Yeni Birlik Gazetesi Röportaj NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılacak olması neden önemli?

NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılacak olması neden önemli?

NATO Zirvesi’nin Ankara’da gerçekleştirecek olmasının önemini değerlendiren Türkiye Araştırmaları Vakfı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Enes Bayraklı, "NATO 3.0 olarak kavramsallaştırılan dönüşümün somutlaşacağı zirvenin Ankara'da yapılıyor olması; Türkiye'nin Soğuk Savaş sırasındaki "güney kanadı" ya da Soğuk Savaş sonrası dönemdeki "önemli partner" rolünün ötesine geçerek, artık hem Avrupa'nın savunmasında hem de NATO'nun küresel ölçekteki rolünde merkezi bir ülke konumuna yükseldiğini göstermektedir.” dedi.

RÖPORTAJ: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilecek zirvesine; 32 NATO üyesi ülke, 9 konuk ülke, 100’e yakın bakan, binlerce konuk katılacak. Gözler “Tarihin En Büyük NATO Zirvesi” olarak adlandırılan toplantıya çevrilmişken; Türkiye ise ev sahipliği yapacağı tarihi zirve için gerekli olan bütün hazırlık çalışmalarını yapmaya devam ediyor.

ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ VE NATO’YA DAİR MERAK EDİLENLER

Peki Ankara'da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi neden önemli, Masadaki başlıklar ve çıkacak olası kararlar neler, Türkiye’nin NATO içerisindeki rolü ve gücü ne durumda, NATO’da bir değişim ve dönüşüme gidilecek mi, 32 üyeli NATO'ya yeni katılımlar olacak mı, olacaksa olası ülkeler hangileri? Türkiye Araştırmaları Vakfı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Enes Bayraklı, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi. 

 Prof. Dr. Enes Bayraklı

“KENDİNİ ÇOK KUTUPLU DÜNYA DÜZENİNE HAZIRLIYOR”

75 yılı aşkın tarihi boyunca büyük dönüşümler yaşamış olan NATO’nun, önemli bir kolektif güvenlik ittifakı olduğunu aktaran Prof. Dr. Enes Bayraklı, “Kurulduğu günden bu yana ittifakın bugün geçirmekte olduğu süreç, üçüncü büyük dönüşüme işaret etmektedir. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından terörle mücadeleye ve asimetrik tehditlere odaklanan, ABD hegemonyası altındaki tek kutuplu dünyaya kendini adapte eden NATO'nun; bugün küresel ölçekte değişen dengeler sonucunda çok kutuplu dünya düzenine kendini hazırladığını ifade edebiliriz.” ifadelerini kullandı. 

“TÜRKİYE NATO’NUN KÜRESEL ÖLÇEKTEKİ ROLÜNDE MERKEZİ BİR ÜLKE KONUMUNA YÜKSELDİ”

Prof. Dr. Bayraklı, "NATO 3.0" olarak kavramsallaştırılan dönüşümün somutlaşacağı zirvenin Ankara'da yapılıyor olmasının; Türkiye'nin Soğuk Savaş sırasındaki "güney kanadı" ya da Soğuk Savaş sonrası dönemdeki "önemli partner" rolünün ötesine geçerek, artık hem Avrupa'nın savunmasında hem de NATO'nun küresel ölçekteki rolünde merkezi bir ülke konumuna yükseldiğini göstermekte olduğunu da sözlerine ekledi. 

EN ÖNEMLİ GÜNDEM: İTTİFAKIN YENİ DÜNYA DÜZENİNE ADAPTE EDİLMESİ

Ankara'da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi'nin masadaki en önemli gündeminin, ittifakın yeni dünya düzenine adapte edilmesi ve yeni bir doktrinin benimsenmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bayraklı, şunları kaydetti, “Bu çerçevede; artan küresel rekabet, Avrupa'daki Rus tehdidi ve yükselen bir güç olan Çin karşısında NATO'nun savunma harcamalarının artırılması ile verilen taahhütlerin yerine getirilmesi öncelikli konuların başında gelmektedir.”

GÜÇLÜ İRADEYİ NET BİR ŞEKİLDE GÖSTEREN HUSUSLAR

Prof. Dr. Bayraklı, Kuzey Atlantik merkezli bir savunma paktı olan NATO'nun, küresel bir rol benimseyecek olması açısından da bu zirvenin büyük bir öneme sahip olduğunu belirterek, “Nitekim zirveye Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinin yanı sıra Asya-Pasifik bölgesinden Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın da davet edilmiş olması, NATO'nun küresel ölçekte rol oynamaya yönelik güçlü iradesini net bir şekilde göstermektedir.” şeklinde konuştu. 

“ORTA DOĞU VE KAFKASLAR’IN İSTİKRARA KAVUŞTURULMASINDA TÜRKİYE BİRİNCİ AKTÖR KONUMUNDADIR”

Türkiye’nin artık soğuk savaş sırasında olduğu gibi NATO'nun yalnızca güney kanadını koruyan bir ülke olmaktan çıkıp, küresel ölçekte ittifak için hayati önemde bir devlet konumuna yükseldiğini ifade eden Prof. Dr. Bayraklı, şunları kaydetti, “Sahip olduğu güçlü savunma sanayisi, geniş kültürel hinterlandı, harbe hazırlık oranı, yüksek tecrübeli ordusu ve coğrafi avantajları; ülkeyi Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar, Karadeniz ve Akdeniz ve ötesinin jeopolitiğinin merkezine yerleştirmektedir. Özellikle Karadeniz'de Rusya'nın dengelenmesi ve Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa'nın güvenliğinin yeniden tesisi noktasında, Türkiye'nin sadece askeri gücüyle değil, dinamik savunma sanayisiyle de kritik katkılar sunacağı ortadadır. Bunun da ötesinde; Orta Doğu ve Kafkasların istikrara kavuşturulmasında Türkiye birincil aktör konumundadır. Bu kriz bölgelerinin durulması ABD için de stratejik bir önceliktir; zira Trump liderliğindeki ABD, ağırlık merkezini Asya-Pasifik bölgesine kaydırmak istemektedir.”

“STRATEJİK BİR GENİŞLEME DOKTRİNİNİ BENİMSEMİŞTİR”

Prof. Dr. Bayraklı, NATO’nun genişleyen küresel perspektifinin, ittifakın geçirmekte olduğu "NATO 3.0" dönüşümünün ve çok kutuplu dünya düzenine adaptasyon sürecinin en net göstergelerinden biri olduğunun altını çizerek, “Bugün gelinen noktada NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa kıtasında izlenen klasik genişleme mantığının ötesine geçerek; Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda'dan oluşan Asya-Pasifik Dörtlüsü ile Bahreyn, Katar ve BAE ile geliştirilen Körfez ve Güney Kanadı açılımı gibi küresel ortaklıklar üzerinden stratejik bir genişleme doktrinini benimsemiştir.” değerlendirmesinde bulundu. 

“DÖRT ÜLKENİN ÜYELİK DURUMUNU AVRUPA’NIN RUSYA İLE GİRDİĞİ GÜÇ MÜCADELESİ BELİRLEYECEK”

NATO’nun kurumsal genişleme ajandasında yer alan dört aktörün hepsi de çok kutuplu güç rekabetinin fay hatlarında farklı yapısal ve jeopolitik engellerle karşı karşıya olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bayraklı, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Bosna-Hersek, ittifakın resmi kapısındaki tek Üyelik Eylem Planı (MAP) sahibi ülke olmasına rağmen içindeki Rus yanlısı Sırp etnisitesinin kurumsal blokajına takılmış durumda. Ukrayna, askeri ve operasyonel olarak en yüksek entegrasyon düzeyine sahip olmasına karşın devam eden savaşın getirdiği doğrudan konvansiyonel çatışma riskleri nedeniyle stratejik olarak bekleme odasında tutulmaktadır. Diğer taraftan Gürcistan, 2008 Bükreş taahhüdüne rağmen topraklarının Rus işgali altında bulunması ve Tiflis yönetiminin son dönemdeki belirgin eksen kayması sebebiyle fiilen donmuş bir üyelik süreci yaşamakta. Net bir katılım iradesine sahip olan Kosova ise bazı ittifak üyelerinin bağımsızlığını tanımaması nedeniyle resmi adaylık mekanizmalarına hukuken erişemediği diplomatik bir çıkmaza sıkışmış durumda. Bu dört ülkenin tamamının üyelik durumunu Avrupa’nın Rusya ile girdiği güç mücadelesi belirleyecektir.”