Yeni Birlik Gazetesi Röportaj Trump İran’a yönelik nükleer tehdit meselesini neden gündemde tutuyor?

Trump İran’a yönelik nükleer tehdit meselesini neden gündemde tutuyor?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılara karşılık İran da hem savunma hem de saldırıya dönük hamlelerini sürdürüyor. ABD Başkanı Donald Trump ise İran saldırılarında nükleer altyapı ve nükleer tesislere saldırı kartını tehdit unsuru olarak kullanıyor. Amerikan uçakları da geçtiğimiz günlerde İran'ınNatanznükleer tesisini vurdu.

MUHABİR: Gökhan Erek

GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER - ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik nükleer tehdit meseleni gündemde tutma gerekçelerini yorumlayan Güvenlik ve Dış Politika Uzmanı Dr. Ayhan Sarı, “Savaşın başlangıcına gittiğimizde, Umman’daki görüşmelerde ABD’nin iki temel talebi vardı: Birincisi İran’ın nükleer programını durdurması, yüzde altmışın üzerinde zenginleştirdiği uranyumları teslim etmesi ya da başka bir ülkeye taşıması; ikincisi balistik füze programına son vermesi. ABD bu iki maksimalist taleple masaya oturdu, görüşmelerden sonuç çıkmadı ve savaş başladı. Dolayısıyla Amerika bu savaştan bir çıktı elde etmek istiyorsa bu iki meselenin çözüme kavuşması gerekiyor. Aksi hâlde hem dünya kamuoyu hem İran hem de Amerikan iç kamuoyu, Trump’ın bu savaşı kaybettiğini dillendirecek.” dedi. 

NÜKLEER TEHDİDİN PERDE ARKASI

Peki ABD Başkanı Donald Trump nükleer meselesini neden bu kadar çok gündemde tutuyor, Trump’ı İran’a saldırtan ve nükleer tehdit kartını ön plana çıkartan itici güç kim, ABD’yi İran’a yönelik kara harekâtına zorlayan unsurlar neler, ABD ve İsrail’in İran’a savaş ilanında Epstein Olayları’nın etkisi ne? Güvenlik ve Dış Politika Uzmanı Dr. Ayhan Sarı, Yeni Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi. 

ABD’NİN İKİ TEMEL TALEBİ

İran-ABD-İran Savaşı’nın başlangıcına gidildiğinde, Umman’daki görüşmelerde ABD’nin iki temel talebinin olduğunu hatırlatan Dr. Ayhan Sarı, şunları kaydetti:

“Birincisi İran’ın nükleer programını durdurması, yüzde altmışın üzerinde zenginleştirdiği uranyumları teslim etmesi ya da başka bir ülkeye taşıması; ikincisi balistik füze programına son vermesi. ABD bu iki maksimalist taleple masaya oturdu, görüşmelerden sonuç çıkmadı ve savaş başladı.” 

“YAŞANAN SAVAŞTAN BİR ÇIKTI ELDE ETMEK İSTİYORSA…”

Dr. Sarı, ABD’nin yaşanan savaştan bir çıktı elde etmek istiyorsa; İran’dan nükleer konusundaki taleplerinin karşılanması ve balistik füze programına son verilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bu iki meselenin çözüme kavuşması gerekiyor. Aksi hâlde hem dünya kamuoyu hem İran hem de Amerikan iç kamuoyu, Trump’ın bu savaşı kaybettiğini dillendirecek. Trump da bunu bildiği için iki konuda somut sonuç almak istiyor: nükleer kapasiteyi yok etmek ve balistik füze üretimini sınırlandırmak.” şeklinde konuştu. 

PLANLAR TUTMAYINCA YENİ SEÇENEKLER DEVREYE ALINDI

Trump’ın başlangıçta hedeflerine farklı bir yoldan ulaşmak istediğini aktaran Dr. Sarı, şunları söyledi:

 “Plan, İran’da rejimi değiştirmek ve yeni gelen yönetimin kendi eliyle zenginleştirilmiş uranyumları teslim etmesini, nükleer tesisleri durdurmasını, balistik füze üretimini sonlandırmasını sağlamaktı. Trump bunu bir iki gün içinde gerçekleştirebileceğini sandı ancak olmadı. Bunun üzerine ikinci seçeneğe geçildi: doğrudan askeri operasyon. B-2 bombardıman uçakları ve sığınak delici mühimmatlarla saldırılar düzenlendi. Ancak İran’ın tesislerinin kayalar içinde çok daha derinlerde ve korunaklı olduğu görüldü. Havadan ne tesisler tam anlamıyla yok edilebildi ne de balistik füze üretimi durdurulabildi.”

MASADAKİ KART KARA OPERASYONU 

Güvenlik ve Dış Politika Uzmanı Dr. Ayhan Sarı

Dr. Sarı, ABD için şu anda masadaki kartın, kara operasyonu olduğunu vurgulayıp, “Bu noktada İsrail’in de çok ciddi teşvikleri var. Trump’ı hem saldırı kararında hem de çatışmanın sürdürülmesinde sıkıştırdıklarını düşünüyorum. Trump’ın bu süreçte tamamen özgür bir iradeyle hareket ettiğini söylemek güç. Önümüzdeki dönemde çok kritik bir süreç bizi bekliyor. Trump’ın yeni bir maceraya kalkışma ihtimali yüksek ama bu, çok daha büyük bir bataklığa saplanma riskini de beraberinde getiriyor. Trump, havadan yapamadığını karadan yapmayı deneyebilir. Eğer bu iki meseleden birinde özellikle uranyum zenginleştirme ve nükleer tesislerin tasfiyesinde somut bir başarı elde edebilirse, bunu iç kamuoyuna “zafer” olarak sunup savaştan çıkabilir.” ifadelerini kullandı. 

İŞGALCİ İSRAİL VE EPSTEİN OLAYLARI’NIN TRUMP’A ETKİSİ

Trump’ın, bu kadar büyük bir riski göze almasının, Amerikan askerlerine ve milyarlarca dolarlık mühimmata mal olan, sonucu belirsiz maceraya girişmesinin ana katalizatörünün İsrail olduğunu belirten Dr. Sarı, şunları söyledi: 

“Siyonistlerin Trump’ı köşeye sıkıştırmak için iki önemli koz kullandığını görüyoruz. Birincisi Epsteinbelgeleri. Trump hakkında ne tür görüntüler, fotoğraflar ya da bilgiler varsa, bunlar Trump’ı ciddi biçimde köşeye sıkıştırmak için kullanılıyor. Siyonistlerle Trump arasında bir gerilim yaşandığında, bu belgelerin Wall Street Journal ve New York Times gibi Siyonist etkisinin güçlü olduğu mecralarda gündeme geldiğini görüyoruz.”

“SUİKAST MESELESİ ÇOK ÖNEMLİ!”

Dr. Sarı, Trump’ı sıkıştıran ikinci kozun ise Epstein meselesi kadar önemli, belki ondan da önemli ama o kadar konuşulmayan suikast meselesi olduğunu vurgulayıp, “Şunu unutmayalım Trump, seçilmeden birkaç ay önce kafasını milimetrik bir hareketle çevirmesiyle suikastten kurtuldu. Yine unutmayalım, ABD tarihinde benzer suikastler yaşandı. Bunların en ünlüsü Kennedy Suikasti’dir. Kennedy güçlü bir başkandı, güçlü bir ailenin mensubuydu; buna rağmen büyük ölçüde İsrail ve Siyonistlerle karşı karşıya geldiği için suikaste kurban gitti. Öte yandan, Trump’ın bu kararlarından birkaç ay önce Charlie Kirk gündüz vakti seyircilerin önünde vahşice öldürüldü. Trump’ın yakın destekçisiydi ve öğrendiğimize göre öldürülmeden kısa süre önce Siyonistlerle karşı karşıya gelmişti. Bu bağlantı Amerika’da o kadar güçlü bir algı yarattı ki Netanyahu çıkıp “Biz öldürmedik” demek zorunda kaldı. Ben o zaman şunu söylemiştim Charlie Kirk üzerinden Trump’a mesaj veriliyor söylediklerimizi yapmazsan senin sonu da böyle olur.” ifadelerine yer verdi. 

“DİREKSİYONUN BAŞINDA TRUMP VAR AMA…”

Yaşanan gelişmelerin sonucu olarak Trump’ın, 2026 seçimlerinde kaybetmesine yol açabilecek İran macerasına sürüklendiğini dile getiren Dr. Sarı, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: 

“Direksiyonun başında Trump var gibi görünüyor ama elleri, kolları ve beyni başkaları tarafından kontrol ediliyor izlenimi veriyor. Bu da bizi çok daha tehlikeli bir sürece sokuyor. Trump, kendisi ve Amerika için son derece irrasyonel, ama İsrail ve Siyonistlerin işine gelecek bir kara harekâtına savrulabilir.”