Arabistan açısından temel kazanımın; güvenlik ortaklıklarının çeşitlendirilmesi ve Türkiye ile Pakistan’ın askerî ve teknolojik kapasitesinden daha fazla yararlanabilme imkânı olduğuna dikkat çekerek, “Özellikle İHA, füze ve hava savunma sistemlerinden KAAN projesine kadar uzanan iş birliği arayışları, Riyad’ın güvenliğini yalnızca ABD merkezli bir çerçeveye dayandırmak istemediğini göstermektedir.” diye konuştu. 

“İSLAMABAD DİPLOMATİK HAREKET ALANINI ARTIRABİLİR”

Pakistan açısından ise antlaşmanın, ülkenin stratejik ağırlığını Güney Asya’nın ötesine taşıyarak Körfez ve Ortadoğu güvenlik denklemindeki konumunu güçlendirmekte olduğunu vurgulayan Dr. Ali, şunları dile getirdi, “Suudi Arabistan ile mevcut askerî ilişkilerin Türkiye’yi de kapsayan üçlü bir yapıya dönüşmesi, İslamabad’ın diplomatik hareket alanını ve bölgesel pazarlık gücünü artırabilir.”

“MİNİLATERAL GÜVENLİK” ANLAYIŞININ DİKKAT ÇEKİCİ BİR ÖRNEĞİ!

Dr. Ali, Mekke Antlaşması’nın, giderek önem kazanan “minilateral güvenlik” anlayışının dikkat çekici bir örneği olduğunu belirterek, “Devletler artık güvenliklerini yalnızca büyük güçlerle kurdukları ikili ittifaklara veya geniş çok taraflı örgütlere dayandırmak yerine, sınırlı sayıda ve tamamlayıcı kapasitelere sahip ortaklarla daha esnek güvenlik ağları geliştirmektedir. Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan üçlüsü de savunma, teknoloji, enerji ve finansman unsurlarını aynı stratejik çerçevede birleştirerek böyle bir modelin ortaya çıkabileceğini göstermektedir.” ifadelerine yer verdi. 

“KOLEKTİF SAVUNMA HÜKMÜNE SAHİP OLMAK NATO OLMAK ANLAMINA GELMEZ”

Mekke Antlaşması’nın ardından en fazla tartışılan kavramlardan birinin “Müslüman NATO” olduğunu anımsatan Dr. Ali, şunları ifade etti, “Bu benzetmenin temelinde, taraflardan birine yönelik saldırının üçüne birden yapılmış sayılması, ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi ve savunma iş birliğinin tüm alanlarda geliştirilmesi yer almaktadır. Bu yönüyle antlaşma, NATO’nun kolektif savunma anlayışını çağrıştırmaktadır. Ancak kolektif savunma hükmüne sahip olmak, NATO olmak anlamına gelmez. NATO’yu farklılaştıran unsur yalnızca 5. madde değil; bu ilkeyi destekleyen müşterek komuta sistemi, sürekli askerî planlama, ortak karar mekanizmaları ve yüksek düzeyde kurumsallaşmış askerî entegrasyondur. Mekke Antlaşması’nda ise henüz NATO benzeri daimi bir karargâh, ortak kuvvet planlaması veya ayrıntılı müdahale mekanizması açıklanmış değildir.”

“İSLAM DÜNYASININ NATO’SU ŞİMDİLİK FAZLA GENİŞ BİR TANIMLAMA”

Dr. Ali, “İslam dünyasının NATO’su” ifadesinin şimdilik fazla geniş bir tanımlama olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan önemli Müslüman aktörler olmakla birlikte İran, Mısır, BAE, Katar, Endonezya ve diğer ülkeler yapının dışında kalmaktadır; bu devletlerin tehdit algıları ve dış politika öncelikleri de birbirinden farklıdır. Bu nedenle Mekke Antlaşması’nı bugün için bir “Müslüman NATO”dan ziyade, NATO’nun kolektif savunma mantığından bazı unsurlar taşıyan yeni bir minilateral savunma düzenlemesi olarak tanımlamak daha isabetlidir. Bunun gelecekte NATO benzeri bir ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceğini ise müşterek komuta yapısının kurulması, ortak tehdit algısının gelişmesi, askerî birlikte çalışabilirliğin artırılması ve kolektif savunma taahhüdünün gerçek bir kriz anında uygulanabilirliği belirleyecektir.” değerlendirmesinde bulundu. 

POTANSİYEL ORTAKLAR

Dr. Ali, Mekke Antlaşması’nın Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ile sınırlı kalıp kalmayacağının, yapının geleceği açısından önemli olacağını vurgulayıp, sözlerini şu şekilde devam ettirdi, “Mevcut açıklamalar, anlaşmanın başka ülkelerin katılımına tamamen kapalı olmadığını göstermektedir. Ancak bugün itibariyle kesinleşmiş yeni bir üye bulunmamaktadır. Potansiyel genişleme açısından Mısır dikkat çekmektedir. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır’ın 2026’da R-4 mekanizması kapsamında bölgesel güvenlik konularında yürüttüğü istişareler, Kahire’nin üçlü yapıya yakınlaşabilecek aktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Katar, BAE ve Ürdün gibi Körfez ve bölge ülkeleri de savunma, istihbarat, hava savunması veya ortak tatbikatlar üzerinden yapıyla yakınlaşabilir. Benzer şekilde Türkiye ve Pakistan ile güçlü stratejik ilişkileri bulunan Azerbaycan potansiyel ortaklar arasında değerlendirilebilir.”

NATO ÜYELERİNİN KATILIM OLASILIĞI

NATO ülkeleri bakımından daha ihtiyatlı olmak gerektiğinin altını çizen Dr. Ali, “Türkiye örneği, NATO üyeliği ile farklı savunma ortaklıklarının aynı anda yürütülebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte ABD’nin politikalarından rahatsızlık duyan NATO üyelerinin otomatik olarak Mekke Antlaşması’na yöneleceğini varsaymak doğru değildir. Avrupa NATO üyelerinin temel güvenlik gündemi Rusya ve Avrupa-Atlantik alanıyken, Mekke Antlaşması’nın stratejik coğrafyası daha çok Ortadoğu, Körfez ve Güney Asya eksenindedir. Dolayısıyla bugün Türkiye dışında bir NATO ülkesinin katılımına ilişkin somut bir işaret bulunmamaktadır.” ifadelerine yer verdi. 

“ÇEKİRDEK VE ÇEVRE MODELİ” ÜZERİNDEN GELİŞECEK

Dr. Ali, daha gerçekçi senaryonun, Mekke Antlaşması’nın kısa sürede geniş üyeli yeni bir NATO’ya dönüşmesinden ziyade “çekirdek ve çevre modeli” üzerinden gelişmesi olacağını belirterek, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan kolektif savunma taahhüdünü taşıyan çekirdeği oluştururken; Mısır, Körfez ülkeleri, Azerbaycan ve diğer ortaklar tatbikat, istihbarat, hava ve füze savunması, deniz güvenliği veya savunma sanayii gibi alanlarda çevre halkalarına dâhil olabilir. Böyle bir model, minilateral güvenlik anlayışıyla da uyumludur. Mekke Antlaşması bu durumda NATO’nun birebir kopyası olmaktan ziyade, farklı katılım düzeylerine sahip esnek bir güvenlik ağına dönüşebilir. Bu da bölge devletlerinin ABD ile ilişkilerini tamamen terk etmeden, güvenliklerini çeşitlendirmeye ve kendi aralarında daha fazla sorumluluk paylaşmaya yöneldiklerini gösterecektir.”