8 Mart’ta yükselen eşitlik söylemleri, paylaşımlar ve sembolik mesajlar her yıl yeniden gündeme geliyor. Ancak kadınların talebi, bir güne sığan görünürlükten çok daha fazlası. Yanındayız Derneği Başkanı Selen Okay Akçalı, 8 Mart’ın gerçek anlamını, “Peki ya 9 Mart?” sorusunun neden kritik olduğunu ve eşitliğin ancak günlük hayatın her alanında sorumluluk üstlenilerek mümkün olabileceğini konuştuk.
Hepimizin bildiği üzere 8 Mart, kadınlara çiçek alınabilsin, annelerimiz hediyelere boğulabilsin diye ‘türetilen’ diğer günlerden biri olmamakla birlikte; bir direnişin, baş kaldırışın, hak mücadelesinin yıl dönümü. 8 Mart özelinde yapılan paylaşımları, anmaları ne kadar samimi buluyorsunuz? 8 Mart’ın, 7 ya da 9 Mart’tan gerçekten bir farkı var mıdır sizce?
8 Mart, alışılagelmiş özel günlerden çok farklı bir yerde. Kadınların hak arayışının ve eşitlik talebinin tarihsel hafızası. 8 Mart’ta yapılan her paylaşım, her anma, samimiyeti oranında kıymetli. Bu hem bireyler hem kurumlar için böyle. Bu dönemde kadın hakları konusuna duyarsız kalabilecek bir kurum olduğunu düşünmüyorum, ancak her yıl kurumların çarpıcı iletişim kampanyaları, hediyeleri, indirimleri ardından şunu sorgulamadan edemiyorum; acaba üst yönetiminde hiç kadın var mı? Çalıştırdıkları kadın işçiler çalışma koşullarından memnun mu? Şiddeti önlemek adına bir politikaları var mı? Bu liste uzayıp gidiyor. Kısaca, 8 Mart’ta söylediklerimiz, yaptıklarımızın ve yapacaklarımızın bir yansıması mı? Dönüştürücü bir etki yoksa, yalnızca çiçekle, temenniyle sınırlı kaldığında, ne yazık ki konunun özünü yitiriyoruz.
Tam da bu nedenle, yılın her günü bu konuda farkındalık yaratmaya çalışan bir oluşum olarak; bizim 8 Mart mottomuz “Peki ya 9 Mart?”. 9 Mart’ta ne oluyor? Mesele yalnızca kadınların ne yaşadığı da değil; toplum olarak ne öğrendiğimiz ve neyi değiştirmeye hazır olduğumuz. 8 Mart’ın anlamı, onu takip eden günlerde atılan adımlarla ortaya çıkar.
Daha önce yaptığımız röportaj sebebiyle Yanındayız Derneği’ni yakinen tanıyoruz; Yanındayız Derneği’nin 8 Mart’a hatta 9 Mart’a olan bakışını, duruşunu bize özetlemenizi istesek?
8 Mart’ların tarihsel anlamı çok kıymetli; hak talebinin, eşitlik mücadelesinin ve dayanışmanın sembolü. Bugünü ne denli anlayarak yaşarsak, yılın geri kalan günlerini de o kadar duyarlı ve etkili geçiriyoruz.
Eşitlik yalnızca bir temenni değil, davranış biçimi. 9 Mart’ta iş yerinde, evde, okulda ne değişiyor? Erkeklerin güçle kurdukları yakın ilişki, kendilerince yeniden sorgulanıyor mu? Eşitlik için sadece alkışlayan değil, sorumluluk üstlenen bir pozisyona geçiyor muyuz?
Biz dernek olarak yıllardır şunu savunuyoruz: Eşitsizlik yalnızca kadınların çözmesi gereken bir mesele değildir. Erkekler bu dönüşümün pasif destekçisi değil, aktif öznesi olmalıdır. Bu nedenle 8 Mart bizim için yalnızca bir anma değil; dönüşüm çağrısının yüksek sesle tekrarlandığı bir gündür. 9 Mart’tan itibaren ise bu çağrıyı hayata geçirme sorumluluğudur.
Sizce kadınların en çok mücadele etmek zorunda kaldığı alan neresi? Bu alanın zorluklarını minimize etmek adına Yanındayız Derneği, yapıyorsa, neler yapıyor? Belki hatta bireysel olarak neler yapabiliriz, okurlarımıza önerileriniz varsa duymak çok isterim.
Kadınların en çok mücadele ettiği alan, ne yazık ki yalnızca bir yerle sınırlı değil; bu eşitsizlik, hayatın tüm alanlarına yayılmış durumda. Kamusal alanda temsil eksikliği, özel alanda görünmeyen emek, dijital dünyada maruz kalınan şiddet, ekonomik hayatta fırsat eşitsizliği… Ancak bizce bu tablonun en derin katmanı, zihniyet. Çünkü eşitsizliği besleyen asıl yapı, günlük yaşamda normalleştirdiğimiz kalıp yargılar ve davranış biçimleri.
Tam da bu yüzden Yanındayız olarak biz, erkeklerin bu dönüşümdeki rolüne odaklanıyoruz. Erkeklerin kendi ayrıcalıklarını fark etmesi, güçle ilişkisini sorgulaması ve bakım, eşitlik, sorumluluk gibi kavramlarla yeni bir bağ kurması için hem eğitim programları hem de iletişim çalışmaları yürütüyoruz. Özel sektör, yerel yönetimler ve gençlik alanında erkeklerle birebir temas kurduğumuz çalışmalarla, eşitliğin mümkün olduğunu gösteren alanlar açıyoruz.
Okurlara da şunu söyleyebiliriz: Her birey bu dönüşümün bir parçası olabilir. Bir sohbette kullanılan dili değiştirmek, ev içi emeği paylaşmak, bir eşitlik eğitimine katılmak ya da sadece dinlemek… Küçük gibi görünen her adım, zihniyet dönüşümünün bir parçasıdır. Eşitlik bir hedef değil, her gün yeniden inşa edilen bir süreçtir ve bu süreçte herkesin rolü vardır.
Derneğinizin sıkça yaptığı, çokça sevdiğim ve benim aklımdaki farkındalığın bile şeklini değiştirdiğine inandığım bir bölüm var; Yüzleşmeler. Peki siz hem toplumda farklı kimlik rollerine sahip bir kadın olarak hem de Yanındayız Derneği Başkanı Selen Okay Akçalı olarak Yüzleşmeler’e katılmış olsaydınız, yüzleşeceğiniz o gerçek ne olurdu?
Ben de bazı zamanlarda toplumun bana atfettiği cinsiyet rolüme hapsolduğumu fark ediyorum. Şimdi bu toplantıda biraz daha güçlü, sert, tavırlı görünse miydim, içimi çok fazla mı açtım, söylediklerim yanlış anlaşılır mı, çocuklarımı çok mu ihmal ediyorum, daha güzel yemek pişirmem gerekirdi, biraz daha çalışıp bu işi öyle ortaya koysaydım gibi içsel sorgulamaları çok yaşıyorum… Mesela küçükken de bu böyleydi, makyaj yapmayı, süslenmeyi pek seven biri değildim, kız arkadaşlarım arasında kendimi sorguladığım ve kendimi istemediğim şekilde davranmaya zorladığım çok olmuştur. İş yerine makyajsız gittiğim zamanlarda hasta mısın sorusu malum, hepimiz yaşamışızdır, ama itiraf edeyim o zaman bunu sorgulamak yerine adeta hasta gibi hissedip kabuğuma çekilirdim. Kimi zaman da ayrıcalıklı durumumla yeteri kadar yüzleşmediğimi hissediyorum. Evli, çocuklu, metropolde yaşayan, belli gelir seviyesine sahip, destek mekanizmaları olan bir kadın olarak acaba ülkemdeki farklı kadınların yaşam rutinlerini ve yaşadıkları sorunları yeterince anlayabiliyor muyum diye hep düşünürüm. Örneğin bizim gibi geleneksel coğrafyalarda çocuksuz kadın ya da bekar anne olmak, farklı etnisiteye sahip olmak, yoksul olmak ya da yaşlanmak zordur. Bu konuda çokça düşünmek, araştırmak yetmiyor, yaşam pratiklerim içinde benden farklı kız kardeşlerime ne kadar yer açıyorum, hep düşündüğüm bir konu... Sözün özü, Yüzleşmeler’e katılsak eminim hepimiz derinlerde bir yerlerde çokça şey bulacağız. Toplumsal cinsiyet eşitliği tanımı öyle geniş, öyle ağır ki; bazen toplum kelimesine takılmaktan, toplumu değiştirmeye odaklanmaktan kendimizi unutuyoruz. Oysa ki kendi alışkanlıklarımızı ve önyargılarımızı değiştirmek en zor olanı. Bazen en iyi niyetli tutumlarımız bile toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sorgulanabilir olabiliyor. Yanındayız’da birlikte çalıştığımız erkeklere söylediğimiz şey aslında bizler için de geçerli: Eşitlik önce içeride başlar. Önce kendimize bakmalı, kendi ezberlerimizi kırmalı ve dönüşümün sadece talep eden değil, uygulayanı olmalıyız.
Ben biraz da sizin 8 Mart’ınızı merak ediyorum. Kimi kadın 8 Mart dendiği anda yaşadığı bir haksızlığı, olumsuzluğu hatırlayabiliyor, kimi kadın o gün özelinde bir anısından bahsedebiliyor. 8 Mart’la bizim, hepimizin farklı bir ânı yeniden canlanıyor. Peki ya sizi hangi anınıza götürüyor 8 Mart?
8 Mart öyle ki; sanki bir kadın olarak bana şunu söylüyor; bugün umutlanabilirsin, isyan edebilirsin, neşelenebilirsin, sorgulayabilirsin, kendini dağıtabilirsin. Bugün senin günün, tadını çıkar, yalnız değilsin.
8 Mart’larda dayanışma aklıma gelen en güçlü sözcük. Minnet duyduğum kız arkadaşlarımı, ailemin kadınlarını aklıma getiririm. Bu da bana çok iyi geliyor.
Ve son olarak cevabının kısa olduğunu bildiğim bir soruyu size de yöneltmek istiyorum. Hayır demek sizce ne demektir?
Hayır demek, sınır çizebilmek ve anlamlı ‘evet’lere yer açabilmektir. Direnç gibi görünür, ama yön tayinidir.
Sizin değinmek istediğiniz bir konu, altını çizmek istediğiniz bir başlık var mıdır?
Aslında tüm bu konuşmaların sonunda altını tekrar çizmek isterim: Eşitlik sadece bir hak meselesi değil, bir toplum meselesidir. Biz eşitliği konuşurken yalnızca kadınlardan değil, hepimizden bahsediyoruz.
Bir arada yaşamanın, adil karar almanın ve birbirimize gerçekten temas edebilmenin yolu; gücü paylaşmaktan, sorumluluğu birlikte üstlenmekten geçiyor. Bu da ancak değişmeye açık bir zihinle, içten bir çabayla mümkün.
Bugün bize düşen, eşitliği önce kendi alanımızda, küçük çemberlerimizde mümkün kılmak. Ve elbette inatla peşinden gitmek. Umudumuzu asla yitirmemek.