GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında gerçekleşen savaşta; ateşkes kararına ilişkin Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılan görüşmelerden sonuç çıkmayınca; ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın limanlarına abluka uygulanacağına dair açıklamalarda bulundu.
TRUMP VE PEZEŞKİYAN’DAN KARŞILIKLI RESTLEŞMELER
Trump, ABD ablukasına yaklaşacak gemileri imha edeceğine dair tehdit çıkışı yaparken; İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise Hürmüz'e yönelik herhangi bir tehdidin "dünya için geniş kapsamlı sonuçları olacağı" şeklinde uyarıda bulundu.
ABLUKA KARARININ YANSIMALARI
Peki ABD, Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka kararı ile neyi amaçlıyor, Kararın dünyaya yansımaları nasıl olacak, Karardan en fazla etkilenecek ülkeler hangileri, ABD’nin hedefi Hürmüz üzerinden Çin’i saf dışı bırakmak veya kendisine bağımlı bir hale getirmek mi? Amasya Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (AÜSSAM) Müdürü Dr. Yusuf Bahadır Keskin, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi.

ABD’Yİ MASAYA OTURTMAYA MECBUR BIRAKAN EN ÖNEMLİ GELİŞME!
Hürmüz Boğazı’nın, savaş öncesi tahmin edildiği şekilde hem ateşkes başlıklarının hem de savaş sürecinin en önemli belirleyicisi olduğunu aktaran Dr. Yusuf Bahadır Keskin, “Bu konuda İran yönetiminin hesapları büyük ölçüde tuttu. Her ne kadar karşısındaki düşman ABD ve müttefiki İsrail dünyanın gelmiş geçmiş belki de en büyük savaş aygıtına sahip olsalar da sahadaki gerçeklikler göz önünde tutulduğunda bu üstünlük Washington’a istediğini alma noktasında yeterli olmadı. Küresel petrol arzının ana damarı niteliğini taşıyan Hürmüz Boğazı, sadece buradan gemi geçişlerini önleme noktasında değil; küresel enerji fiyatlarını belirleme noktasında da etki yarattı. ABD’yi, saldırıları durdurup masaya oturmaya mecbur bırakan en önemli gelişme de budur.” ifadelerini kullandı.
“ETKİLERİ COĞRAFİ SINIRLARI BUHARLAŞTIRDI”
Dr. Keskin, savaşın etkilerinin; coğrafi sınırları buharlaştıran ve Japonya'daki işletme sahibinin internet bağlantı hızından tutun, Panama'daki öğrencinin yurt masrafına kadar dünya üzerindeki herkesin yaşamını doğrudan etkileyen bir sonuç doğurduğunu belirterek, şunları kaydetti, “Tabii ki en önemli belirleyici bu bireysel etkilenmelerden ziyade küresel sonuçlar. Hürmüz Boğazı'nda oluşacak bir istikrarsızlık doğudaki küresel aktörlerin enerji güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. İran petrolünün en büyük alıcısı Çin başta olmak üzere enerji vanalarının kapanması; bu ülkeleri ciddi şekilde zor duruma düşürdü. Hindistan, Japonya, Güney Kore başta olmak üzere enerji krizinden ciddi şekilde etkilendiler. Bunların önemli bir kısmı ABD'nin müttefiki.”
“RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI’NDAKİ YAPTIRIMLAR ESNETİLMEK ZORUNDA KALDI”
Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Rusya'ya yönelik yaptırımlar kapsamında başta Hindistan ve Güney Kore olmak üzere aktörlerin Rus petrol ve gazını almaması yönünde Trump yönetiminin bir baskı inşa etmeye çalıştığını hatırlatan Dr. Keskin, “Bugün ise bu yaptırımlar esnetilmek zorunda kaldı. Yani sadece İran-ABD-İsrail Savaşı’nın değil diğer meselelerin, sorunların da etkilendiği bir adım oldu, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması. En önemli noktalardan biri de Hürmüz Boğazı'nın iç tarafında kalan körfez ülkelerinin durumu. Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler ABD'nin köklü müttefikleri. ABD geleneksel olarak petro-dolar sistemi karşılığında bu aktörlere güvenlik garantileri vaat ediyordu. Bugün hem bu güvenlik garantilerinin çalışmadığını, işlemediğini görüyoruz hem de ABD'nin hegemonyasını pekiştiren petro-dolar sisteminin ve ABD'nin küresel piyasalar için geçerli para birimi olmasının hatta ABD tahvillerinin önemli, güvenli, tercih edilen bir yatırım aracı olmasının da ciddi şekilde sekteye uğradığı bir süreç ortaya çıktı Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla birlikte.” şeklinde konuştu.
“AMAÇ BÜTÜN ZARARLARININ KARŞILANMASI”
Dr. Keskin, ABD’nin ve Trump’ın abluka kararındaki amacının bütün zararlarının karşılanması olduğunu vurgulayıp, şunları söyledi, “Tahran'ın, Hürmüz Boğazı'nı ABD ve müttefiklerini kapatıp kendi yanında duran veya tarafsız kalan aktörlere açma politikası var. Tahran yönetiminin, buna karşılık vermek, ‘Ben kullanamıyorsam siz de kullanamazsınız’ diyerek karşı blok üzerindeki baskıyı arttırmak, bir baskı inşa etmek amacı var. Yani buradan İran riyali veya Çin yuanı ile petrol-doğalgaz alıp götürmek isteyen ticari unsurlara müdahale edilecek muhtemelen temel amaç bu.”
“EKONOMİK BOĞMA STRATEJİSİ ETKİN ŞEKİLDE SAHAYA YANSIYACAK”
Abluka sonucu Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılması durumunda İran'a yönelik ekonomik boğma stratejisinin etkin şekilde sahaya yansıyacağını vurgulayan Dr. Keskin, “İran’ın, bütçe gelirlerinin en önemli kaynağı biliyoruz ki petrol ve doğal gaz ihracatı. Bunun sıfırlanması, Tahran yönetimini çok ciddi bir ekonomik çöküşe zorlayacaktır ve maksimum baskı 2.0 politikasını ki bu Trump'la özdeşleşmişti. Bunu daha güçlü bir noktaya getirebilir. Aynı zamanda sadece petrol unsurları boyutuna bakmamak lazım. Mesela Yemen'deki Husilere yönelik İran'dan giden destekleri, milis gruplara giden finansal veya işte lojistik askeri desteği deniz yoluyla kontrol etmeyi de mümkün kılarak İran'ın milis gruplarla bağlantısını keserek vekalet savaşlarındaki gücünü zayıflatma arayışı da olabilir. Bunları da hesaba katmak lazım.” değerlendirmesinde bulundu.
“ENERJİ FİYATLARINDA KISA SÜRELİ HİPERENFLASYON RİSKİ ORTAYA ÇIKABİLİR”
Dr. Keskin, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılmasının dünyaya yansımalarını ise şu şekilde yorumladı, “Enerji şoku derinleşecek. Enerji şokunun dünyanın geri kalan kısmında, küresel enerji piyasalarında daha derin şekilde hissedilmesi, belki küresel enerji fiyatlarında kısa süreli bir hiperenflasyon riski ortaya çıkarabilir. Çünkü petrol ve doğalgaz arzında ani kesintiler yaşanabilir. Küresel bir enflasyon dalgası yaratma ihtimali aynı şekilde. Maliyetlerin artışıyla tüm tüketim mallarına yansıyacağı için merkez bankaları faiz politikalarında daha kaotik bir sürece girebilir. Doğal olarak lojistik dediğimizde sigorta ve navlun maliyetlerinde de patlama yaşanabilir. Deniz taşımacılığında risk primlerinin yaklaşık 10 kat arttığını gördük savaşın başlamasıyla. Bütün bu süreç enerji ve öğretim krizinin birleşmesiyle genel bir durgunluk, küresel bir resesyon yaratabilir. Bu da bizi tıpkı diğer iki dünya savaşı öncesi olduğu gibi jeopolitik kutuplaşmanın daha da keskinleştiği bir sürece doğru yönlendirecek.”
BÖLGESEL VE KÜRESEL ANLAMDA ETKİLENECEK ÜLKELER
İran’ın, Hürmüz Boğazı üzerinden sağladığı fayda göz önünde bulundurulduğunda abluka kararından en çok etkilenecek aktör olacağını belirten Dr. Keskin, “Tabii bu sürecin en çok etkileneceği bir diğer aktör olan Çin; petrol ve doğal gaz ithalatının büyük kısmını bu bölgeden yapıyor ve enerji güvenliği doğrudan Hürmüz’e bağlı olan en büyük ithalatçı konumunda. Onun dışında hızla büyüyen ekonomisi için çok fazla enerjiye ihtiyaç duyan ve bunun %60’tan daha fazlasını körfezden sağlayan Hindistan çok fazla etkilenecektir. Onun ardından da Japonya ve Güney Kore gibi Doğu Asya'nın sanayi devleri bu konuda önemli sorunlar yaşayacaklar. Çünkü Hürmüz üzerinden gelen tankerlere büyük ölçüde bağımlı iki aktör. Biraz daha dolaylı etkilere baktığımız zaman Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Rusya'ya yönelik ablukaya büyük önem veren Avrupa Birliği ülkeleri sorun yaşayabilir. Hem enerji fiyatlarının artışı hem de Rusya üzerindeki yaptırımların azalması bu Avrupa Birliği ülkelerine savaşın maliyetlerini daha da artırıyor. Bunun dışında bölge ülkeleri yine bu süreçten doğrudan etkilenecekler. Irak, Kuveyt, Katar bu üç ülke coğrafi olarak Basra Körfezi’ne hapsolduğu için petrol ve enerji çıkışı için Hürmüz'den başka çok fazla alternatifleri yok. Ama tabi Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'da kısmen boru hatlarına sahip olsalar da ana ticaret notaları kapanacağı için devasa gelir kaybı ve aynı şekilde güvenlik riskiyle karşılaşacak aktörler. Şunu da eklemek lazım dünya üzerinde baktığımızda bir kıyas yaparsak Türkiye güvenli bir bölge olarak ön plana çıkabilir bu süreçte.” ifadelerine yer verdi.
PEKİN YÖNETİMİ ÜZERİNDE ETKİN ŞEKİLDE KULLANILABİLECEK UNSUR
Dr. Keskin, bugün küresel enerji vanalarını kontrol eden aktörün; Çin üzerinde büyük bir güç sahibi olacağının altını çizerek, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Çin'in sanayi çarklarını döndüren petrol ve doğal gazın geçişini de kontrol etmek, aynı şekilde Çin üzerinde bir üstünlük kurmak anlamına geliyor. Pekin yönetimine ‘İstediğim an vanaları kapatırım’ tehdidi, Pekin yönetimi üzerinde etkin bir şekilde kullanılabilir.”
“ÇİN ABD’YE BOYUN EĞEBİLİR”
Çin denildiği zaman akıllara aynı zamanda ‘enerji obezi’ bir ülke geldiğini anımsatan Dr. Keskin, “Enerji güvenliği için ABD ile uzlaşmak zorunda kalan Çin, ABD'nin siyasi, askeri, jeopolitik anlamda belirlediği bölgesel düzene boyun eğebilir. Bu işin alternatif etkileri olduğuna değinmek gerekebilir. Çin sanayisinin enerji maliyetlerini arttırdığı için küresel piyasalardaki Çin mal hakimiyeti zayıflatabilir, Pekin'i daha pahalı, daha verimsiz karasal enerji hatlarına mecbur bırakabilir.” dedi.
“SİSTEMİK MÜCADELENİN ÖNEMLİ SATRANÇ HAMLELERİNDEN BİRİSİ”
Abluka kararının aynı zamanda küresel ticaretin en büyük aktörü olan Çin üzerinde dolar hakimiyetini dayatabileceğini vurgulayan Dr. Keskin, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Çin'in diğer ülkelerle kendi para birimiyle ticaret yapma girişimlerini boşa çıkarabilir. Aynı zamanda son dönemde biraz daha sık dillendirilen Çin'in Orta Doğu'da artan diplomatik etkisini askeri, sert güçle gölgeleme amacı da olabilir. Burada 7 Ekim öncesi Suudi Arabistan ile İran normalleşmesi sürecinde Çin'in diplomatik etkisini hepimiz hatırlıyoruz. Aslında bu abluka kararını sistemik mücadelenin önemli satranç hamlelerinden birisi olarak okumak lazım.”